Ömer

Ömer
@farukkomer
Büyük Doğu-İBDA ve Elif
Salih Mirzabeyoğlu’nun bilgi anlayışı, varlığı ve insanı birlikte kavrayan Mutlak Fikir merkezinde kurulur. Modern epistemoloji, bilgiyi özne–nesne ilişkisinden türetmeye çalışırken, Mirzabeyoğlu üçüncü bir unsurun varlığını hatırlatır: Bilginin meydana gelmesi için üç unsur gerekir: bilen (göz), bilinen (nesne) ve ışık (doğru düşünce). Ona göre “doğru düşünce olmadan doğru düşünce faaliyeti olmaz.” Bu cümle, sadece bir mantık önermesi değil, insan düşüncesinin imkân şartlarını belirleyen bir epistemolojik aksiyom, bütün bir bilgi teorisinin mihveridir. Buna göre insan, tarihî açıdan ilk doğruyu kendisi bulmuş olamaz; çünkü “doğru düşünce”ye ulaşmak için zaten bir doğru düşünme biçimine sahip olması gerekirdi. Bu paradoks, “ilk düşünce”nin insanın kendisi tarafından kurulamayacağı, onun ilk insanla beraber mevcut olması gerektiği anlamına gelir. Kısaca, insanın bilgi faaliyeti, kendi kendine başlayamaz; çünkü “düşünce”, varlık sahasında yer bulması için doğrunun varlığını önceden varsaymak zorundadır. Doğru düşünce, düşünceden önce vardır. Bu da bizi “Mutlak Fikrin Gerekliliği”ne götürür: Bilginin, düşünmenin, medeniyetin, hatta insanın kendisinin bile mümkün olabilmesi için, önceden bir Mutlak Doğrunun bulunması gerekir. Eğer ilk doğru yoksa, “doğru/yanlış” ayrımı da, düşünme eylemi de doğmaz; medeniyet başlamaz. Mirzabeyoğlu'nun İBDA Düşüncesine Giriş, Reha Kansu Yazının tamamı: besincidevre.org/5devre/ibda-diy...
Felsefe ve Düşünce
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"İyi, Doğru ve Güzel"in Ayrılmazlığı
Hayvan dünyasının üzerinde yükselen insanî dünyayı, yalnızca physis’in (tabiat kanunlarının) değil, nomos’un (medeniyet kanunlarının) parçası kılan, insanın bu değerlere açılan manevî ve normatif yönüdür. Dolayısıyla “Doğru nedir?” sorusu, “İyi nedir?” ve “Güzel nedir?” sorularıyla iç içedir. Ahlâk felsefesi açısından insan, yalnız olan değil, olması gereken bir varlıktır; sanat felsefesi açısından ise insan kendine has bir algı ve tasavvur üretebilen, pasif bir tarzda duyu verileriyle yetinmeyen bir varlıktır. Dolayısıyla “bilgi” sayesinde tarih, devlet, din, sanat, ahlâk, tümüyle ve yalnızca insana özgü fenomenlerdir. O halde bilgi problemi, ahlâk problemine bağlanır. Hakiki bilgi, iyi davranışın da zemini ve başlangıç noktasını oluşturur. Bu aynı zamanda, epistemoloji ve ontolojinin de konu olarak iç içe geçmiş olduğunu gösterir. Reha Kansu Kaynak: besincidevre.org/5devre/epistemo...
Felsefe ve Düşünce
"Ekonomi gazeteciliği rüşvet ve manipülasyona açık bir alandır. (...) Yalan haber yayınlamayı bırakın, haber atlamayı tercih edin." Şeref Oğuz
Felsefe ve Düşünce
İlk Defa Okuyacakları Kıskandığım 4 Kitap - Yanlış Cumhuriyet - İstikbâl İslâmındır - Hamal Kürt - Üç İstanbul Zor ve kendi içimde asla tam olarak doğrulanamayacak bir liste ama yine de kabul edilebilir.

erhan

@bulanlararayanlardir_
·
Twitter'da, ilk defa okuyacakları kıskanıyorum deyip 4 kitap paylaşıyorlar. Bu akımın yeri burası olmalıydı diyerek çok bilinmeyen yahut bilinse bile az okunduğunu düşündüğüm kitaplardan dört adet paylaşayım; - İfadelerin Gramatik Ayırımı - Viva La Muerte! - Allah Dostu Der ki... -Cilt I. - Eşref-i Mahlukatı Anlamak
Vergilerimizle yaptırdığınız ihtiyaç dışı camiler, bu ülkede okunan son özgür ezanların ve Allah’a hakkıyla inanan son neslin birer mezar taşı hükmündedir. Elbette bir gün sizler de gideceksiniz ama bu beton yığınları, ateist ve deist olmuş bir gençliği çağırmakta yetersiz kalacaktır. Çünkü onlar açken seslerini duymadınız. Girdikleri sınavları kazananları mülakatta elediniz, intihar ettiler; yine görmediniz, kanları üstünde ekmek yediniz. Haklı olarak, vatanın hakkına girdiğiniz milyonlarca evladını da bu camilerde görmeyeceksiniz. Umrunuzda olduğunu sanmıyorum, çünkü betona verdiğiniz değeri yıllar önce Bosna Hersek’te, Vişegrad’da görmüştüm. Soykırım sebebiyle şehirden gitmiş olan Boşnak ailelerden 45’i geri dönmüştü. Siz, o ailelerin hiçbirinin varoluş çabasıyla ilgilenmediniz. Vişegrad’da savaştan hiçbir zarar görmemiş olan Sokollu Köprüsü’nün yol bağlantısının, tarihi yapıya uygun restorasyonu için milyonlarca dolar bütçe ayırdınız. 45 Boşnak aile zamanla 30 oldu, bir sonraki sene 15’e düştü, sonra 8’e… En son gittiğimde ise yalnızca 4 aile kalmıştı. Vişegrad artık, üzerinden sadece Sırpların geçtiği bir köprüye dönüşmüştü. O an anladım, sizin işiniz insanla değil betonla. Bosna’dan et ithalatı dediniz; Türkiye’den giden bir batakçının Bosna’da kurduğu şirkete (Bosna Et) ihaleyi verdiniz. O da Bosna Ziraat Bankasını dolandırdı ve zararın mimarı olan yönetici, Bosna’da otel sahibi oldu. Sizi bir kez daha tanıdım. Arnavutluk’ta, Makedonya’da, Sırbistan’da, Bulgaristan’da, Bosna Hersek’te yaptığınız hiçbir işin hayrını yerel halk görmedi. Gördükleri ise harcadığınız tutarın yüzde onuyla yapılacak işlerdi. Yüzde doksan ise servet transferi oldu. Sahte diplomalar satan üniversiteler kuruldu, beş-on sene süren cami onarım ihaleleri alan şirketler paraları
Felsefe ve Düşünce