(...)
Gelgelelim, on beş yaşından sonra futbolu bırakmak zorunda kaldım ve eski yosmalar yaşlanınca olağanüstü erdemli görünmeye özen gösterdikleri; artık aşiftelik edemediklerinden, kendilerinden genç kadınları aşifte olmakla suçladıkları gibi, ben de futbol oynayamayacak yaşa gelince, futbola düşman kesildim. Futbol merakını baltalamak için, elimden geleni yaptım. Portekiz’i yıllarca yöneten diktatör Salazar’ın, “3F” sayesinde ülkesinde egemenlik sağladığını ikide birde anlatıp durdum. Bu 3F’den birincisi Fado (Portekizlilerin bizimkinden kat kat daha güzel olan arabesk müziği), ikincisi Fatima yani din (çünkü 1917’de Fatima adlı bir köyde Meryem Ana üç küçük çocuğa sözde görünmüş ve orası bir hac yeri olmuştu), üçüncüsü de futboldu. Futbola karşı tepkimi ikide birde dile getirerek, bu milletin futbola gösterdiği merakı siyasete gösterseydi, ülkenin birçok sorununun çözümleneceği konusunda nutuklar attım vb.
(...)
Lizbon' a gittiğimde fark ettiğim bir konuyu anlatayım. Belki biliyorsun Deniz, Portekiz'de "Fado" adı verilen bir halk müziği türü var. Fado'nun tam bir çevirisi olmamakla bera ber, kelime anlamı "kader" veya "alınyazısı" gibi düşünülebilir.
Portekiz kadınlarının, artık beklenen yakınlarının geri gelmemesi üzerine denize karşı yaktıkları ağıtlardan türemiştir. Bu nedenle Fado, derin acıların, hüzünlerin, özlemin, nostaljinin, mutluluğun ve aşkın ifade edildiği bir müzik türüdür.
Eyüp’le geçen güzel günleri hatırlattı kendine. Paris’te tanıştıkları günü, birlikte çıktıkları ilk tatili, Lizbon’da kıyıyı döven azgın dalgalara karşı fado dinleyişlerini..
‘Varoluşsal yalnızlık- yalnızca varoluşa tek başımıza atılmamız ve yalnız başına çıkmamız gerekmesinin değil, her birimizin tamamen yalnızca kendi tarafımızdan bilinen bir dünyada yaşamamız gerçeğinin bir sonucu oluşan boşluk hissidir.’