TUTUNAMAYANLAR/ OĞUZ ATAY
Bu kitabı bitirdikten sonra, hakkında inceleme yazısı yazmama kararı almıştım. Çünkü yazar, o kadar çok şey anlatmıştı ki, hakkını verememekten endişe ettim. Sadece içinde geçen özlü sözler, ülkenin bütün kamyonlarının arkasını donatacak kadar çok ; bir şehrin bütün evlerinin duvarlarını, süslemeye yetecek kadar boldu. Bilimden sanata, edebiyattan felsefeye, matematikten coğrafyaya, müzikten resme, tarihten fiziğe, dostluktan sevdaya ve insanlar arası çarpık ilişkilerden yaşadıkları hayatın çirkinliklerine varıncaya kadar, çok geniş bir yelpazede argümanlarla hazırlanmış bir garip eserle baş başaydım. Yazar, sanki heybesinde ne varsa hepsinden bir tutam ilave etme gibi bir çaba içerisine girmişti. Bununla beraber bir de konuların iç içeliği, bağlamların kopukluğu, ifadelerin muğlaklığı, yazarın üslubu; zamanı ve olayı belirsizleştiren çok katmanlı kurgusu, vb. gözümü iyice korkutmuştu. Hem anlatacak çok şey vardı, hem de anlatacak hiçbir şey yoktu. Roman 724 sayfadan oluşuyordu. Ben bunu 7/24 olarak algılayıp bir hafta gibi kısa bir zamanda okuyarak aşırı bir yükleme yapmış olmalıyım ki, okuduğum kitabın üzerimdeki tesirinden dolayı, üç gündür adeta hafakanlar basıyor ... kah içindeki karakterlerden biri kulağıma bir özlü sözü fısıldıyor, kah hayal dünyamda kendimi trajikomik bir tiyatro sahnesinde buluyorum, kah kitapta geçen Turgut Özben'in iç sesi olan Olric, zihnimi okurcasına hesap soruyor... galiba okuduğum kitap, bende hiç ummadığım kadar büyük bir etki yaratmış; bana da kurgusu içinde bir rol biçmişti...
Hani meşhur bir menkibe vardır: zamanın birinde bir adam, Yaşlı Bilge’ye gelerek okuduğu kitapların içeriğini aklında tutamamaktan şikayet etmiş; kitapların kendisine bir fayda sağlamamasından dert yanmıştı. Yaşlı Bilge, elinde