Fadime

Yeniden Doğuş
Puan vermedi·120 syf.·
2025 25. kitabı
Bir insanı sizin için değerli kılan onunla nasıl tanıştığınız da oluyor. Mesela üniversitenin ilk zamanları, ki o zamanlar dergi okumayı önemsemeyen ben, kendimi Kafkaokur'un o zamanlarda iki ayda bir çıkan dergilerinden birine uzanırken buldum. Füruğ... O günü hiç unutmuyorum. Denize karşı gün batmak üzere başlıyorum okumaya, denize karşı artık gün batmış ben yine sayfaları karıştırıyorum teker teker. Efkarını, hüznünü, çaresizliğini, aşkını, tutkusunu sessiz bir isyanla anlatıyordu Füruğ. Ne bileyim sevmiştim işte. O dergiden sonra şiirlerini karıştırırdım ve hala okurum. Peki buraya kadar neden mi anlattım? Makbule Aras Eyvazi, Füruğ Ferruhzad'ın şiirlerinin çevirmenliğini yapmış şanslı kişi, "Başa Dönemeyiz" eserinde Füruğ'un hayatını anlatıyor bize. Kimi zaman kendi (Füruğ'un) gözünden, kimi zaman sevdiği erkeklerin gözünden. Bir nevi bir kadını anlatıyor bize. Evlat olan, eş olan, sevgili olan kadını... Tabi konu Füruğ olunca bu kısacık romanı elimizde şiir varmışçasına okuyoruz. Evet, şimdi biraz da Füruğ... Sevmiş, bunu en saf şekliyle dile getirmiş; hüzünleriyle baş başa kalmış. Bütün bir mutluluk dilememiş, her şeyin yarısına, azına razı olmuş. Tüm haykırışını şiirle yapmış. "Şiir ruhun sesi bana göre. Her şey yitip gitse de şiir kalacak, ses kalacak, ses zamansızdır." (syf:17) "İnsanın yaşadıklarından öğreneceği şey, öyle çok karmaşık filan değil Behruz, çok basit! Kendini acıya bırakmak! İnsan acıdan kaçmaya çalışmak yerine acıya dayanmayı öğrenmeli. İşte ben de onu yapıyorum. Bütün hayatım boyunca acı çekmeyi öğrenebilirsem ne mutlu bana. Sonunda hayata borcuma ödemiş, sınavımı vermiş olurum. Belki bir daha döndüğümde daha kolaylaşır hayat, belki öğrendiklerim yolumu açar da felek, başka şeyler görme fırsatı sunar bana" (syf:36) Erken yaşta öleceği
Edebiyat
Başa DönemeyizMakbule Aras Eyvazi · Yapı Kredi Yayınları · 2022360 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·626 syf.·
2024 12. kitabı
"Hikayeler, yaşanmış ya da yaşanması muhtemel olaylar zinciridir." Bu söz, lisede edebiyat dersinde aklımda kalan sözlerden biri olmuştur. o zamanlardan bu zamana ne zaman elime bir kitap alsam "Yazar nerede acaba?" derim. Ve elbette Jane Eyre'de de bunu aradım. Küçük yaşta öksüz ve yetim kalan, Charlotte Bronte'nin 1847' de yarattığı karakterin hikayesi Jane Eyre, Victoria dönemi İngiltere'sinde geçiyor. O dönem kadın yazarlar dikkate alınmadığı için başlangıçta bu kitap "Currer Bell" adıyla yayımlanmış. Bronte kardeşlerin büyüğü olan Charlotte, bu kitabında kendi yaşamından izler bulmak mümkün. Yatılı okulda kalıyor oluşu, sevdiği bir arkadaşını hastalıktan kaybedişi (kendisi de kardeşlerini yatılı okulda kaldığı zamanlarda tüberküloz nedeniyle kaybetmiş), öğretmenlik yapması gibi... Şimdi kitabın konusuna geçmek istiyorum. Genellikle okuduğum kitaplarda kitapta öne çıkan üç ayrı konu bulmaya çalışırım. Bu kimi zaman üç karakter olur kimi zaman da üç ayrı olay olur. Bu kitapta da ana karakter üzerinden seçtim konularımı. Bunlardan ilki: kadın. "Onlardan daha ayrıcalıklı olan erkeklerin, 'Kadınlar, yemek pişirip çorap örmek, piyano çalmak, nakış işlemekle yetinsin demeleri dar kafalılıktır! Bir kadın, geleneklerin kendisi için yeterli saydığı şeylerden daha fazlasını yapmak, öğrenmek isterse onu kınamak, alaya almak düşüncesizliktir." Jane Eyre, yetim ve öksüz kaldığı dönemde yengesi tarafından sahipleniliyor. Tabi buna sahiplenilmek denirse... Zaten kısa bir zaman sonra yatılı bir okula kaydı yapılıyor. Başlangıç elbette her zamanki gibi zor. Gel gör ki öğrenci olarak kalmaya başladığı bu okulda, Jane Eyre öğretmenlik de yapıyor. 18 yaşını doldurduğu zaman hayatını kurmak üzere ayrılıyor okuldan. Mürebbiye olarak çalışmak için başvuruyor bir takım yerlere. Burada
Edebiyat
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042,1bin okunma
Puan vermedi·314 syf.·
2021 51. kitabı
Aklımda Denemeler üzerine bir inceleme yapmak yoktu. Fakat bir şey beni itti buna ve "Konuşmalıyım" dedim. Bu yüzden tam anlamıyla bir inceleme olmayacak sevgili okur, bunu bilmeni isterim. Eline bir kalem al, bir de kağıt. "Elini hiç kaldırmadan aklına gelenleri yaz," desem ne yazardın? Daha önce denedin hiç yazmayı? Ya da şöyle yapalım, bir konu belirleyelim; Dostluk, Aylak Ruhlar, Tanrılar Üstüne, Vicdan Üstüne, Ruh ve Beden Hazları, Cinsel Yanımız, Varlık ve İnsan, Ölümün Tadına Varmak ... Bu konular Montaigne'nin yazdığı yazıların başlıklarından birkaçı sadece. Bir de birkaç konu ben ekliyorum simdi; "Tutku" örneğin. Ne yazardın sen? Ben tüm hücrelerimde hissetmek derdim. Kimileri denizde birkac kulaç atar, kaç saat yüzdüğünü söyler; ben kulaçlarımda özgürlüğü hissederim... Tüm hücrelerimde... "Karanlık" mesela. Nedir karanlığın rengi senin için? Benim için gridir. Siyah ile beyaz arasındaki o renk var ya , kararsızlık, o nokta tam da karanlıktır benim için. "Düşünen kalp, hisseden beyin" sen de ne çağrıştırıyor? Kişi, nesne, renk, olay, duygu... (benim düşüncem içimde kalmalı...) Ya da şu parçayı sen dinleyince ne hissedersin? (Virginio Aiello-Van Gogh) youtu.be/l-fxH--8LFI Konular, başlıklar uzar, gider böyle... Sen yaz ve kalemin sustuğunda kapat defteri. Biraz zaman tanı kendine ve o zamanı bitirdiğinde aç yeniden. Bak "kendi"ne. Bu yazı sen misin? İşte Montaigne'nin yazmasındaki amaca geldim su an: "Kendini tanı!" Ona göre kimse kimseyi değil, en önce kendini tanımalı insan. Kitabı açtığında hissedeceksin bunu. Rahat bir şekilde düşünmüş, kimseyi küçümsemeden söylemiş. Ve gariptir ki insanın kendinden çözümleyemediği farkında olmadığı köşeleri aydınlatmış. İçsel yolculuğuna kendi üzerinden bir ayna tutuyor adeta. Kitabı okuyorken sanki onunla
DenemelerMontaigne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202065,6bin okunma
"Değerli Bir Hikaye"
9/10
·101 syf.·
2021 33. kitabı
Birkaç sene önce bir arkadaşım bana "Senin ismin İnci olmalıymış" demişti. Nedeni incinin "değerli" olması imiş. Bu kitabı okumaya başlamadan önce aklıma bu konuşma geldi. "Değerli bir hikaye okuyacağım öyleyse," dedim ve başladım okumaya... Minik bir kasabada yaşayan anne, baba ve bir çocuktan oluşan yoksul bir ailenin hikayesidir. İnci avcısı Kino'nun, babanın, bebeğini bir akrebin sokması ile başlar hikaye... Öyle bir yerdir ki doktor yoktur bu kasabada ve çağırmak isteseniz gelmez istemez. Çaresiz babanın elinden gelen tek şey doktorun ayağına gitmektir. Doktorun ayağına gider ancak... Hikayenin bu kısmı beni en çok duygulandıran kısımlarından biri oldu. Doktorun hastaya bakabilmesi, hasta yakınının cebindeki para ile ölçülmekte çünkü. Para... yok tabi. Öyleyse tedaviye de gerek yok! Para bulma umuduyla işine, denize, gider Kino. Denizin derinliklerine dalar; derine, en derine... Ve tuhaftır ki hayal edemeyeceği büyüklükte bir inci bulur. İnci demek; para demektir, sağlık demektir, umut demektir. Fakat bir martı yumurtası büyüklüğündeki inci,dünyanın en büyük incisi, hayatlarını kökten değiştirebilecek bir umut demektir. İşte o zaman güzel bir ezgi başlar. İncinin ezgisi, ailenin türküsü ile birleşmiş ve güzelleşmiştir. Artık inci ile beraber ailenin hayatı kökten değişir. Hayaller başlamıştır. Evlenilecek, güzel kıyafetler alınacak, çocukları okuyacak, öğrenecek ve onlara da öğretecektir.  Aile içinde durum böyle iken dışarısı ne alemde peki? Kitabın akışı ile ilgili daha fazla ilerlemek istemiyorum. Buradaki "inci"den bahsetme sırası geldi. Kino yoksul; inci değerli; inciye sahip Kino artık "güçlü". Güçlü Kino'nun  hayallerini temsil ediyor inci. Ancak güce kavuşan insanın gücü elde ettikten sonraki insanlıktan nasıl çıktığının resmi oluyor adeta. Güce kavuşan
Edebiyat
İnciJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 202349,8bin okunma
Puan vermedi·52 syf.·
2019 10. kitabı
Bu yazarı ilk defa okuyorum ve yazarın bu kitabı kısa bir öyküden oluşuyor. Olağanüstü öğeler bulunuyor kitapta: hayaletler. Kitapta sevgi ve cinsellik üzerine durulmuş. Kitabin ana fikri; cinsellik ancak sevgi üzerine olursa bir anlamı olur, şeklinde yorumlayabilirim. Sevgisiz bir ilişki bedenler öldüğünde bile başka bir dünyada bu sevgisizliği hissediyor. O zaman küçük bir alıntı yapmak istiyorum ben: "... Ama sizi sık sık ziyaret etmesinin sebebi bu. Siz onun vücudunu yok saydınız ve ondan hoşlanmadınız ve o yalnızca yaşayan bir hayaletti. Şimdi o hala büzüşen bir sinir gibi öbür dünyada inlemekte." Keyifli okumalar  :)
Edebiyat
Mutlu HayaletlerD. H. Lawrence · Can Yayınları · 201764 okunma