Batı hayranları, bizi yani kendi milletlerini, henüz teşekkül eden ve milli varlığını elde etmeye çalışan, yeni doğmuş bir cemiyet sayacak derecelere geliyor; tarihimizin ve ecdadımızın büyüklüğünden şüphe ediyor, bizi hakir görüyorlar.
Bu acaip düşünce ve bilgilerle dolan zihinler, onları, sonunda şuna sevkediyor: Ruhların vatan değiştirmesi ve fikren göç!...
Bütün felâketlerimizin kaynağı olan şu zararlı kanaat, acaba bize nereden geldi? Fikrimizce bütün bu fenalıkları doğuran: Batı medeniyetini anlamadan taklit edişimizdir.
Toplumların gelişmesi kanununa hakkıyla vâkıf olmadığımız içindir ki, başka milletlerin kanun, nizam ve anayasalarıni iktibâs edecek olursak, bütün işlerimizde ve idaremizde, onlar kadar gelişmeye nâil olacağımıza inanıyoruz.
Bu uğursuz inanç yüzünden meydana gelen fenalıkları saymak uzun sürer. Yalnız şunu söylemek yeter ki: Bu inanç, bizim kendi kendimizi islâha olan itimadımızı tükettiği gibi, aynı şekilde, başkalarının bize karşı olan itimat ve hürmetini de yok etmektedir.
Hiç olmazsa, bu acı ve elîm tecrübelerden, gelecek için bir ibret dersi alsak da, büsbütün iş işten geçmeden, bozukluğu mümkün olduğu kadar tâmir etmek hususunda bize yardımı dokunsa.
“-Arabistanlı mısın?” diye sordular. O yıllarda Türkiye’den Afrika’ya hele Nijerya’ya pek gelen giden yoktu.
“-Hayır, Türkiye’den!” dedim.
Birbirlerine bakıp neresi orası gibisinden yüzüme baktılar. Ankara filân dedim gene başlarını salladılar. İstanbul deyince içlerinden birisi şehâdet parmağını kaldırarak:
“-Merkez-i hilâfet!.” dedi ve beni namazda imamlığa davet ettiler.
Daha sonraki Fas, Kamerun, Fildişi Sahili, Gambiya, Senegal gibi ülkelerin camilerinde ancak İstanbul diyerek nereli olduğumu anlatır oldum ve her namazda da:
“-Merkez-i hilâfetten geliyorsun, namazı sen kıldır!.” denildi.
Asılanlar, mahkeme binasının bahçesinde, darağacında sallanırken Bediüzzaman'ı bu manzara içinden geçirerek hesaba çektiler. Divan-ı Harp Reisi Hurşit Paşa sordu:
— Sen de şeriat isteyenlerden imişsin; öyle
mi?
Said Nursî, eşkiya reisinden daha korkunç Paşaya şu cevabı verdi:
— Şeriatın tek hakikatine bin vücudum olsa fedaya hazırım! Çünkü şeriat biricik saadet sebebi, adalet örneği ve fazilet timsalidir. Fakat benim şeriat isteğim, âsi askerlerin dileğine uymaz. Benim o türlü dileklerle hiçbir alâkam olamaz!