Fatih ve Fetih Fatih Sultan Mehmet
Puan vermedi·228 syf.··
2026 37. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 21:38
Üç İstanbul’un usta kalemi Mithat Cemal Kuntay’ın imzasını taşıyan bu kıymetli eser, alışılagelmiş, kuru ve sadece kronolojik verilerden ibaret bir tarih kitabı değildir. Temelde 1950 yılında, İstanbul’un fethinin 500. yıl dönümüne doğru giderken bir gazete tefrikası olarak kaleme alınan bu monografi, bir edebiyatçının estetik süzgecinden geçmiş muazzam bir tarihi portre çalışmasıdır. Yazarın sağlığında kitaplaşamayan bu metinler, bugün hem Fatih’i hem de fethi anlamak isteyenler için edebi birer vesika niteliğindedir. Kuntay, odağına sadece askerî bir başarıyı ya da kuşatmanın teknik detaylarını almaz; kitabın asıl gücü, fethin arkasındaki asıl deha olan II. Mehmed’in entelektüel ve insani portresini çizebilmesindedir. Eser, Fatih’i sadece kılıç sallayan bir komutan olarak değil; Latince, Grekçe, Farsça ve Arapça bilen, çağının çok ötesinde bir Doğu-Batı sentezi rönesans aydını olarak inceler. Gemilerin karadan yürütülmesinden devasa Şahi toplarının dökümüne kadar fethin bir mühendislik ve akıl mucizesi olduğu gerçeği, Kuntay’ın akıcı üslubuyla adeta bir roman gibi sahnelenirken, surların arkasındaki Bizans’ın ruh hali ve Avrupa’nın o dönemki siyasi parçalanmışlığı da panoramik bir şekilde sunulur. Mithat Cemal Kuntay’ın tarihi bir şahsiyeti anlatırken sergilediği epik ama bir o kadar da nesnel üslup, şiirsel anlatımıyla birleşerek fethin heyecanını ve genç sultanın omuzlarındaki ağır yükü okura derinden hissettirir. Özetle; tarihin tozlu sayfalarını edebiyatın canlı nefesiyle üfleyen Fatih ve Fetih, Fatih Sultan Mehmet’i hem bir devlet adamı, hem bir asker, hem de bir entelektüel olarak önümüze koyan, edebi değeri yüksek ve tek solukta okunacak nitelikte bir eserdir. Herkese iyi okumalar dilerim..
Alıntı
Fatih ve Fetih Fatih Sultan MehmetMithat Cemal Kuntay · Alfa Yayınları · 2018128 okunma
Nurun İlk Kapısı
10/10
··
Beğendi
KALBE FÂRİSİ OLARAK TAHATTUR EDEN BİR MÜNÂCÂT Yani bu münâcât, kalbe Fârisî olarak tahattur ettiğinden Fârisî yazılmıştır.Evvelce, matbû olan Hubâb Risâlesinde derc edilmişti.Yâ Rab! Tevekkülsüz, gafletle, iktidar ve ihtiyarıma dayanıp derdime derman aramak için cihât-ı sitte denilen altı cihette nazar gezdirdim. Maatteessüf derdime derman bulamadım. Mânen bana denildi ki, "Yetmez mi dert, derman sana?"Evet, gafletle sağımdaki geçmiş zamandan teselli almak için baktım. Fakat, gördüm ki; dünkü gün, pederimin kabri ve geçmiş zaman, ecdâdımın bir mezar-ı ekberi sûretinde göründü. Teselli yerine vahşet verdi. Hâşiye 1Hâşiye 1: İmân, o vahşetli mezar-ı ekberi, ünsiyetli bir meclis-i münevver ve bir mecmâ-ı ahbab gösterir.Sonra, soldaki istikbâle baktım; derman bulamadım. Belki yarınki gün, benim kabrim ve istikbâl ise, emsâlimin ve nesl-i âtînin bir kabr-i ekberi sûretinde görünüp, ünsiyet değil, belki vahşet verdi. Hâşiye 2Hâşiye 2: İmân ve huzur-u imân, o dehşetli kabr-i ekberi, sevimli saadet saraylarında bir dâvet-i Rahmâniye gösterir.Soldan dahi hayır görünmediği için, hazır güne baktım. Gördüm ki, şu gün, güyâ bir tabuttur; hareket-i mezbûhânede olan cismimin cenazesini taşıyor. Hâşiye 3Hâşiye 3: İmân, o tabutu, bir ticaretgâh ve şâşaalı bir misafirhâne gösterir. Bu kısmın Arapça ve Farsça ibârelerinin mânâları ve açıklamaları hemen altlarında verildiğinden, başka bir meâl konulmamıştır. İşbu cihetten dahi devâ bulamadım. Sonra başımı kaldırıp şecere-i ömrümün başına baktım. Gördüm ki, o ağacın tek meyvesi, benim cenazemdir ki, o ağacın üstünde duruyor, bana bakıyor. Hâşiye 4Hâşiye 4: İmân, o ağacın meyvesini cenaze değil, belki ebedî hayata mazhar ve ebedî saadete namzed olan ruhumun eskimiş yuvasından yıldızlarda gezmek için çıktığını gösterir.O cihetten dahi me’yus
Risale-i Nur KülliyatıBediüzzaman Said Nursî · RNK Neşriyat · 0860 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
8/10
·232 syf.·
2025 270. kitabı
"Handan", Halide Edip Adıvar'ın ve Türk Edebiyatı'nın önemli eserleri arasında yer alıyor. Handan ile Refik Cemal arasındaki engellenemez duygusal çekimi ve sevgiyi anlatır. Handan, çok sevdiği ve birlikte büyüdüğü akrabası Neriman'ın kocası Refik Cemal'e gönlünü kaptırır. Başlangıçta bu sevgiden kendisi de emin değildir. Handan, daha önceleri sevdiği bir genç olan Nazım'ın öldürülmesinden sonra Hüsnü Paşa ile evlenir. Çeşitli siyasi sebeplerden dolayı Avrupa'da yaşamak zorunda kalan Handan ile Hüsnü Paşa, Paris'e yerleşmişlerdir. Refik Cemal'in görevi nedeniyle Neriman ve Refik Cemal de Londra'ya yerleşirler. Refik Cemal'in çocukluk arkadaşı olan Server, Paris'te yaşamaktadır. Kitapta olaylar, mektuplar şeklinde anlatılıyor ve en sık mektuplaşma da Refik Cemal ile Server arasında geçiyor. Her ikisi de evli ancak birbirlerine aşık olan bir kadın ve erkeğin duygusal bağlanmasının anlatıldığı bu romanda; istemeden böyle bir sevgiye kapılan iki gencin sadece bu duygularından dolayı suçluluk ve günahkarlık psikolojisine girmesini yazar derinlemesine işlemiş. Refik Cemal karakterinin bence Handan karakterinin önüne geçtiği bu hikayede Refik Cemal adeta bir "erkek melek" karakteri çiziyor. Kitap, orijinal haline çok yakın. Yayıncı, kitabın sadece imlasını günümüz kurallarına uyarladığını belirtiyor. Arapça, Farsça kelimeler için sonda 14-15 sayfalık sözlük verilmiş. Eski sözcükleri çok iyi bilmeyenler için sözlüğe dönüp bakmak okuma hızını biraz yavaşlatabilir. Ama ağır bir dili olduğunu da söyleyemem.
HandanHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 20197bin okunma
9/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2025 33. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Ağustos 2025 08:22
Halide Edip, Yakup Kadri’nin Ateşten Gömlek adlı bir roman yazmaya başladığını kendi ağzından duyar. O dönem cepheden izinli olarak gelmiş, yoğun duygularının da etkisiyle kolları sıvar ve Yakup Kadri’den evvel kitabı yazar. Edebiyatımızda romancıdan romancıya tek teşekkür mektubu ile başlayan eser, Kurtuluş Savaşı’nın ilk romanı olmasıyla ünlenir. Yayınlandığı günden bu yana, alevleri köz olmadan okurlarıyla buluşmaya devam ediyor. Halide Edip, Ateşten Gömlek’te iki ayrı ama birbirini tamamlayan “ateşten gömlek” hikâyesi anlatıyor: Biri vatan için giyilen, milli mücadelenin ateşi; diğeri ise insani duygularla, aşkın ateşi. Bu iki katmanı öyle bir harmanlıyor ki, kitabın sonunda hem savaşın hem de aşkın yakıcılığı aynı anda hissediliyor. Romanın ana karakteri Ayşe, eşi ve çocuğu düşman kuvvetleri tarafından öldürülür. O, ülkenin durumu ve sevdiklerinin intikamı için cephede gönüllü hemşire olarak işe başlar. Ayşe’nin karşılıklı his beslediği İhsan, platonik âşığı Cemal ve ortak arkadaşları Peyami’nin milli mücadele günlerinde; bir yandan vatanın savaş hali, bir yandan da kendi duygu dünyalarındaki dalgalanmalar kaleme alınır. Zorlayıcı dili, Arapça ve Farsça kelimelerin fazlaca olması, hatta kitabın arkasına eklenen sözlük bile okuma hızını düşürür. Ancak Ateşten Gömlek, edebiyatımızda hem milli mücadele ruhunu hem de insani duyguların derinliğini en etkili şekilde işleyen eserlerden biridir. Okuması sabır istese de bıraktığı etki uzun süre hafızada kalır. Kısaca; o dönem halkın çoğu tek kat ateşten gömlek giyerken, Ayşe, İhsan ve Cemal iki kat ateşin ağırlığını omuzlarında taşırlar. Onların hikâyesi bize, vatan için verilen mücadelenin kişisel acılardan ayrı düşünülemeyeceğini; aşkın da, savaşın da aynı yürek yangınında birleştiğini hatırlatır. Güzel vatanımız
Ateşten GömlekHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 202530,3bin okunma
MUNAFIKLARI BELAMLARI İŞBİRLİKÇİLERİ KUDURTAN KİTAP
Puan vermedi·6200 syf.··
2025 48. kitabı
''İlmî ve fikrî çalışmalarını önceleri daha çok Kur’an’ın edebî i‘câzı üzerinde yoğunlaştıran Seyyid Kutub, daha sonra Kur’ân-ı Kerîm’den ilham alarak hazırladığı makalelerini “Fî Ẓılâli’l-Ḳurʾân” başlığı altında el-Müslimûn dergisinde yayımlamaya başlamış, derginin 3. sayısından (Şubat 1952) 9. sayısına kadar (Temmuz 1952) yedi makale neşretmiştir. Böylece yeni bir tefsirin adı da Fî Ẓılâli’l-Ḳurʾân şeklinde kendiliğinden ortaya çıkmıştır (Salâh Abdülfettâh el-Hâlidî, Medḫal ilâ Ẓılâli’l-Ḳurʾân, s. 40-41). Başlangıçta teknik anlamda bir tefsir yazmaktan çok Kur’an’ın ışığı altında günlük olayları ve yaygın görüşleri değerlendirmeyi amaçlayan Seyyid Kutub, bu konudaki makalelerinin ilgi görmesi üzerine aynı anlayış ve metotla Kur’ân-ı Kerîm’in her cüzünü bir cilt halinde tefsir etmeyi ve iki ayda bir cüz yayımlamayı kararlaştırmış, bu husus el-Müslimûn dergisinde okuyuculara duyurulmuştur (y. 1, sy. 9, s. 15, Temmuz 1952). Ekim 1952’de neşredilen ilk cüz, daha önce dergide çıkan yedi makale ile hemen hemen aynı mahiyettedir. Ocak 1954’e kadar tefsirin on altı cüzü neşredildi; ancak Seyyid Kutub 1954 yılında birçok İhvân-ı Müslimîn mensubuyla birlikte tutuklandı. Bununla birlikte müellif hapishanede tefsirini yazmaya devam etti. Bu sırada eserin 17 ve 18. cüzlerinin yayımı da tamamlandı. Üç ay süren tutukluluk halinden sonra serbest bırakılan, fakat arkasından tekrar tutuklanıp bu defa on beş yıl hapse mahkûm edilen Seyyid Kutub bütün zorluklara rağmen eserini tamamlamaya çalıştı ve 27. cüze kadar yayımlama imkânını buldu. Bu arada müellif fikrî gelişimine paralel olarak eserinin son dört cüzünü yeni bir metotla yazdı. Böylece eser, son cüzünün muhtemelen 1960’a doğru yayımlanmasıyla tamamlanmış oldu. Seyyid Kutub çok geçmeden, gelişen düşünce sistemi doğrultusunda ve
Edebiyat
Fi Zılâl'il Kur'an (10 Cilt Takım)Seyyid Kutub · Tayf Yayınları · 2017295 okunma
Diyamandi Kitabına Referansla Yaman Bir Gezinti
Puan vermedi·280 syf.·
2025 9. kitabı
Sevgili okuyucu, Sana, Yaman Dede’yi anlatan Diyamandi romanından bahsetmek isterdim. 2022 yılında Profil Kitap’tan çıkan baskısının ne kadar sevimli olduğundan başlayıp, 275 sayfa boyunca neler anlattığına varana kadar birçok şeyden konuşmak isterdim. Hatta Yaman Dede’nin Rum asıllı olup, sonradan Mevlânâ hazretleri ile manevi bir diriliş yaşadığından, Diyamandi adını geride bırakıp Mehmet Abdülkadir Keçeoğlu adını aldığından… Yaman Dede künyesini göğsünde nasıl taşıdığından, Efendimiz’in (a.s.) adı her anıldığında gözyaşlarına boğulduğuna telmihle, Yanan Dede diye anıldığından… İslam’ı tercih ettiği için, Kilise’nin eşine yaptığı baskı yüzünden çok sevdiği hanımından ve biricik kızından ayrılmak zorunda kalışından… Daha gayrimüslimken Esrar Dede ile ilgili yaptığı muhteşem radyo yayınıyla tüm gönüllere Mevlânâ ve Mevlevî demeti sunmasından… Yine İslam ile müşerref olmadığı dönemlerde bile Yamandi Molla olarak anılmasından… Başka bir dille konuşacağız seninle. Bu kitaptan değil bu kitabın bize sunduklarından konuşacağız. -Bir Şair Olarak Yaman Dede- “Yaşlar akarak belki uçar zerresi aşkın Ateşle yaşar, yaşla değil yaresi aşkın Yanmaktır efendim biricik çaresi aşkın Ağlatma da yak, hal-i perişanıma bakma” Şair, pirincin taşını ayıklar gibi ayıkladıkça sözün darasını, hikmet dediğimiz o mistik anlayışın kucağında buluruz kendimizi. Hikmeti anlamak da bir hikmet. Bundandır ki şiir, nicedir bir irtifaya havale etti kendisini. Yalın söyleyişin cazibesi; köylü güzelinin çektiği sürmeye gölge düşüren nasırlı elleri gibi kursağına oturdu estetik avcılarının. Hâsılı; tatlı, okunaklı ve köşesiz sözlerin hiçbir kıymeti kalmadı onların gözünde. En karmaşık yazan, hikmeti en iyi sırlayandır yarışı başladı edebiyat hipodromunda. Cemiyeti karantinaya alamadığımızdan mıdır
Tasavvuf
DiyamandiSadık Yalsızuçanlar · Profil Kitap · 2019232 okunma