İslam ile Batı arasında hemen görülebilen bir diğer fark siyaset ve özellikle de yönetim alanlarındadır. Daha on sekizinci yüzyılda Berlin ve Viyana elçileri, sonrasında ise Paris ve Londra elçileri atama ve tayinin himaye ve lütfa göre değil liyakat ve yeterliliğe göre yapıldığı etkili bir bürokratik yönetimin işleyişini -hayret ve bazen hayranlıkla- tasvir eder ve benzer bir şeyin benimsenmesini tavsiye ederler.
On altıncı ve on yedinci yüz yılda büyük Avrupa üniversitelerinde Arapça kürsüleri kurulmuştu. Sonradan Farsça da buna eklenmişti ancak Türkçe kürsüsü yoktu. Türkçe İngilizce, Fransızca, Almanca vb. gibi modern bir dil olarak görülüyor, üniversitede incelenecek bir dil olarak görülmüyordu.