Aslında çok tuhaf görünmüyorlardı; yaşlı apartmanların sırt sırta vererek güçlükle ayakta durduğu bu eskimişlik ve küf kokan sokağın bir parçası gibiydiler.
Kalkış o kalkış işte. Geceyarıları penceresine ufak taşlar atarak sabahlara kadar beklediğim sevgililerim oldu... Ağlayarak sabahladığım ve öleceğimi zannettiğim ayrılıklar yaşadım... Kendime geri dönülmez yollar çizip gurbetlere, uzak ülkelere attım gövdemi... Boğazlı kazak ve parkamla dünyaya meydan okuyup, kucağımda arkadaşlarımın öldüğü günler geçti başımdan... Büyüdüm, acı çektim, çok sevdim... Artık iflah olmam dedim... Ulan ne kadar şanslıyım diye kıpırdandım yerimde... Boşandım, evlendim, oğlum oldu, babam öldü, yaşlandım... Bıyığım hep vardı... Hâlâ var.