"Her Şeye Kadir Olan Tanrım, Seninle konuştuğum için yüreğim kalbimden fırlayacak gibi, fakat Senin korkunla bedenimde sarsılan, çırpınan kalbi yaratan yüreğimdeki korkularımı dualarımda dile getiren bu dudaklarımı yaratan Sen değil misin? Senden korkuyorum ve Sana olan korkumdan sevgine sığınıyorum,
çocuklarım için endişeleniyorum, değersiz sözcüklerimle
sonsuzluğuna sığınıyorum. Beni ne akıllı yarattın ne de
kurnaz, bu nedenle bilmiyorum nasıl yatıştırabilirim öfkeni, kendimden bahsetmek dışında, bir zamanlar öfkemi nasıl dindirdiğimi anlatmam dışında. Söz daha ağzımdan
cıkmadan ne diyeceğimi bildiğini biliyorum, kullarının
söyleyeceği her sözcüğü daha ses olup dudaklarından dökülmeden bilirsin Sen, her eylemi biz fani kullarının elinden çıkmadan önce bilirsin Sen. Fakat yine de yalvarırım
sana, bu günahkâr kulunun hatırına dinle söyleyeceklerimi sabırla."
Bunları söyledikten sonra Rahel başını eğdi. Fakat Tanrı yine de diz çökmüş ve başını eğmiş Rahel'in ağladığını gördü. Acı içindeki kadını dinleyebilmek için öfkesine
an ara verdi.
Fakat Tanrı'nın dinlemesiyle gökteki her yer boşlukla kaplandı ve zaman öldü. Hiçbir rüzgâr esmeye cesaret
edemiyordu, şimşek saklanıyor, sürüngenler sürünmüyor,
kanatlılar uçmuyor, hiçbir ağızdan nefes çıkmıyordu. Saatler susmuştu ve Keruvlar bekliyordu. Çünkü Tanrı'nın dinlemesiyle tüm yaşamlar nefes almayı bırakmış, gökyüzünde gürültü kesilmişti; Güneş bile dönmüyordu, Ay dinleniyordu, tüm akıntılar onun varlığı karşısında sessizliğe bürünmüştü.