Faust yalnızca bir tiyatro metni değil, insanın içindeki sonsuz boşluğun hikâyesi. Goethe Faust karakteriyle aslında hepimizin zihninde dolaşan o soruyu soruyor: Bilmek, yaşamak ve tatmin olmak neden aynı şey değil?
Faust’un her şeye sahip olduğu hâlde huzuru bulamaması bana şunu düşündürdü:
İnsan bazen eksik olduğu için değil, anlam kuramadığı için mutsuzdur.
Mephistopheles ile yaptığı anlaşma ise dışsal bir şeytanla değil, insanın kendi içindeki arzularla yaptığı bir sözleşme gibi. Daha çok haz, daha çok gençlik, daha çok deneyim… Ama sonuç yine aynı boşluk. Bu yönüyle eser, modern insanın yetmiyor duygusunu yüzyıllar öncesinden anlatıyor.
Gretchen’in yaşadığı trajedi ise Faust’un hikâyesinden bile daha çok dokundu bana. Çünkü orada şunu görüyoruz:
Bir insanın arayışı, başka bir insanın yıkımına dönüşebiliyor.
Yani Faust’un bedelini sadece Faust ödemiyor.
Benim için kitabın en güçlü tarafı şu düşünce oldu: İnsan şeytanla anlaşma yapmaz; her gün küçük küçük tavizler vererek zaten o anlaşmayı yaşar.
Faust’u okuduktan sonra şu soru içimde kaldı: Gerçek tatmin, her şeyi yaşamakta mı yoksa sahip olduklarının anlamını fark etmekte mi?
Bu yüzden Faust, bir karakterin hikâyesinden çok bir aynaya benziyor.
İnsanın kendine bakarken huzursuz olduğu bir ayna…