Alçak insan olmaktan vazgeçmeni ve "senin kendin" olmanı istiyorum. 'Sen kendin', diyorum! Okuduğun gazetenin fikri değil, kötü komşunun işittiğin fikri değil, aksine "sen kendin". (sayfa 34)
Sen özgür de değilsin, küçük adam, ve özgürlük nedir, bundan haberin yok. (sayfa 86)
.
Kendin olmak? Sokrates’in “kendini bil” sözünü herkes duymuştur. Peki sen “kendin”i biliyor musun? Kaç kişi kendi düşüncelerinin, yaşayışının, benliğinin farkında diye soruyorum ara sıra kendime. Her yaşayan, nefes alan, uyuyan, uyanan; insani özelliklerini yerine getiren herkes, “kendi” mi? Bunun cevabını şimdi vermeyeceğim.
“Düşünüyorum, öyleyse varım.” Diyor Descartes. Ya düşünemezsek ne olur, “var” mı olmayız? Olsak da nasıl var oluruz. Bir hayvan olarak mı? Bir bitki mi? Yoksa “küçük adam” gibi mi? Sorular sormaktan sıkılmayın kendinize. Var oluşunu elini alamayan insanların, bedensel varlığından başka bir var oluşu olamaz.
.
Kitabımızın yazarından biraz söz etmekte fayda var. Wilhem Reich, Avusturyalı bir psikiyatrist, Carl G. Jung ve Alfred Adler gibi Sigmund Freud’un öğrencisi. Tek farkı diğerleri gibi Freud’un düşüncelerini bırakmayıp onları daha ileri götürmeye çalışmıştır. Oslo’da bir süre hizmet verdikten sonra ABD’ye gitti. Burada ünlü Organ deneylerini yaptı daha sonra komünist geçmişi olduğu için FBI tarafından tutuklandı. Çok fazla iftiraya maruz kaldığı için aslında bu kitabı o iftirayı atanlara hitaben yazdı. En azından okurken öyle anlaşılıyor. 3 Kasım 1957’de de mahkumu olduğu hapishanede öldü. (Hayatı ve çalışmaları ilginçtir merak ediyorsanız Vikipedi’den bakabilirsiniz. Güzel bir anlatımı var.)
.
Kitaba ilk olarak bu “küçük adam”ı tanıtarak başlıyor. Küçük adam: Herkesin kölesi olan, kendine ait bir düşüncesi olmayıp “komşularım ne der” diyerek yaşayan, duruma göre
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Aşkın ıstırabının dindiği anlar olur ama farklı biçimde depreşmek için. Sevdiğimiz kişinin artık bizimle sevgi sellerine kapılmadığını, ilk zamanlarının aşk itiraflarına katılmadığını görüp gözyaşı döksek de asıl daha da acısı, bizde kaybettiklerini başkalarında bulması olur.
Aşk; birine yönelik böylesi bir kaygı nöbetinden, onu tutabilecek miyim yoksa kaçıp gidecek mi belirsizliğinden doğunca kendisini yaratan o altüst oluşun izini taşır, o kişiyi düşündüğümüzde o ana dek gözümüzde canlananların pek azı kalır hatırda.
Bir tek iyimserler intihar eder; artık iyimser olmayan iyimserler…Diğerlerinin, hiçbir yaşama nedenleri olmadığına göre, niçin bir ölme nedenleri olsun ki?