7/10
·72 syf.··
2026 48. kitabı
Konusu kısaca Bir kasabadaki hastanenin Altıncı Koğuş adı verilen akıl hastaları bölümünde geçen hikâyede, doktor Andrey Yefimiç Ragin ile hasta İvan Dmitriç Gromov arasındaki diyaloglar merkezdedir. Doktor başlangıçta pasif, kaderci ve “her şey zaten anlamsız” düşüncesindedir. Zamanla bu koğuşa ve özellikle Gromov’un fikirlerine ilgi duyar, ama sonunda kendisi de “hasta” ilan edilip aynı koğuşa kapatılır. Bu kitap en çok şuradan vurur: “Dışarıdaki düzen aslında içeridekinden daha akılcı mı?” Çünkü doktorun dış dünyası da en az koğuş kadar anlamsız ve acımasızdır. İnsan bazen dünyayı anlamak yerine, onu “önemsizleştirerek” kendini korumaya çalışıyor. Yani “nasıl olsa her şey boş” demek, ilk bakışta felsefi bir olgunluk gibi duruyor. Ama Çehov bunu tersine çeviriyor: Bu tavır, aslında hayatın içindeki acıya, sorumluluğa ve eyleme kapıyı kapatmak. Bir tür zihinsel kaçış. Koğuştaki Gromov ise bunun tam karşı kutbu gibi. O daha “canlı” bir bilinç taşıyor; acıyı hissediyor, tepki veriyor, itiraz ediyor. Ama ironik olan şu: toplum onu deli sayıyor. Burada Çehov’un rahatsız edici sorusu ortaya çıkıyor: Eğer duyarlılık “delilik”, kayıtsızlık “normallik” ise, normalliğin kendisi ne kadar sağlıklı? Benim okuduğum kadarıyla kitap şu fikri dayatıyor: İnsan sadece düşünerek değil, dünyayla temas ederek var olur. Temas kesildiğinde (duygu, sorumluluk, eylem), felsefe bile bir tür uyuşmaya dönüşüyor. Çıtır okumalık bir kitap ama çok yüksek beklentiye girmemek lazım…10/6.5
Duygu ve Düşünce
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,3bin okunma
7/10
·360 syf.··
2026 2. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 18:40
Toplam 40 bölümden oluşan bu kitap her bölümde farklı bir filozof ve onun düşünce tarzını kronolojik sırayla ele alıyor. Benim gibi nereden başlayacağını bilmeyenler için iyi bir felsefeye başlangıç kitabı olmaya aday. Ben okurken bi yandan da hangi filozofun eseriyle devam etmeliyim diye düşünüyordum. Benim en çok ilgimi çeken iki kısım 19. bölüm Pembe Gerçeklik ve 32. bölüm Yuuh!/Yaşasın! : 19. bölüm Pembe gözlükler takıyorsanız, görsel deneyiminizin her yönü renklenecektir. cümlesi ile başlıyor. Bu bölümü okuduktan sonra bir süre ahlak kavramı ve doğru kavramı üzerine düşündüm. 32. bölüm ise Birinin anlamsıza konuştuğunu bilmenizin bir yolu olsa, ne güzel olurdu değil mi? Sorusu ile başlıyor. Bu bölüm okuduktan sonra kısıtlı ömrümde hangi düşünceler üzerinde kafa yormalıyım, hangi fikirler doğru veya yanlış olduğu üzerinde düşünmeye değer ve hayatımda nelere öncelik vermeliyim üzerine bir süre düşündüm.
Felsefe
Felsefenin Kısa TarihiNigel Warburton · Alfa Yayıncılık · 20208,3bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çürüyen Tanrı’nın Bilge Terminatörü: Philipp Mainländer
9/10
·312 syf.··
2026 221. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 17:46
Philipp Mainländer, bir aşkın veya yüksek duygunun değil; babasının annesine duyduğu o tamamen soğuk, aşksız ve mekanik biyolojik üreme dayatmasının sonucunda dünyaya fırlatılmış bir filozoftur. Onun bu sevgisiz ve çıplak doğumu, felsefesinin de neden bu kadar filtresiz ve rasyonel olduğunun ilk ipucudur. Kanımca Mainländer, Arthur Schopenhauer’ın sistemindeki en büyük mantıksal boşlukları kapatan, felsefe tarihinin "altın madenidir." Schopenhauer, dünyayı "Kör Yaşama İstenci (Wille)" olarak tanımlayıp acıdan kaçış için "çilecilik veya sanata sığınma" gibi mistik ve geçici çözümler sunarken; Mainländer bu mistik tülü yırtar ve bize hayatın ham, rasyonel ve nihai amacını gösterir: Yok oluş. Onun kozmolojisinde evren, intihar etmiş bir Tanrı’nın çürüyen cesedinden ibarettir. Başlangıçta zamanın ve mekanın ötesinde saf bir "Mutlak Birlik" (Tanrı) vardı. Bu ilk enerji, var olmanın getirdiği o sürtünmeli acıya dayanamadı ve "Hiçlik" (Non-Being) limanına ulaşmak istedi. Ancak saf varlıktan mutlak hiçliğe doğrudan geçiş rasyonel olarak imkansız olduğu için, Tanrı kendini imha ederek milyarlarca fiziksel parçaya böldü. İşte bizim "evren" ve "zaman" dediğimiz şey, o ilk bütünün parçalanma anıdır. Bu sistemde evrendeki tüm temel bileşenler (madde ve enerji) aslında aynıdır; yok olmazlar, sadece sürekli biçim değiştirirler. Doğan her canlı, o çürüyen cesedin parçalarının kısa süreliğine bir araya gelmesinden ibarettir. Ancak bu birleşme kusursuz bir kurgu değildir. Sistemde zamana bağlı bir bozulma (modern fiziğin deyimiyle Entropi) hakimdir. Birleşen her kimyasal bileşik, bir öncekinden daha zayıf, daha aşınmış ve çürümeye daha yakındır. Dünyanın zamanla daha kötüye, daha çirkin ve kaotik bir yere evrilmesi bu mekanik sönümlenme yasasının kaçınılmaz bir çıktısıdır. Mainländer
Felsefe
The Philosophy of RedemptionPhilipp Mainländer · Irukandji Media Pty Ltd · 20241 okunma
9/10
·342 syf.··
Beğendi
·
2026 646. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 14:38
Köklerinden Kopmadan Evrenseli Yakalayan Toplum: Japon Mucizesi İkinci Dünya Savaşı’nda uğradığı ağır yıkıma rağmen Japonya’nın bugün dünyanın en güçlü devletlerinden biri haline gelmesi, Doğru perspektifinden derinlemesine analiz edilmesi gereken bir başarı hikayesidir. Japonların bu süreçte neye dayandığını ve başarının sırrını sorguladığımızda, karşımıza saf taklitçilikten uzak, muazzam bir toplumsal irade çıkar. Japonlar iki büyük savaşı kaybettikleri halde vazgeçmemiş, kendi inanç ve kültürlerinden koparak başka bir toplumun kimliğine bürünmemişlerdir. Ne Hristiyan ne Müslüman olmuşlar ne de başka bir ülkenin geleneklerini körü körüne benimsemişlerdir. Kendi öz kimliklerini korurken, bilginin insanın ortak malı olduğunu bilerek nerede olursa olsun onu almayı, analiz etmeyi ve somutlaştırarak hayata geçirmeyi başarmışlardır. Bu kültürel direnç ve ilim aşkı, ülkenin kalkınmasını sağlayan diğer stratejik hamlelerle birleştiğinde gerçek bir mucizeye dönüşmüştür: Zorunluluktan Doğan Güç ve İnsan Kaynağı: Coğrafi olarak neredeyse hiçbir doğal kaynağı ve madeni olmayan Japonya, en büyük yatırımı tek kaynağı olan "insanına" yapmıştır. Savaş sonrası dönemde eğitim sistemi; ezberden ziyade disiplin, analitik düşünce, dürüst çalışma ve yüksek iş ahlakına dayalı olarak yeniden inşa edilmiştir. Devlet ve Sanayi İş Birliği (Keiretsu Sistemi): Japonya’da kalkınma rastgele değil, devlet ile dev şirketlerin (Toyota, Sony, Mitsubishi gibi) ortak aklıyla yürütülmüştür. Devlet stratejik alanları belirlemiş, AR-GE (Araştırma-Geliştirme) çalışmalarını fonlamış, şirketler ise küresel ölçekte rekabet edecek teknolojiler üretmiştir. Askeri Harcamaların Sıfırlanması: Savaş sonrasında yapılan anlaşmalar gereği Japonya'nın büyük bir ordu kurması yasaklanmıştır. Bu durum,
Japonya Nasıl Modernleşti ve Kalkındı?Ahmet Cihan · Akademik Kitaplar · 03 okunma
Yormayan bir felsefe kitabı arayanlara kesinlikle öneriyorum.
10/10
·214 syf.··
Beğendi
·
2026 147. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 12:58
Selam kitap dostlarım, Bugün çok güzel bir kitapla geldim. Bugün sizlere okurken sık sık durup düşündüğüm, altını çizdiğim ve bazı sayfalarını kapattıktan sonra bile zihnimde taşımaya devam ettiğim bir kitapla geldim: Sessizliğin Eşiğinde. Kitaba öncelikle balkonda okumaya başladım. Bu kitap insanı kendi içine doğru uzun bir yolculuğa çıkarıyor. Sessizliğin Eşiğinde benim için tam olarak böyle bir kitap oldu. Yazar, hayatın en tanıdık ama en az üzerinde durduğumuz eşiklerine davet ediyor bizi. Sevmek, sahip olmak, dostluk, özgürlük, ölüm, affetmek, merhamet, umut etmek... Hepimizin hayatında yer eden ama çoğu zaman cevabını bulamadığımız soruların peşine düşüyor. Bu kitap bir öğreti kitabı değil. Size ne yapmanız gerektiğini söylemiyor. Tam aksine, sorular soruyor ve o sorularla baş başa kalmanıza izin veriyor. Belki de en kıymetli yanı bu. Sayfalar arasında dolaşırken bir yanda Platon'u, Spinoza'yı, Nietzsche'yi, Sartre'ı; diğer yanda Yunus Emre'yi, Mevlânâ'yı, Gazâlî'yi ve daha nice düşünürü aynı sohbetin içinde buluyorsunuz. Doğu ile Batı'nın, geçmiş ile bugünün, akıl ile kalbin buluştuğu bir düşünce yolculuğu çıkıyor ortaya. En çok hoşuma giden şeylerden biri de çok zor anlaşılan ve karmaşık bir kitaba benzemiyor oluşu. Aksine günlük hayatın tam içinden örneklerle, hikâyelerle ve güçlü tespitlerle desteklenmiş. Özellikle modern insanın hızla tüketen yaşamını, yalnızlığını, teknolojiyle kurduğu ilişkiyi ve durup düşünmekten nasıl kaçtığını anlatan bölümler beni oldukça etkiledi. Her bölümden sonra durup düşünmek, bazı satırları tekrar okumak istiyorsunuz. Çünkü yazar sadece bilgi aktarmıyor; insanın kendi hayatına dönüp bakmasını sağlıyor. Kitabı balkonda bitirdiğimde elimde cevaplardan çok sorular vardı. Ama garip bir şekilde içimde de bir hafiflik
Sessizliğin Eşiğinde Felsefi DenemelerSerkan Ağar · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20261 okunma
8/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 93. kitabı
#morsandıktakiyazılar Kitap Adı: Vezir Gambiti Yazar adı: Walter Tevis Çeviri: Kerem Sanatel Kitap Türü: Roman Sayfa Sayısı: 321 Bu kitaba da buradaki yerel Kütüphanenin Türkçe kitaplar bölümünde rastladım ve okumak için aldım, yazarı ve kalemini bilmiyordum ve bu yüzden fazla bir beklentim olmadı. Kitap 80'li yılların ikinci yarısında yazılmış ve kahramanımız bir kız çocuğu Elizabeth 8 yaşında öksüz kalıp kimsesiz çocuklar yurduna yolu düşünce orada 4/5 yıl boyunca yaşadığı maceraları okuyorsunuz kitapta. Yolu nasıl satranç ile kesişiyor, evlat edinilme ardından gelen dünya satranç turnuvularındaki başarıları ve hayata dair yaşadığı zorluklar çok güzel kurgulanıp anlatılmış kitapta İngilteredeki yurtta, çocukları zaptetmek için onlara verilen sakinleştiricilerle onları nasıl bağımlı hale getirdiklerini okuyunca dehşet içinde kalıyorsunuz. Satrancı, kaldığı yurtta bir çalışandan öğrenince artık tüm hayatı satranç oluyor Beth'in. Kimse onun bir kız başına dünya şampiyonu olabileceğini ihtimal vermezken, o dünyada gelmiş geçmiş tüm satranç şampiyonlarını onların oynadığı stillerini oynadığı halini öğrenip yenmeyi başarıyor Kitapta birçok satranç stili anlatılmış bunlardan en ünlüsü Vezir Gambiti ve Sizilya olduğunu okuyorsunuz. Kitabı çok beğendim. Bu kadar spoiler yeter kitaptan birkaç alıntı: - Elizabeth ne seyahatlerinden ne de satranç turnuvalarındaki edindiği şöhretten kimseciklere bahsettiği yoktu. - Nihayet dereceli bir oyuncu olmaktan şimdilik memnundu, dünya turnuvaları onu korkutmuyor sadece belirsizlik ve farklı ülkelere gitmek zorunda olması onu biraz endişelendiriyordu. - Beth'in içinden satrancın güzelliğini övmek geçtiyse de vazgeçti. - Satranç her zaman rekabete dayalı değildir -Satranç kimileri için eğlencelik kimileri içinse bir tutku hatta
1000Kitap
Vezir GambitiWalter Tevis · İthaki Yayınları · 20202,224 okunma