hayran kalmamak mümkün değil.
başını gökyüzüne kaldırdı, yeryüzünde insanoğlu için
kendi yasasının dışında bir yasa olmadığını ve hiçbir şeyin birine bağlı olmak kadar insanı hayata bağlamadığını hissetti.
kendimi yeni yeni hatırlıyorken adını duyduğum, okuduğum bir yazardı ipek ongun. bir genç kızın gizli defteri adlı on iki kitaplık serisini kütüphanelerden toplayarak defalarca okumuştum ortaokul zamanımda. serra gibi bir hayatım olmadığı için ara ara kıskansam da onun yaşamına, sevinçlerine, hüzünlerine, aşklarına ve nicesine tanık olmak bana çok şey katmıştı. o zamandan başlayan günlük tutma alışkanlığımı da bu seriye borç bilirim. şu sıralar oldukça eleştiriye tutulsa da bence her genç kızın okuması gereken bir kitap.
kitabın adı bile oldukça çarpıcı. kitabın adını okuduktan sonra bir süre kendimle kalakalmıştım sadece adını okudum ve paramparça oldum. peki ya bunu yaşayanlar?
114 yıl önce yazılmasına rağmen hala günümüz kadınının iç dünyasını yansıtabilen bir eser. bu kitabı başlığını kullanmadan nasıl anlatabilirim bilmiyorum, oldukça uyumlu öyküyle. stefan zweig gerçekten çok büyük bir yazar. hangi karakteri hangi durumu yazıyor olursa olsun o insanın durumunu en katıksız düşüncelerini okura aktarabiliyor. yer yer kraliçeye sinirlensem de empati yapabildim.
kafese kapatılmış vahşi bir hayvan gibi içsel yalnızlığının hapishanesinde dolaşıp duran ve pencereden dışarı bakıp gelmeyen bir şeyi gözleyen bayan de prie.
okurken neredeyse her satırın altını çizmek istediğim bir kitap. kitaplığımda olmasından mutluluk duyacağım muhteşem bir başucu eseri. ermiş'ten hayatın bir çok önemli detayına dair bir felsefik manifesto, halka yaptığı şiirsel bir sesleniş.. bir çırpıda okunan; ama etkisi baki kalan kitaplardan.