ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ
İşte o Kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur; müttakiler için yol göstericidir.
Bakara 2
اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۙ
Onlar ki gaybde(gizlide, içtenlikle) inanıp namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah rızası için) harcarlar.
3
وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَۚ وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ
Sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar; ahirete de kesinlikle iman ederler.
4
اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
İşte onlar, Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve umduklarına erenler, işte onlardır!
5
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ
Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki, (azaptan) korunasınız.
21
اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ فِرَاشاً وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءًۖ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَكُمْۚ فَلَا تَجْعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَاداً وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
O (Rabb) ki yeri, sizin için döşek, göğü de bina yaptı. Gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse siz de, bile bile Allah’a eşler koşmayın.
22
123. Ve bir günden sakının ki, o günde hiçkimse başkası namına bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez, hiçkimseye şefaat fayda vermez! Onlar hiçbir yardım da görmezler.
O kadar güzel bir gün vaad edip sanki neden
Pelerin giydirmeden yola çıkardın beni?
İndi de kem bulutlar yarı yola gelmeden,
Hain duman gizledi senin alp görkemini.
Bora görmüş yüzümü yağmurlar ıslatınca
Yetmez bulutu delip kurulamağa koşman;
Övgü olmaz yarayı iyi eden ilaca
Utanç denen illete olamıyorsa derman.
Senin utanman benim yüreğimi dağlamaz;
Sen pişmanlık duysan da olanlar yalnız bana;
Suçlunun üzüntüsü, pek teselli sağlamaz
O suçun çarmıhını sırtında taşıyana.
Ah, sevginden dökülen o inci gibi yaşlar:
Onlarda şerre fidye, illetlere deva var.
Kur'an'da adalet kelimesi ve türevleri çok kullanılmıştır; buna diyeceğim yoktur. Hatta Türkiye'de her hafta tüm camilerde okutulan hutbelerde, görevli olan kişiler tarafından okunması kanuni bir zorunluluk olan Nahl suresi 90. ayetini, artık nerdeyse herkes ezberlemiş durumda. Bu ayette adaletle ilgili olarak; "Allah size adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder ... " deniliyor. Ancak bu terimleri kullanmak yetmiyor; önemli olan adaletle ilgili güzel kelimelerin kullanılması değil; adaletin tanımı, nasıl bir adalet sorusuna verilen yanıt önemli. Şurası gerçek ki, her sistemin adalet tanımı, adalete bakışı farklıdır. Marksizmle demokrasi, monarşi/oligarşi ve teokratik sistemlerin adalet anlayışları birbirlerinden çok farklıdır. Konuyu bir örnekle somutlaştıralım: Kur'an'a göre kafirlerin/inanmayanların hanımları, kızları ki tarih boyunca hiçbir zaman kadınlar savaşa neden olmamışlar, onlar masum insanlardır Müslümanlar tarafından savaşta ele geçirilirlerse, cariye olarak kullanılabilir, herhangi bir mal gibi satılabilir de. Muhammed'in Beni Kureyza harbinde uyguladığı gibi. Kur'an'ın Ahzab suresinin 26-27. ayetleri bundan söz ediyor. Ayrıca Ahzab suresi 50, 52. ayetlerine göre, bu savaş esiri kadınları Hz. Muhammed de kullanabilirdi. Nitekim onun hanımlarından Cuveyriye, Safiye ve Reyhane birer savaş ganimeti olarak ele geçirilmişti. Kur'an'a göre savaşlarda müşriklerden ele geçirilen kadın ve kızların statüsü bu iken; esir düşen erkeklerle erkek çocuklar ise, istenirse köle olarak kullanılabilir, herhangi bir mal gibi satılabilir. Yine Kur'an'a göre savaşlarda karşı taraftan (inanmayanlardan) ele geçirilen mal, Müslümanlar için ganimet adı altında dağıtılır/helaldir. Bunlar dışında gayrımüslimlerden haraç, fidye, cizye almak da var. Bu konuda