Gümbürdüyor yerin altı, sarsılıyor gök kuleler
Özgürlüğe gebe toprak, doğuracak bizi yeniden
Ellerim ceplerimde, adımlarım minnetsiz
Gamsız yürüyorum mezar diplerinden
Ölülerimize yeminimiz var, dirilerimize müjdemiz
Üşüyen çocuklar güneşten emsin, öksüz kalmış aşıklar kavuşsun,
Alın terine sevda karışsın diyedir kavgamız
Bir madalya takılmayacak göğsümüze
Olsa olsa yağlı bir ilmek boynumuza
Belki kör bir kurşun sırtımıza
Ne adımız vardı bizim ne pasaportumuz
Düştüğümüz yerden tanırsın bizi
Kır çiçekleri biter toprağımızda
Ya da bir gelincik bütün kızıllığıyla
Zulme isyan etmiş toprağın çocuklarıyız biz
Geliyoruz olağanca heybetiyle
Az kaldı bak,
Gümbürdüyor yerin altı
Sarsılıyor gök kuleler
Özgürlüğe gebe toprak doğuracak bizi yeniden…” Selahattin Demirtaş
Seninle ben birbirimizi unutsak dahi aslında hiç unutmayacağız.
Aramızda bir şey kalmasa bile hep bir şeyler kalacak..
Bir gün öldüğümde, bir yanım hep senin içinde yaşayacak.
Ama hiçbir sokakta karşılaşmayacağız.
Sen ve ben..
Artık birbirimizi hiç görmeyeceğiz.
Ya da uzat ellerini,
dokun güneşe,
yazın kışa soluşunu dindir.
Anla,
bir ömre sığmaz seni sevmek
Anlat,
sana kavuşamamanın kaç ölüm ettiğini onlara.
Son defadır bazı şeyler, anlayamazsın.
Son kez sarılırsın,
son kez hoşçakal dersin,
son kez sevilirsin, son kez görürsün. Fotoğrafta saçlarını ellerinle tararsın, fotoğrafına saatlerce bakarsın da rastlantılar bile başka sokaklara çıkarır seni, son defa göremezsin.
Seni ne kadar özlediğimi söyleme fırsatım olmadı hiç.
Akıp giden manasız sesler arasında sesini özledim.
Saçının kokusunu ise saçına taktığım çiçeklerin kokusundan daha çok özledim.
Seni unutmadım
denemedim bile.
Ne bugün, ne yarın
Ölüme, acıya ve yokluğuna
alışmadım..
...
Seni saf bir güzellik için sevmedim, ruhunun ışıltısını, gözlerinin buğusunu, heyecanlanınca ve üzülünce titreyen sesini, o masum çocukluğunu sevdim.
Eti geçti, duydun mu?
Bıçak kemikte.
Duymadınsa duy artık
behey Allah’ın kulu,
bıçak kemikte.
Duy da silkin n’olursun
bu ne biçim uyku bu.
Bıçak kemikte
Verilmemiş alınmış hep,
yük vurulmuş dağlar gibi
insanlık bu mu?
Çalıyor sömürünün imdat çanları,
kımılda da kurtar şu onurunu
bıçak kemikte.
Topraksa paylaşılmış kıyılarsa yağmalanmış,
umut hacizde,
ya bu neyin puştluğu bu
sana yokluk sana yasak sana dam
insan değil hâşâ bir yağmacı soyu bu,
bıçak kemikte.
Üretensin yaratansın yürütensin dağları,
bakma öyle kilit kilit, duvar duvar.
Yetsin artık bu susku
bıçak kemikte.
Anasın boynun bükük babasın kolun kırık
oğullar kan içinde.
Kaldır artık başını
kalsın benim dâvam dîvana kalsın
demiş ozan.
O dîvan sensin artık
bıçak kemikte... Hasan Hüseyin Korkmazgil
Bu sene öğrendiğim en büyük ders,
hiçbir şeyi zorlamamak.
Konuşmalar, arkadaşlıklar,
ilişkiler, ilgi, sevgi!
Zorlama olan her şey,
uğruna savaşmaya değmiyor.
Akan akıyor. Neyse, o!