İlkokul ve lise tarih kitaplarında Osmanlı Tarihi, Kuruluş (1299-1453), Yükselme (1453-1566), Duraklama (1566-1699), Gerileme (1699-1820), Dağılma ve Çöküş (1820-1922). Bu dönemlendirme hakkında şematik bir biçimde resmedildiğinde /```\ bir gemi bacasını andırdığını Osmanlı Tarihi hocam söylediğinde dönemlendirme ve bu dönemlendirmenin ana tezi olan gerileme paradigması ilgimi çeken bir konu oldu ve son iki yıldır okumalarımın seyri bu yöndeki araştırmaları incelemekle geçti ve geçmeyede devam ediyor. Bunun sebebi ise imparatorluk tarihinin ilk 250 yıllık tarihinin kuruluş ve yükselme dönemlendirmesi başlığı altında hem ilkokul ve lise yıllarında derslerde ilgi görerek dinlenmesi hemde akademik camiada da araştırmaların büyük bir bölümünün bu dönemi kapsaması. Durum böyle olunca 17. ve 18. yy'lar imparatorluğun karanlık cağları olarak kalmıştır. 19. ve 20. yy'ın başları ise modernleşme ve cumhuriyete giden süreci ihtiva etmesi açısından yine bu dönemde üzerine çokça araştırılmıştır. Derslerin ve tarih anlatımının bu dönemlendirme altında ve dönemlendirmenin başlık formatına uygun bir tarih yazımı ise durumu can sıkıcı bir şekilde lanse etmiştir. Yurtdışında 1960'lardan beri ülkemizde ise son 20 yılda ( ki o da çok az bir kesim tarafından) gerileme teması eleştiriye tabi tutulmuş Osmanlı ve etrafındaki dünya ile olan bağlantısı irdelenerek sosyal ve ekonomik yönüde incelenmeden salt askeri başarı-yenilgi ekseninde bir tarih yazılamayacağı savunulmuştur. Gerileme söylemi aslında 17. yy'da yaşanan kriz ve değişim döneminin aydın ve bürokrat devlet adamlarının layihalarında görülmektedir. Lakin bu durum onların pozisyonlarındaki değişmelerden kaynaklanmaktaydı( bu konuda Mehmet Öz/Kanun-ı Kadimin Peşinde ve Mustafa Armağan/Gerileme Paradigmasının Sonu' bakınız).