Orhan Pamuk, Türkiye’nin uluslar arası piyasadaki en popüler yazarı; bu kesin. Seveni, beğeneni olduğu kadar nefret edeni de hayli fazla. Ben ikisi de değilim. Kafamda Bir Tuhaflık, Pamuk’un son romanı. Benimse okuduğum beşinci Pamuk kitabı. Aralık 2014’te yayımlanan roman epeyce satıyor.
Pamuk’un kitaplarının bir özelliği de bence şudur; çok satar ama az okunur. Bir nevi popüler kültür ürünüdür. Almak sanki bir itibar kazandırır lakin okuma konusunda zayıf kalınır. Kafamda Bir Tuhaflık ise kendini okutan bir roman. Hacimce fazla olmasına rağmen akıcı ve başarılı. Bunu söylemem lazım.
Ne zaman Orhan Pamuk bahsi geçse ben merhum Tarık Buğra’nın bir cümlesini hatırlarım. ‘Keşke, geçim sıkıntım olmasa ve kendimi sadece romanlara verebilseydim’ der büyük romancı Buğra. Bu anlamda Pamuk, tabiri caizse tuzu kurular arasında. Bu rahatlık onun tamamen romanlarına odaklanmasını sağlayabiliyor. Zaten Kafamda Bir Tuhaflık’ı altı seneye yayılan bir süreçte yazmış.
Aslında romanın ismi basbayağı ‘Boza’ ya da ‘Bozacı Mevlut’ olabilirmiş. Belki bozacı-şıracı eşleşmesinden çekindi. Konusu için ne denir bilemiyorum. 1960’larda İstanbul’a gelmeye başlayan Beyşehirli Mevlut ve akrabalarının İstanbul’daki hayatları diyebiliriz. Bu zaman diliminde yoğurtçuluk, bozacılık gibi işler yapan Mevlut’u merkezde tutan roman, onun etrafında amca çocukları, eşi, onun kardeşleri ve İstanbul’a göç etmiş pek çok kişiyi tahkiye ediyor. Adeta bir İstanbul romanı gibi de okunabilir pekala…
Mevlut, iyi birisi. Günahıyla, sevabıyla, cehaletiyle, asaletiyle… Sıradan bir insan ama iyi bir insan, iyi bir eş ve iyi bir baba. Yıllar geçtikçe İstanbul’la birlikte o da dönüşüyor. Pamuk, sadece Mevlut karakterini değil Süleyman’dan, Ferhat’a; Rayiha’dan Samiha’ya kadar pek çok karakter başarıyla resmedilmiş.