Başın öne eğilmesin,
Aldırma gönül, aldırma;
Ağladığın duyulmasın,
Aldırma gönül, aldırma...
Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar;
Seni bu sesler oyalar,
Aldırma gönül, aldırma...
Sabahattin Ali'nin 1933 senesinde denize sıfır Sinop Cezaevinde yazmış olduğu şiiri.
Okudukça Sabahattin Ali gibi çok değerli bir yazarımızın Bulgaristan sınırında, sopayla hunharca dövülerek öldürülmesi ve şu an mezarının bile nerede olduğunun bilinmemesi geliyor aklıma... Bu topraklardan böyle bir yazar geçti, bir mezarı bile çok gördüler.
Gülümsedim ve kalemi alıp beni bu kadar uzun süre uğraştıran sözcüğü yazdım. Bitirdiğimde onayını almak içi yüzüne baktım ve sayfanın kenarına yazdığım sözcüğe sessizce baktığını gördüm. Öyle uzun zaman hareketsiz kaldı ve düşünceli biçimde baktı ki; sonunda telaşlanıp onu ayağımla dürttüm. Döndü , ellerini omuzlarıma koydu ve gülümsedi.
Yazmayı öğrendiğim yeni sözcük ''A-N-N-E'' idi.
Gitmek üzereyken durdu, tekrar bana döndü.
"Müsaade buyurursanız" dedi, "zatıalinizi haddim olmayarak bir hususta tenvir edeyim (Bilgilendirme) . Teşrif buyurduğunuz
köye hala Çirkince diyorsunuz. Halbuki orası artık Çirkince
tesmiye (Adlandırma) edilmiyor. Kaza kaymakamı ile parti erkanı, devri
cumhuriyette böyle güzel bir vatan köşesinin adını Çirkince
olarak bırakmayı muvafık bulmadılar, Dahiliye Vekaleti'ne
müracaat ederek değiştirttiler. Şimdi oranın ismi Şirince'dir ...
Ya ... Şirince ... "
Tekrar arkasını döndü, beni, bütün lambaları sönmüş
olan istasyonda tek başıma bırakarak, bastonunu sürüye
sürüye uzaklaştı.