Uzayda yolculukların düşünü kurarız — oysa uzay, bizim içimizde değil mi? Ruhumuzun derinliklerini tanımıyoruz — Gizemli olan, yolunu iç dünyamıza doğru sürdürmekte. Sonsuzluk, bütün dünyalarıyla, geçmişle ve gelecekle, sadece içimizdedir, başka hiçbir yerde değildir. Dış dünya, sadece bir gölgeler dünyasıdır — gölgelerini ışığın dünyasına yansıtır. Şimdi içimiz, bize doğal olarak çok karanlık, yalnız, biçimden yoksun görünüyor — Ama bu kararma geçtiğinde, ve gölge cisim kayıp gittiğinde, bize ne kadar farklı gelecek — O zaman her zamankinden çok daha fazla haz alacağız, çünkü ruhumuz yokluk çekti.
eskiden,daha doğrusu,yakın zamana kadar memurlarımızın rüşvet aldığından,yollarımızın olmadığından,ticaretimizin kötü yürütüldüğünden,hukuk sistemimizin kötülüğünden yakınıyorduk...oysa sonra anladık ki,toplumsal yaralardan söz etmek boşuna zaman kaybetmekten başka bir işe yaramıyor,bizi yalnızca bayağılığa ve ukalalığa götürüyor;gördük ki,toplumun önderleri ve suçlayıcılar denilen aklı evvellerimiz bir işe yaramamaktadır ve bizler boş yere çabalayıp durmaktayız,bir çeşit sanattan,bilinçsiz bir yaratıcılıktan,parlamentarizmden,barolardan,bilmem daha nelerden dem vuruyoruz ama karnımızı doyuracak bir lokma ekmek bulamazken ve en kabasından batıl inançlar iflahımızı keserken,anonim şirketler sırf dürüst insanımız az olduğu için karınlarını,ceplerini tıka basa doldurmaktadırlar;devletin yerleştirmeye çalıştığı özgürlükse hiç işimize yaramamaktadır,çünkü köylümüz,sırf meyhanede içebilmek uğruna kendi kendini soymaktan mutludur...