Gasset’in 1930 yılında yayımlanan Kitlelerin Ayaklanması 20. yüzyılın siyasi ve sosyal felaketlerini (faşizm, komünizm ve tüketim çılgınlığı) kusursuz bir felsefi öngörüyle haber vermiş bana göre efsanevi bir teşhis kitabı olmuş. Gasset, bu kitapla sınıfsal (burjuva-proletarya) analizleri bir kenara bırakıp yepyeni, ürkütücü bir psikolojik prototipi sahneye çıkarıyor: Kitle İnsanını, yani bizleri.
Gasset için kitle, alt tabaka veya yoksul kesim demek değil; bu tamamen psikolojik bir konumdur. Kitle insanı; kendisinden hiçbir şey talep etmeyen, önceki incelememde yazdığım herkes gibi olmaktan rahatsızlık duymayan, şımarık bir mirasçı gibi medeniyetin nimetlerini (teknolojiyi, güvenliği, sanatı) kendi hakkı sanan ve bunların arkasındaki o devasa yaratım çilesini asla anlamayan kişidir.
Gasset, kitle insanının karşısına asil insanı yani azınlığı koyar. Asalet, kan bağı değil; kişinin sürekli kendini aşma çabası, kendi sırtına yüklediği o ağır mükemmelliyetçilik yüküdür. Gasset, modern çağın en büyük trajedisinin kitlelerin artık arkada durmayı reddedip, seçkinliğin alanına (sanata, siyasete, felsefeye) kaba kuvvetle ve cehaletle el koyması olduğunu söylüyor: "Farklı olmak artık bir suçtur."
İşte bir sanatçının insanlarla yüz yüze gelmeyi reddetmesi, siparişleri sadece aracılar veya postalar yoluyla kabul etmesi, aslında bu kaba kuvvetten ve kitlelerin o tahammül edilmez vasatlığından bir kaçış, bir tür karantina eylemidir. Ressam, dışarıdaki dünyanın estetik ve ahlaki çürümesinden korunmak için kendini o klostrofobik atölyeye hapsetmek zorunda kalmıştır.
Bana göre kitabın en vurucu kavramlarından biri de uzmanlaşmış cahildir. Gasset, modern bilimin ve işbölümünün, kendi dar alanı dışında hiçbir şey bilmeyen ama o küçücük uzmanlık alanından aldığı özgüvenle her konuda