Kitap Değerlendirmesi Nasıl Yazılır?
Lindsay Waters’ın Akademinin Düşmanları adlı kitabında dile getirdiği malumu ilam kabilinden sayılabilecek bazı hususları burada özetleyeyim. Waters eserinde şöyle diyor: “Kitaplar ne işe yarar? Yayınlar niçindir? Burada, huzurunuzda bulunuyor olma sebebim kitaplara karşı beslediğim ölçüsüz sevgi. Onları neredeyse insanları sevdiğim kadar çok seviyorum. Eğer bu bir fetişizm veya putperestlikse, suçumu kabul ediyorum. Marshall McLuhan’ın yıllar önce ileri sürmüş olduğu gibi, kitabın insani gelişimin merkezinde yer almış olduğu bir zaman diliminden topyekûn bir çıkışın arifesinde bulunuyor olabiliriz. O halde, kendimize karşı bir yükümlülüğümüz var: Kitapları bizim için değerli kılan şeyin ne olduğunu keşfetmeliyiz. Keşfetmeliyiz ki o şeyi korumaya çalışmamız mümkün olabilsin." Muammer İskenderoğlu
Fetişizm ve Nesne Sapkınlığı
Sevmek, bir insanı mülkiyetine katıp dondurmak değil; onun varlığına ve özgürlüğüne şahitlik etmektir; oysa Kemal, Füsun’un trajedisini bir koleksiyon malzemesine dönüştürerek aşkı müzeleştirilmiş bir nesne sapkınlığına hapseder. Bu hikâyede gördüğümüz şey, burjuva kibrinin bir kadının yoksulluğunu ve hatırasını "sanat" adı altında sömürmesidir; çünkü gerçek aşk, sevdiğinin izmaritlerini cam bölmeler ardında sergilemek değil, onu olduğu gibi yaşatabilmektir.
Edebiyat

Ali Barış Tongur

@baristongur
·
Sevmek mülkiyet değil, bir insanı müze yapamazsın.
Bu kitabı ilk kez üniversite yıllarımda, o heyecanlı ve her şeye daha romantik baktığım dönemlerde okumuştum. O zamanlar belki de bu "büyük aşk" masalına inanmak istemiştim. Ama geçenlerde dizisinin çıkacağı haberlerini duyunca, "Dur bakayım, şu hikayeye bir daha göz atayım," dedim ve tekrar inceleme fırsatım oldu. İşte o an anladım ki; zaman geçtikçe insanın sınıfsal bilinci ve samimiyet tartısı değişiyormuş. Şu an geldiğim noktada tek bir gerçek var: Ben bu Kemal karakterine asla tahammül edemiyorum! Bu kitap sade bir aşk romanı falan değil; bu, elinde sermayesi olan bir adamın, aşkı bir mülkiyet meselesine çevirmesinin dramıdır. Kemal’in o "Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum," şeklindeki meşhur iç çekişi bile aslında ne kadar benmerkezci olduğunun kanıtı. Mutluluğu bir paylaşım değil, sanki borsada yakaladığı bir "fırsat anı" gibi görüyor. Adamın sevme biçimi bile bir burjuva alışkanlığı olan "stokçuluk" üzerine kurulu. Üniversitedeyken belki o 4174 sigara izmariti bana "melankolik bir bağlılık" gibi gelmişti ama şimdi bakınca resmen tüylerim diken diken oluyor. Bu, duyguların sömürülmesinden başka bir şey değil. Pamuk, okuru Kemal’in saplantılı zihnine hapsedip, her sayfada üzerimize biraz daha keder boca ediyor. “Füsun’un elinin değdiği şu tuzluğu aldım, şu gazoz kapağını cebime attım,” anlatıları artık bana romantik değil, patolojik geliyor. Kemal, Füsun’u bir insan olarak sevmiyor; onu bir nesne, bir koleksiyon parçası olarak "arşivliyor". Bu bir aşk hikayesi değil, bir "ölü sevici"nin eşyalar üzerinden kurduğu iktidar gösterisi. Hele o sınıfsal kibri... Kemal’in Füsun’un yoksul ailesinin evine gidip, o insanların samimiyetini bir laboratuvar faresi izler gibi gözlemlemesi beni çileden çıkarıyor. “Onların o küçük dünyalarındaki basit alışkanlıkları
Edebiyat
Reklam
Okumadığı halde düzenbazlık yapıp kitap okuduğu yalanına kendini inandıran tayfa var. Okumayı bile fetişizm malzemesi haline getirdiler, sayfasına bakıp zamanı olmadığını bile anlıyorsun ama ciltler dolusu yalanı cümle âleme okuyorlar:)
Gönderi kullanım dışı
fetişizm
Cinsellik Üzerine normal askta, özellikle cinsel amaca varilamayacak ya da tatmin olunamayacak gibi görünen dönemde düzenli olarak fetişizm bulunur.
Alıntı
"Teknoloji ilerledikçe, insanın zihni geriye çekiliyor. Yapay zekâ, düşünmeyi unutan beyinlere konfor sunarken; boş bakışlar, öğrenmenin değil, unutmanın aynası oluyor."
"Seri cinayetler ya da cinsellik cinayetleri, tıpkı fetişizm gibi erkek zekasının bir sapmasıdır. Kadın Karındeşen Jack'ler olmadığı içindir ki, kadın Mozart'lar da yoktur." Camille Paglia
Reklam
Reklam