Ömer

Ömer
@farukkomer
Büyük Doğu-İBDA ve Elif
6/10
·208 syf.··
2023 92. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Eylül 2023 12:09
Selamunaleyküm. Rahmetli Kadir Mısıroğlu'nun bu kitabına başlarken oldukça umutluydum. Lâkin biraz sonra zihnimde şu cümle yankılandı: Daha iyisini yapabiliriz. Kitaba Yahudilerin nasıl bir inanç sistemi içinde nasıl bir siyaset izleyen nasıl bir toplum olduğunu izah ederek başlıyoruz. Lâkin buradaki bilgilerin yanlıştan ziyade eksik olduğu kanaatindeyim. Bu eksikliği doğuran da Yahudi dediğimiz topluluğun yekpare olduğunu düşünmemiz. Oysa İsrail, Kudüs ve çevresindeki işgalci Yahudi yerleşimcilerden ibaret değil. Filistin'in yanında savaşan, harp etmese bile destek veren Yahudilerin de var olduğunu biliyoruz. Hıristiyanlar bile var! Şirin Ebu Akile unutuldu mu? İsrail'in resmî kuruluş tezine aleyhtar olan ve Taha Kılınç'a göre Filistin lehine veriler sunabilen Yeni Tarihçilik akımının da İsrail'den çıktığını görebiliriz. O akımın meyvelerinden biri: #k:167705. Taha Kılınç mezkûr eseri okumadan İsrail'in anlaşılmayacağını iddialı olduğunu vurgulayarak da söyler. Öte yandan bazı konular hakkında bu denli kesin bir dil kullanması kitabın üzerinden geçen 20 yılda iddialarının hırpalanmasına yol açmış. Aslında Mısıroğlu'nun bir kişilik özelliğidir. Tabiri caizse pervasızdı, Rahmetli. Meselâ İsrail'in dünya üzerindeki etkilerinden bahsederken Molla Mustafa Barzânî ve sonraki ailesine para desteği vererek hem bir Kürt devleti kurulmasını sağladığını hem de oradaki Yahudi Kürtlerin İsrail'e gelmesine imkân tanıdığını söyleyen Mısıroğlu, gazeteci Uğur Mumcu'nun da ölümünden "Kürtçü Barzânî hareketine senede 50 milyon dolar yardım etmekte olduklarına dâir ifşaatının" sorumlu olduğunu söyler. Bu konudaki dayanağı ise kardeşinin televizyondaki beyanatı imiş. Oysa bu satırların üzerinden geçen 20 yılda itiraflar serdeden Sedat Peker bize başka bir şey söyledi. Elbette
Felsefe-Düşünce
Filistin Dramı'nın DüşündürdükleriKadir Mısıroğlu · Sebil Yayınevi · 2017589 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·376 syf.··
2023 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2023 22:54
Kürt meselesi aklımı üniversiteye gelip de Doğu'dan gelen dostlarla münasebet kurup uzun sohbetler yaptıktan sonra beni meşgul etmeye başladı. Bu raddeden sonra ise bugüne kadar entelektüel saydığım şahısların kıymetini sorgulamaya başladım. Bilhassa kendi cenahımın önde gelen mütefekkirlerinin bu konuya neden bigane kaldıklarını merak ettim. Onların buna hiç değinmemesinden duyduğum şaşkınlık merhum Sezai Karakoç'un hâtıralarında azamiye ulaştı. Zira Diyarbakır/Ergani'de doğan, Ağrı/Kösedağı'nda askerlik yapan; Gaziantep/Kilis'te sınırda kontrolörlük yapan; Mardin, Urfa gibi daha birçok ile de geziler tertip eden Karakoç bırakın Kürt meselesini, Kürtlerden bahsetmiyordu bile. İşte o andan itibaren Müslüman mütefekkirlere yönelik -benim için ilk ciddi tenkit- bir tenkit meydana geldi: Mütemadiyen idealizm kasarak hissiyattan ileriye gidememek bizi gerçeklikten koparmış. Türkiye üzerine kafa yoran insanlar olarak bir Kürt gerçeğine ırak kalmak kabul edilemez bir şey olmalıydı. Üstelik gerek Necip Fazıl'da, gerek Salih Mirzabeyoğlu, Sezai Karakoç, Cemil Meriç, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören ve daha birçok düşünürde bunların izlerini görmemek, adeta bir Kürt'süz Türkiye'nin yol haritasını çıkarmaları onların entelektüelliğini ve bütüncüllüklerini bir daha düşünmeme yol açtı (Burada entelektüelliği Edward Said'in tanımı ile ele aldığım için kullanıyorum). Elbette yok saymak sadece bahsetmemekle olan bir şey değil, İsmet Özel gibi, Kürt meselesinin olmadığını doğrudan söyleyen ve bu meseleden neşvünema bulan taleplerin Kürtlere Amerikalılar tarafından dikte edildiğini söyleyenler de vardı. Ayrıca bu konuyu konuştuğum bir İsmet Özel okuru, bugüne kadar Kürtler Türklüklerinden memnundular, dedi... Sonra da İslâm'da buluşmaktan bahsetti. Bu görüşlerin gerçeklikten kopuk
Felsefe-Düşünce
Barışa Emanet Olun Kürt Sorununa Yeni BakışHasan Cemal · Everest Yayınları · 2011126 okunma
10/10
·510 syf.··
2022 167. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 24 Ekim 2022 18:31
Merhum Üstadımız Sezai Karakoç'un hâtıralarının yayımlanması bende müthiş bir heyecan oluşturdu. Aslında daha evvel okuduğum muhtelif dergi ve kitaplardan bazı hatıraları okumuş ve bu insanlar bunlara nereden ulaşıyor, diye de meraklanmıştım. Bu neşriyat sayesinde hepsini toplu bir hâlde kütüphaneme kazandırmış oldum. Hâtıralar'ın 1. cildi Üstad'ın üniversiteden mezun olduğu zamana kadarki anılarını ihtiva ediyor. Kitabın başlangıcında memleketi Ergani, eteklerine kurulu olduğu Zülküfül Dağı, tarihi ve ailesinin soykütüğü ve çocukluğuna dair dağınık hâlde birçok olay ve bilgi aktarıyor. Ben ki müelliflerin anılarında çocukluk hatıralarından sıkılırım, lâkin Üstad'ın anılarını keyifle okudum. Bu ona duyduğum hususî münasebet sebebiyle de olabilir elbette. Hatıralarda dönemin durumuna dair birtakım ayrıntılar bilhassa dikkatimi celbetti. Meselâ köylerinde dinî hayatın oldukça zayıf olduğunu belirten Üstad, bunun devrimlerin bir neticesi olduğunu söylüyor. Zira Kur'an öğrenimi yasak olduğu için tek tük insan dışında bilen ya da öğreten mevcut değil. Öte taraftan rejimin henüz okul duvarlarına mâziyi telin eden görseller yapıştırıp yetişen nesle nasıl bir dünya dikte etmeye çalıştığını görüyoruz. Hatta din aleyhtarı bir hocanın bir talebeye Süleyman Çelebi'nin Mevlüt'ünün Behçet Kemal Çağlar tarafından Mustafa Kemal'e uyarlanmış hâlini okutmak istemesi dönemin nasıl bir zihin tecessüm ettirmek istediğinin açık bir ifadesi. Ayrıca merhum Üstadımız Necip Fazıl Kısakürek'e de farklı bir veçheden yaklaşmamı sağladığını söyleyebilirim. Üstad'ın mâlum zaafları sebebiyle gerek gayri müslim gerek Müslüman kişiler tarafından uğradığı hakaretler ve tahkirler Karakoç'u epey üzmüş. Zira o ömrünün büyük bir bölümünü İslâm davası adına cefa çekerek harcamışken onu bu tür
Düşünce
Hatıralar ISezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 2022149 okunma
Puan vermedi·232 syf.··
2021 135. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 21 Eylül 2021 00:55
Said Halim Paşa, Osmanlı'lı siyaset ve fikir adamıdır. Kendisi bir dönem sadrazamlık yapmış ve hükümeti kurmuştur. Yaklaşık 4 sene boyunca hükümetin başında yer almıştır. Lâkin devlet adamlığından da evvel o bir fikir insanıdır ve sonraki nesil İslamcı fikriyat üzerinde çok tesiri olmamışsa da kendi döneminin şartları ve hâdiseleri üzerinde kalem oynatmıştır. Yorumunu yazdığım kitap onun hacim olarak büyük olmasa bile, muhteva olarak mühim olduğu arz edilen kitaplarından oluşuyor. Said Halim Paşa bu eserlerinde Osmanlı toplumundaki bu çöküntünün ayak seslerini, bu buhranın sebeplerini içtimâî meselelerde arıyor ve bunun ucunun da bir İslâm toplumuna hiç düşünülmeden zerk edilen Batı fikriyatı ve müesselerine uzandığını beyan ediyor. Mevcut kurumları ihya etmek yerine dışardan başka bir sürecin sonucu olan fikirlerin ve kurumların gelmesi halkımız tarafından kabul görmemiş ve bu tenakuz ibda edilen kanunlara kadar yansımıştır. Bunun çözümünü ise elbette İslâmlaşmak'da arıyor ve aynı adı taşıyan risalesinde bunları anlatıyor. Edebiyat dehası Mehmet Âkif'in bu risaleye yazdığı mukaddimeyi de kitabın sonunda okuyabilirsiniz. Âkif'in hayli dikkatini çekmiş. Zaten bütün eserlerini Fransızca yazan müellifin bazı yazılarını tercüme edip parça parça kendi mecmuasında da yayımlamıştır. Kitap boyunca benim en çok tuhafıma giden husus kadın hürriyeti mevzusu oldu. Kadın hürriyeti ile kurulan bir medeniyetin olmadığını söyleyen mütefekkir, kadın hürriyeti ile çöken bir sürü medeniyet olduğunu yazmış. Oldukça iddialı bir cümle kurmuş. Keşke misal verseydi. Üstelik hürriyet dediğimiz şeyin esasında halk tarafından talep görmesi gerektiğini beyan eden yazar, İslâm toplumundaki mevcut hürriyet anlayışını da izaha kalkmış. Mesela bir köydeki kadının hayatındaki hürriyet ile şehirdeki
Düşünce
Buhranlarımız ve İçtimai HayatımızSaid Halim Paşa · Çağdaş Kitap · 202061 okunma
7/10
·224 syf.··
2021 65. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 06 Mart 2021 14:56
Baş karakterimiz Naci bir üniversitede felsefe asistanı olarak vazife almış ve bu sayede yanlışı ayırt etmeye çabalayan biri. Bir gün askerliği sırasında gittiği köyün Husem Ağa'sı bunun üzerine ona "peki doğruyu buldun mu?" diye soruyor. Naci'nin içine ilk kez irşad tohumlarını da atıyor. Ancak tekâmülüne daha var. Bir de Husem Ağa'nın altın sarısı saçlara sahip saffetli ve narin bir kızı var ve bu kız Naci üstünde güçlü bir tesir yaratıyor. Bu tohumların filizlenmesine değin bir Belmâ var. Bu zat son derece zengin, akıllı ve Naci'nin sevgisine mazhar olmuş bir kişi. Ancak Naci bir türlü bu kadını yenip de gönlüne aşkını koyamıyor. Haliyle bir süre bunun sancısını çekiyor. Kadın çetin ceviz. Nihayet bunlar sona erdikten sonra Naci'nin irşad sürecini, Necip Fazıl'ın Mutlak Hakikat dediği Allah ve İslâm'a uzanan macerasını, bu yolda başvurduğu tasavvufu ve düşünce hayatındaki keskin dönüşümlerinin yanında, ihtida sürecinde Naci'nin şeytanla cebelleşmesi, içini istilâ eden vehim ordusuyla mücadelesi esnasındaki arayışlara tanık oluyoruz. Üstelik Naci'nin yazdığı ve üniversitenin kıymet vermediği bir tezi var. Naci bunu bastırdığı zaman Türkiye'de basın ve ilim çevrelerince zerre değer görmediği halde Batı'da müthiş bir sansasyon yaratıyor ve Milletlerarası Felsefe Cemiyeti onu konferans için çağırıyor. Yani bizim eleman yerden göğe yükselir gibi dünyaca hürmet gören bir tefekkür adamı oluyor. Bu sırada da İslâmî nizam, İslâm'ın devlete, cemiyete, ferde ve kadına bakışı gibi mevzulara dair izahatler veriliyor. Tabiî bu hikâyeye özenle sokulmuş bazı ihtiraslar, fikirler, garezler mevcut. Bana sorarsanız bunlar Necip Fazıl'a ait: Meselâ, Necip Fazıl'ın Paris'e tahsil almak üzere gittiğini ve orada bohem bir yaşam sürdüğünü biliyoruz. Naci'de böyle yapıyor. Üstelik
Edebiyat
Aynadaki YalanNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 20176bin okunma