Evet, aranızda çok büyük bir yaş farkı var, ama bu pek de sorun edilecek bir şey değil. Senin onun çekimine kapılmanı çok iyi anlayabiliyorum. Onunla sevişmek istiyorsun. Yap öyleyse. O seninle sevişmek istiyor. Yapsın öyleyse. Çok basit.
"Ya şimdi ya hiçbir zaman" Sanırım kitabın içinden çekilecek en muazzam, en etkileyici, en altı çizilesi cümle bu değildir fakat Oblomuv ve Oblomovluk ile alakalı en açıklayıcı cümle olmalı. Hep "şimdi" olmak isteyip" şimdi" ile beslenip doğrusunun "şimdi" olduğunu bildiği halde "hiçbir zaman"da kalanların hikayesi Oblomov. Issız Adam filminin en unutulmaz cümlesi olan "Karda donmak üzeresin, uyumak tatlı geliyor ama sen, öldüğünün farkında değilsin." repliği sanırım bir çeşit Oblomov tanımı. Kitaba dair çok şey söylemek istiyorum ama bir o kadar da okumayıp okuyacak olanların heyecanını diri tutmak niyetindeyim. Öncelikle öyle altı yüz küsür sayfa kitabı görüp de karamsarlığa düşmeyin lütfen (kaldı ki gerçek bir okur çok da ilgilinmez kitap sayfasıyla) Sadece otobüste, yolda, iş yerine okunmak için kalın bir kitap, taşıması güç oluyor o yüzden bu salgın döneminde evde zevkle ve çarçabuk okuduğum bir kitap oldu. Kitabın ilk iki yüz sayfasında nerdeyse yatağından dahi kalkamayan Oblomov /Oblomovluk tarif ediliyor. Hatta ben işi ileri götürüp "ister misin kitap sonuna kadar yatakta kalsın bu adam" diye düşünüp Gonçarov'un bu denli bir olaysızlığı bu denli uzun ve edebi bir şekilde anlatma ihtimaline hayranlık duymuştum. Neyse ki iki yüz sayfadan sonra da olsa yatağından dışarı çıkan bir Oblomov çıkıyor karşımıza kozasını yırtmaya çalışan, kelebeğe dönüşme ümidini kaybetmiş bir tırtıl edasıyla. Bu hareketlenmenin mimarı biricik hatta tek dostu Şltolts'un katkısı büyük. Ama nasıl ki kozasını yırtmaya çalışan kelebeğin kozasını kendisinin yırtmasına izin vermeyip yardımcı olduğunda o kelebeğin hayatta kalma ihtimali yoksa Oblomov da kozasını kendi yırtamayan bir kişiliğe dönmeye başlıyor adeta. Kitabın ilk iki yüz sayfasını okurken Buzatti'nin Tatar Çölü'ndeki bekleyiş