Ruhun Konuştuğu Melodi
instagram.com/p/DW3a8BvjAzM/?... Hayat, bizi her şeyi anlamlandırma telaşıyla yoruyor. Her tabelayı okumak, her cümlenin altını çizmek zorundaymışız gibi bir illüzyon… Oysa bazen; bir kafenin loş köşesinde ya da gece yarısı bir vapurun güvertesinde, dilini bilmediğimiz bir şarkı sızıverir içeri. Ne dediğini anlamayız ama o ses, yıllardır bizi bekliyormuş gibi göğüs kafesimize yerleşir. İşte o an, kelimeler sıkıcı “bilgi taşıyıcılığı” görevinden istifa eder. Vokalist artık bir gramer dizisi değil; rüzgarın uğultusu, yağmurun camdaki vuruşu gibidir. Anlamın bittiği yerde hakikat nefes almaya başlar. Tabii bu derinliğin içinde insanın o şapşal halleri de saklı… Biz o şarkıda kişinin “Kainatın sonsuz boşluğunda yapayalnızım” diye inlediğini sanarken, o belki sadece sabah kaçırdığı otobüsün ardından söyleniyordur. Ama bu cehalet, en büyük özgürlüğümüzdür. Anlamadığımız her şarkı, kendi hikayemizi yazabileceğimiz, boyalarımızı dilediğimiz gibi savurabileceğimiz bembeyaz bir tuvaldir. Kendi dramımıza en yakışan dublajı yapma yetkisi tamamen bize geçer. Sesindeki o ince titreyiş; Portekizce de olsa, İzlandaca da olsa aynı sızıyı bırakır insanda. Moğolca bir ninnide uyuyan bebekle, bir Fado ile uzaklara dalan ihtiyar, aynı görünmez ipliğin iki ucundadır. Belki de bu şarkılar sadece şunu fısıldamak için var: "Birbirinizi gerçekten hissetmek için sözlüklere ihtiyacınız yok." Bir dahaki sefere ne dediğini bilmediğiniz bir melodiye denk gelirseniz, sakın çeviri programlarına sarılmayın. Bırakın kelimeler yabancı kalsın. Hissin sessiz limanında dinlenin biraz. Çünkü en derin sohbetler, tek kelimesini bile anlamadığımız o şarkılarla, ruhun evrensel ana dilinde yapılır. 🤍 Filiz Dilek Yavuzer 🌿
Her insan cenneti ve cehennemi kendi içinde taşır hangisini seçerse diğerine veda eder ben bu soğuk günlerde araftayım cenneti kucaklayamiyorum cehenneme adım atamıyorum araftayım boğuluyorum
Reklam
Hep bir şeyler kalır geriye. Her şey devam etmemeye devam eder. Albert Camus
Edebiyat
Ümit Yaşar Oğuzcan Bir Gün Anlarsın Uykuların kaçar geceleri, Bir türlü sabah olmayı bilmez, Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya Deli eden uğultudur başlar kulaklarında, Ne çarşaf halden anlar, ne yastık Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık, Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın, Onun unutamadığın hayali, Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine, Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu, Şerefin, faziletin, iyiliğin güzelliğin. Gün gelir de, sesini bir kerecik duymak için, Vurursun başını soğuk, taş duvarlara, Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın Duyarsın. Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin Niçin yaratıldığını. Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini Uzun uzun seyredersin aynalarda güzeliğini Boşuna geçip, giden yıllarına yanarsın. Dolar gözlerin, için burkulur Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.
Şiir
– Sessizliğin Dikişleriyle;
Bunu öğrendim senden önce, senden sonra, Yetimhanenin duvarlarından değil, Yüreğimin avlusundan yükseldi sesin. Sen sustuğunda dünya ağlamaya başlar, Ve ben, sustuğumda sadece seni duyarım. Bir kırgınlık düşerse yollarımıza, Bırak fado söylesin bizim yerimize. Çünkü bazı acılar var, Anlatılmaz… sadece taşınır. Gözyaşı bir ustanın elinde şekil alır, Ben o ustayı sen sandım uzun zaman. Meğer her gözyaşı kendi ustasını içinde taşıyormuş, Ve ben artık kendime yakışanı ağlayarak değil, Susarak yapıyorum. Seninle tanışmadan önce gürültüydü içim, Sen geldin… Sessizliğe yer açtım.
İspanyol diktatör General Francisco Franco’ya şöyle bir soru sormuşlar: “Yahu ülkenin yapısı bozuk. Ekonomi kötü, halk perişan. Herkes adaletsizlikten yakınıyor... Ama, hiç isyan yok!.. Bunu nasıl sağlıyorsun?” İspanyol diktatör şu cevabı vermiş: “Bunu 3 F ile sağlıyorum.” Yani Franko, Futbol, Fiesta ve Fado (İspanyol arabeks müziği) ile. Diktatör Franco “Onları yüz binlik beşiklerde uyutuyorum” diyordu. Diktatörün “yüz binlik beşik” olarak nitelendirdiği yerler, stadyumlardı. Franco, baskıcı rejiminden bunalan halkını, ‘futbolla’ oyalıyordu. Franco için futbol; “Kitleleri oyalayan, toplumu siyasi konularda tepkisizliğe iten, ülke gündemini saptıran bir afyondu.” (Alıntı)
Reklam
Reklam