Farsça bir deyiş..
𝖠𝗌𝗅𝖺𝗇, 𝗌ı𝗋𝖿 𝖺𝗍𝖺 𝗄𝗈𝗋𝗄𝗎𝗌𝗎𝗇𝗎 𝗁𝖺𝗍ı𝗋𝗅𝖺𝗍𝗆𝖺𝗄 𝖺𝗆𝖺ç𝗅ı 𝖽𝖺 𝗈𝗅𝗌𝖺 𝖺𝗋𝖺 𝗌ı𝗋𝖺 𝗄ü𝗄𝗋𝖾𝗆𝖾𝗅𝗂𝖽𝗂𝗋.
Sayfa 170
Edebiyat
Agâh Sırrı Levend'in mükemmel yazısı
MEHMET EMİN YURDAKUL'UN KİŞİLİĞİ Agâh Sırrı Levend Bir toplumda beliren yeni düşünce akımlarını, değişen edebiyat ve sanat hareketlerini, kendilerini meydana getiren nedenleri incelemeden, yalnız görünüşlerine bakarak açıklamaya çalışmak çok yanıltıcı olur. Kişisel bir heves ürünü gibi görünen bir eserin bile, sonradan yeni bir devrin başlamasına yol açtığı, bir toplum hareketinin müjdecisi olduğu görülür. Değişme ihtiyacını yaratan nedenler çeşitlidir: Toplumun yapısı, ansızın gelen bir felâketle, ya da uzun süren yıpratıcı bir savaşın doğurduğu bezginlikler ve bunalımlarla sarsıntılar geçirir. Bu hal devrimlere ve köklü değişmelere yol açar. Politikada, yönetimde, ekonomide, bilimde ve teknikte beliren bu değişiklik, -elbet sanatta da kendini gösterecek, edebiyat da toplumdaki bu değişikliği adım adım izleyecektir. Değişme isteği, bu gibi büyük sarsıntılar olmaksızın da doğabilir: Uzun süre içine dönük, kendi sınırlan içinde kapalı yaşayan bir toplumda, dışarıdan sızan yabancı etkilerle, yenileşen zamana uyma ihtiyacı belirir. Bu etki altında yeni bir devir açılır, yeni bir hayat başlar. Aydınlar bu yeni hayatın felsefesini yapmaya koyulurlar. Birtakım kurallar ortaya atarak, halkın bu yeniliği benimsemesinde önayak olurlar. Edebiyat da bu yeni hayatı bütün yönleriyle yansıtmaya çalışır. Yenilik değişmez bir değer ölçüsü değildir. Bir süre beğenilip sanat çevrelerini kaplayan bir akım, taklitçiler çoğaldıkça yıpranıp usanç verir. Daha eskiye dönüldüğü gibi, eskiyi temelinden yıkan yeni cilveler de gösterebilir. Yeninin her zaman eskiden daha alımlı ve daha üstün olması gerekmez. Geçici bir heves ürünü de olabilir. Eski edebiyatta «garabet» diye adlandırılan bu zorlama yenilik sevimsiz görünür. Bir aralık taklit edenler çıksa da, uzun süre tutunamaz, yerini başka
Reklam
AĞAÇ KASÎDESİ’NDEN Halil Nihad Boztepe Vatanda dilsize döndüm değilken ehli sükût Yerindedir bana put demek yürür bir put Lakırdı etmeye vermez aman lisaniyyun Azaldı bende tahammül tükendi sabrı sükun Yanımda söyleşiyorlar garip bir lehçe Bir ismi var:Ulusal dil denir fakat bence Ne şivei arabidir ne şivei Türki Japonca Çince mi asla bu öyle bir dil ki Ne anlıyor onu alim ne anlıyor cahil Bir etti alimi cahille memlekette bu dil Bu yeryüzünde müsavat olursa böyle olur Uyup havasına cehlin ve görmeyip mahzur Bütün lügatleri attık bırakmadık bir tek Arapçadır diyerek Ya acemcedir diyerek Hayalü hatıra gelmezdi böyle hengame Lisanda kalmayacakmış yabancı bir kelime Biraz sizin gibiyim, serde dilcilik vardır. Yerinde “baş” diye yazdım, yerinde “ser” yazdım İnad edip dediniz siz “sü”, ben dedim “asker!” Siz “er” dedikçe dövündüm dedim “nefer”, yazdım Dedikçe siz “general” arttı hasretim “paşa”ya! Kebab olup ateşinden yanan ciğer, yazdım! Kurum demek duruyorken denir mi cemiyet? Kurul denilmeli, zira Arapçadır heyet! Bununla kaldı da zannetme, Garbı etti Batı! Onun da çehre-i memsuha(!) döndü bak suratı! Neler değişmedi, dünya değişti, oldu Acun!
Bilgi Zehirlenmesine Sebeb olabilir
Kurban, Arapça bir kelime. Arapça ve İbraniceye Aramiceden geçmiş. Hz. İsa'nın ana dili. Bu gün yeryüzünde yalnızca Şam'ın Malule Köyünde konuşuluyor. Eğer hala konuşan birkaç kişi kaldıysa tabi. Ne diyorduk? Efendim kurban arapça "k-r-b" fiilinden, "yaklaşma, yakınlaşma, Tanrıya hediye sunma" gibi anlamlara geliyor. Sondaki -an eki farsça sıfat fiil yapan bir ek. Bu haliyle kelime, "yaklaşan" anlamı kazanıyor. Türkçeye farsça yoluyla geçmiş. Zaten Türkçe; nemaz>namaz, ruze>oruçe>oruç, ab-ı dest>abdest, peyam+beriden>peyamber>peygamber(müjde getiren).... gibi dini kavramların çoğunu farsça üzerinden edinmiştir. Kurban kelimesinin anlam alanı fazlasıyla zengin. En yakını, "akraba" kelimesi. Yine yakınlık, yakınlaşma manasıyla bildiğimiz "kurbiyet" de aynı kökten. Bir de eskiden "yaklaşık, ortalama" anlamında sıkça kullanılan "takriben" kelimesi vardı. Her şeyi tüketen zaman, muhtemelen onu da öğütmüş görünüyor. k-r-b kökünden türeyen başka bir kelime ise saati gösteren "akrep" kelimesidir. Kelimenin aslı "akrab" şeklindedir. Manası "daha yakın" demek. Bu kelimenin "scorpion" kelimesinden tercüme olan "akrab" ile ilgisi yok. Latincede bir deyiş var: Festina lente. "Yavaşça hızlan." veya "yavaşça acele et" gibi bir anlamı var. Akrebin yaptığı tam da bu. Yavaşça ilerliyor. Yavaşça ilerliyor ve kaçınılmaz sona/ kaçınılmaz zamana " daha çok yaklaşıyor." Madem yeri geldi konuyu fazla dağıtmadan yelkovan kelimesine de kısaca değinelim. Bilindiği üzere yel, "rüzgar" anlamına geliyor. 15. asra kadar "yelkoğan" biçiminde "yel kovalayan"; mecazi olarak "boşa kürek çeken, boş işlere emek sarfeden" manasıyla kullanılmı. 15. asırdan sonra yel- (koşmak) fiil kökünden türeyen "yeleğen" kelimesi işe "çok koşan" manası kazanmış. Kurban kelimesi garip kelimesi ile tuhaf bir anlam bağına
Sayfa 87·Kitabı okudu