Evrenden bıktığımı size itiraf edeyim. Tanrı da benim kadar bıktı; nasıl üstümüze kaldığını bilmediğimiz bu aşkın sorumluluklardan bizi kurtaracak bir uykuya seve seve yatardık.
Tanrı iyilik yapmayı o kadar zorlaştırıp kötülük yapmayı bu kadar kolaylaştırmamalıydı. Ben bu kötü eğilimlere kendimi kaptırmamaya çalışıyorum. İntiharı kendime kurtuluş bellememin nedeni de, böyle bir cinayet işlemeden bu bozuk düzen dünyadan gitmek isteğidir. Hocalar, papazlar cehennem korkutmasıyla bağrışıyorlar. Son kafir filozoflar da, “Bir şey yok, kötülük iyilik eşit, dünyada bu felaketleri yaratıp da öteki dünyada mükafat veya ceza vermek için mahkeme kurmak gülünç şeydir.” diyorlar. İntiharların nasıl önüne geçilir? Sebepleri ortadan kaldırmadan sonuçları engellemek, yasaklamak mümkün müdür? Hem bu ölümlü, bu hayırsız hayatın türlü cehennemler yaratan acıları içinde bunalarak her şeyi aklımca ölçüp biçtikten sonra, intiharı fenalığın en hafifi buluyorum. Benim çektiğim acıların bir dakikasına uğrarsanız, sizin gözlerinize de kamalar, tabancalar, uçurumlar; cankurtaran araçları gibi sevimli, büyüleyici görünür. Beni ölüm isteğinden ayırarak, acılar içinde yaşatmaya ve buna da “insanlık” adı vermeye ne hakkınız var?
Zaten gerçek acılar toplumsal değil bireysel olarak yaşananlardır. Şükürler olsun ki, acıların en müfrit olanlarına yığınlar halinde değil bireyler olarak maruz kalırız.