Bir insanı sizin için değerli kılan onunla nasıl tanıştığınız da oluyor. Mesela üniversitenin ilk zamanları, ki o zamanlar dergi okumayı önemsemeyen ben, kendimi Kafkaokur'un o zamanlarda iki ayda bir çıkan dergilerinden birine uzanırken buldum. Füruğ... O günü hiç unutmuyorum. Denize karşı gün batmak üzere başlıyorum okumaya, denize karşı artık gün batmış ben yine sayfaları karıştırıyorum teker teker.
Efkarını, hüznünü, çaresizliğini, aşkını, tutkusunu sessiz bir isyanla anlatıyordu Füruğ. Ne bileyim sevmiştim işte. O dergiden sonra şiirlerini karıştırırdım ve hala okurum. Peki buraya kadar neden mi anlattım?
Makbule Aras Eyvazi, Füruğ Ferruhzad'ın şiirlerinin çevirmenliğini yapmış şanslı kişi, "Başa Dönemeyiz" eserinde Füruğ'un hayatını anlatıyor bize. Kimi zaman kendi (Füruğ'un) gözünden, kimi zaman sevdiği erkeklerin gözünden. Bir nevi bir kadını anlatıyor bize. Evlat olan, eş olan, sevgili olan kadını... Tabi konu Füruğ olunca bu kısacık romanı elimizde şiir varmışçasına okuyoruz. Evet, şimdi biraz da Füruğ...
Sevmiş, bunu en saf şekliyle dile getirmiş; hüzünleriyle baş başa kalmış. Bütün bir mutluluk dilememiş, her şeyin yarısına, azına razı olmuş. Tüm haykırışını şiirle yapmış.
"Şiir ruhun sesi bana göre. Her şey yitip gitse de şiir kalacak, ses kalacak, ses zamansızdır." (syf:17)
"İnsanın yaşadıklarından öğreneceği şey, öyle çok karmaşık filan değil Behruz, çok basit! Kendini acıya bırakmak! İnsan acıdan kaçmaya çalışmak yerine acıya dayanmayı öğrenmeli. İşte ben de onu yapıyorum. Bütün hayatım boyunca acı çekmeyi öğrenebilirsem ne mutlu bana. Sonunda hayata borcuma ödemiş, sınavımı vermiş olurum. Belki bir daha döndüğümde daha kolaylaşır hayat, belki öğrendiklerim yolumu açar da felek, başka şeyler görme fırsatı sunar bana" (syf:36)
Erken yaşta öleceği