Puan vermedi·304 syf.··
2026 49. kitabı
Cassie Ryan tarafından yazılan Şeytani Aşk (Demon's Lexicon veya orijinal paranormal aşk serilerinden biri), fantastik dünyaları, mitolojiyi ve tutkulu bir aşkı bir araya getiren sürükleyici bir "çerezlik" kitap. Eğer Alacakaranlık tarzı doğaüstü aşk hikayelerini veya iblisli, melekli fantastik kurguları seviyorsanız, elinizden düşürmeden bir günde bitirebileceğiniz türden bir roman. ÖZET: Hikayenin merkezinde Jezebeth adında bir succubus (dişi şeytan) var. Jezebeth, yüzyıllardır hayatta kalabilmek ve kraliçesi Lilith’e olan borcunu ödemek için erkekleri baştan çıkarıp onları günaha sürüklüyor. Onun için bu sadece bir hayatta kalma rutini. Bir gece kulübünde avlanırken işler ters gidiyor ve vahşi bir iblisin saldırısına uğruyor. Tam her şey bitti derken, Noah adında son derece yakışıklı ama "tamamen insan" olan bir adam araya girip hayatını kurtarıyor. Normalde insanları avlayan Jezebeth, bu ölümlüye karşı tuhaf bir çekim ve minnet hissetmeye başlıyor. Olay sadece bu ikisinin arasındaki çekimle sınırlı kalmıyor. Arka planda devasa bir mitolojik savaş var. Cennetten kovulan Lucifer ve Michael ile bir anlaşma yapılıyor. Dünyayı yok etmek ve mahşerin dört atlısını salmak isteyen kötücül güç Semiazas’ı durdurmak zorundalar. İnsanlığın kaderi, bir dişi şeytan ile bir insanın el ele verip bu kıyameti engellemesine bağlı hale geliyor. YORUM: Genelde bu tarz kitaplarda tehlikeli olan tarafta erkek (vampir/kurt adam) olur, masum kızı korur. Burada ise tam tersi; tehlikeli, baştan çıkarıcı ve güçlü olan taraf bir kadın iblis. Bu dinamik hikayeye çok keyifli ve taze bir hava katmış. Sadece iki karakterin birbirine bakıp iç çekmesinden ibaret bir aşk romanı değil. İşin içine Lucifer, melekler, iblis avcıları ve kıyamet senaryosu girdiği için tempo hiç
Şeytani AşkCassie Ryan · Arunas Yayıncılık · 201169 okunma
8/10
·152 syf.··
2026 11. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2026 18:43
Bir hastalığınız yüzünden iki gün boyunca hiç uyumadan durdurunuz mu daha önce? Gianrico Carofiglio’nun kaleminden ‘Sabahın Üçü’ kitabında genç Antonio duruyor işte. Tam iki gün boyunca babasıyla vakit geçiriyor. Üstelik anne babası boşanmış, babasına dair bölük pörçük anılara sahip ve onu yeterince tanımazken. Ergenlik döneminde epilepsi teşhisinin konulması ile birlikte üç yıl boyunca çeşitli kısıtlamalara maruz kalan Antonio, babasının araştırmaları sonucu Marsilya’da yaşayan alanında uzman bir doktora muayene olur ve hastalığının geçici olduğunu öğrenir. Tedavi sürecinden sonra hastalığın geçmesi için yapılacak son bir test daha vardır. İki gün boyunca uyanık kalarak kriz gelip gelmediğini test etmek. Antonio ise bu süreci pek de tanımadığı babası ile geçirecek ve ona dair bilgiler edinecektir. Baba oğulun iki günde birbirini tanıma serüvenine tanık olacağınız, içinde felsefe, matematik, müzik ve aşk barındıran bir kitap Sabahın Üçü. Okunması oldukça kolay ve bir o kadar da keyifli olan akıcı bir kitaptı. Ağır klasiklerin ve edebi metinlerin arasına sıkıştırılabilecek türden, rahalatıcı bir kitap. Kitapla kalın
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,041 okunma
Reklam
Şarkı kendisi için vardır açıklaması da olmamalıdır.
Puan vermedi·152 syf.··
2026 9. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 20:34
Bülent Somay ile tanıştığım ilk kitap. Çeyrek asırdan fazla zamandır müzikle ilgilenen ama şarkı söyleyemeyen biri olarak ilk gördüğümde dikkatimi çekti.Pek beklediğim gibi seyretmese de bazı öbek öbek bazı kısımları okumak heyecan verdi ve farklı bakış açıları sundu. Kitap içerik olarak; adından da anlaşılacağı üzere müzik temalı, sosyoloji, psikoloji, evrensel kültürler ve kısmen felsefe gibi disiplinlerarası yolculuğa çıkaran bir kitap. Kitabın içinde, Sting, Bob Dylan Leonard Cohen gibi müzisyenlerin şarkıları var. Şarkılarda geçen hayat, aşk, ölüm gibi temalar üzerinden anlam arıyor ve bu şarkıların kendisi üzerinde hissettirdiği hisleri ve düşündüklerini paylaşıyor. Müziğe sanata ve bahsettiğim diğer disiplinlere ilgisi olanlara tavsiye ederim. Kitapla, müzikle ve en çokta Gökselle kalın :)
1000Kitap
Şarkı Okuma KitabıBülent Somay · Metis Yayınları · 201681 okunma
Her istediğinizin gerçekleşeceği bir dükkanda ne isterdiniz?
8/10
·118 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 13:15
Müşterilerin eli boş,zihni ferahlamış ayrıldığı dükkan “Hayatta en çok istediğiniz şey,hayattan alabileceğiniz en iyi şey midir?” Bu kitap ; psikodramanın Hanna Weiner tarafından geliştirilen “Magic Shop” isimli tekniğinden esinlenerek kurgulanmış. [Tekniğin kullanıldığı psikodrama oturumlarında, Büyü Dükkânı olarak tanımlanan bir sahne hazırlanır. Burası, alışverişlerin takas yoluyla yapıldığı, fantezide varolan bir yerdir. Sahnede, grubun yöneticisi ya da tecrübeli bir grup üyesi, dükkân sahibi olarak; gönüllü bir diğer üye de müşteri olarak rollerini alırlar. Tüm grubun izlediği oyunda, dükkân sahibi ile müşterisi arasında bir pazarlık başlar. Ustaca yapılan bir pazarlığın sonunda müşterinin, Büyü Dükkânı'ndan alabileceği en iyi şeyi alarak çıkması beklenir. Ancak bu, her zaman müşterinin en fazla istediği şey olmayabilir... Oyundaki başarının sırrı, pazarlığın inceliklerinde gizlidir.(sayfa 9)] Uzak diyarlardan birindeki bir ülkede "Büyü Dükkanı" denilen bir dükkan varmış... Bu dükkanda hayatta istenilebilecek her türlü şey var. Her insanın farklı bir hikayesi, hayattan istediği farklı farklı istekleri var. Kimi kaybolan yıllarını istiyor, kimi büyük bir aşk yaşamak, kimi hırs, kimi şöhret, kimi başarı, kimi korkularından kurtulmak istiyor, kimi bir an önce büyümek istiyor. Bu istediklerini almak için ne yollar aşındırıyorlar da geliyorlar büyü dükkanına. Büyü dükkanında alışveriş yapmaksa hiç de kolay değil. Bir kere para geçmiyor burada. Dükkanın satıcısı ak sakallı, bilge bir ihtiyar ve baya sıkı pazarlıkçı. Müşterilerinin istediklerine karşılık o da onlardan bazı şeyler istiyor. Müşterilerin hayatta en çok istedikleri şeye sahip olmaları için ödemesi gereken bedeller.. Kendinizi onların yerine koyuyor, "Ben olsam bunun karşılığında bunu verir miydim?"
Büyü DükkanıYeşim Türköz · Epsilon Yayınları · 20234,604 okunma
10/10
·158 syf.··
2024 98. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 20 Kasım 2024 02:59
‎​Ahmet Mithat Efendi, Tanzimat döneminin en üretken kalemlerinden biri olarak, Felsefe-i Zenan ile yalnızca bir hikâye anlatmakla kalmaz; o dönemin toplumsal yapısını, kadın-erkek ilişkilerini ve "mutluluk" kavramını derinden sorgulayan bir felsefi zemin inşa eder. Akile, Fazıla ve Zekiye gibi karakterler üzerinden kurgulanan bu eser, geleneksel aile yapısının ve kadınlara biçilen "fedakârlık" rolünün bir eleştirisi niteliğindedir. ‎ ‎​Eserdeki "Fakat her şeyin cahili olmaktansa o şey hakkında bilgi sahibi olmak yeğ değil midir?" sorusu, aslında Ahmet Mithat Efendi'nin okuruna ve toplumuna verdiği ana mesajdır. Yazar, cehaletin koruyucu bir kalkan değil, aksine bir hapishane olduğunu vurgular. Özgürleşmenin ilk adımı, insanın içinde bulunduğu durumu tüm çıplaklığıyla analiz edebilmesidir. ‎ ‎​Toplumsal dayatmaların ötesine geçebilmek, karakterlerin kendi özgür iradelerini keşfetmeleriyle mümkündür. Yazar, aşkı idealize edilen bir masal olmaktan çıkarıp rasyonel bir zemine oturtur: ‎​"Hiçbir aşk yoktur ki masallarda denildiği gibi görür görmez kalbinin derinliklerinden ve can-ı gönülden kopuşup da gelmiş olsun." ‎​Bu cümle, duyguların da bir akıl süzgecinden geçirilmesi gerektiğini savunur. Akile, Fazıla ve Zekiye’nin yaşadıkları, birer duygu tutsaklığından ziyade, kendi zihinlerini özgürlük aşkıyla doldurma çabasıdır. Nitekim karakterin ifadesiyle: "Ben zihnimi, esaretin her yönünü uzun uzadıya ölçüp tarttıktan sonra özgürlük aşkıyla doldurdum." Bu ifade, esaretin sadece fiziksel değil, zihinsel bir tercih veya bir kabulleniş olduğunu gösterir. ​Kitabın belki de en vurucu eleştirisi, insanın sahte mutluluklar peşinde koşarak kendi özgürlüğünü nasıl sınırladığı üzerinedir: ‎ ​"İnsan kısmı hürriyet hürriyet der de hürriyetin ne olduğunu dahi bilmez. Mutluluk mutluluk
Edebiyat
Felsefe-i ZenanAhmet Mithat Efendi · Sel Yayıncılık · 2012211 okunma
Puan vermedi·240 syf.·
2026 132. kitabı
Sis - Miguel De Unamuno Kendi deyimiyle bir roman degil "nivola" olan bu eser yaygın görüş üzerine varoluşçu felsefe öğeleriyle bezenmiş. Okumaya başlamadan biraz bu akıma gözgezdirmek iyi olur kanısındayım. Akıcı yapısı, yer yer nükteleri ile hızlı ve eğlenceli bir okuma sağladı. Önsöze cevap niteliğinde ikinci bir önsöz yazması, finalde yazarla başkahramanı konuşturması gibi alışılmamış işleri var Unamuno'nun. İlgi alanım olduğu için mi bilmiyorum okurken bana sık sık Freudyen düşünceye atıflarda bulunuyor hissi verdi. Bu eser genelde varoluşçu felsefe üzerinden incelenmiş ben ise başka bir perspektif sunmak adına temel psikoloji kavramları üzerinden birşeyler yazmak istedim. Kitabın kahramanı Augusto, hayatının merkezine koyduğu ve yakın zamanda kaybettiği annesinin gölgesinde yaşayan bir karakterdir. Yetişkin bir erkek olmasına rağmen kendi kararlarını alamaması ve dünyayı bir "sis" gibi muğlak görmesi, sembolik olarak anne rahmindeki güvenli ortamdan tam olarak çıkamadığını gösterir. Sokakta tesadüfen gördüğü Eugenia’ya aniden tutkuyla bağlanması, aslında kaybettiği anne figürünün ve onun şefkatinin yerine koyacak bir nesne arayışıdır. Eugenia'dan sonra Rosario'ya da ilgi duyması, bastırılmış cinsel dürtüler ile anne şefkati arayışı arasındaki bölünmeyi andırır. İd, Ego ve Superego Savaşı! Augusto'nun iç dünyasını, Freud'un meşhur kişilik kuramına göre irdelediğimizde; İd : Augusto'nun rasyonel gerekçelerden uzak, anlık gelişen yoğun aşk ve sahip olma arzusu id'in kontrolündedir. Superego: Sürekli olarak kendini sorgulaması, felsefi açmazları, vicdan azapları ve annesinden miras kalan toplumsal normlar. Ego: Augusto'nun can çekişen Ego'su, Id ile Superego arasında bir denge kuramaz. Dış dünyayı algılamakta zorlanır ve gerçekliği bir "sis" (illüzyon) olarak
Psikoloji
SisMiguel de Unamuno · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20236bin okunma
Reklam
Reklam