Evrenden bıktığımı size itiraf edeyim. Tanrı da benim kadar bıktı; nasıl üstümüze kaldığını bilmediğimiz bu aşkın sorumluluklardan bizi kurtaracak bir uykuya seve seve yatardık.
Kendisine: “Ona göre yazar kimdir?” diye soruyor ve şu yanıtı veriyordu: “Kesinlikle sezgiyle yaratan kişi değil… zamanın bilgisiyle ve o zamanın yararları doğrultusunda yaratan kişi. Sadece tempo açısından zamandan daha hızlıdır, zamanın o kadar ilerisindedir ki, kendini onunla bir karşıtlık içerisinde duyumsar. Zamanın en iyi Egosudur, zamanın zamana karşı çalışan avukatıdır.”
“Tam hücreden çıkarken, avludan yürek paralayan bir çığlık yükseldi; onu aynı ölçüde keskin çığlıklar izledi. “Ne oldu?” diye sordu William, şaşkın. “Hiçbir şey,” diye yanıtladı Başrahip gülümseyerek. “Bu mevsimde domuzları öldürürler. Domuz çobanlarının işidir bu. Sizin uğraşmanız gereken kan bu kan değil.”
“İnsanlığın günahları yüzünden, dünya, içine işleyip onu aşağı çeken uçurumun kıyısında asılı kalmış. Ve yarın, Honorius’un dediği gibi, insanların gövdeleri bizimkinden daha küçük olacak; tıpkı bizimkilerin, eskilerin gövdelerinden daha küçük olması gibi. Mundus senescit.”
güzellikten çirkinlik çıkartıp sükûnetten kahırlanmayı nasıl beceriyorum? iyilikten maraz doğarsa, neşeden de keder doğar. ya geçmişteki mutlu anılar bugünün acısıdır ya da şu anki sefaletin kökeninde geçmişte yaşanmış coşkunluklar yatar.