Allah kendisine yönelinen felekten dilediği şeyleri yaratır. Yoksa bu yöneliş |yaratmanın| sebebi değildir. Allah yardımcıya, ortağa ve sebeplere muhtaç değildir ve böyle bir durumdan münezzehtir. Çünkü sebepleri koyan ve onları yaratan Allah tır. Onların sebep olması, sadece yöneliş ve niyet bakımından söz konusudur. Bu ise Allah'ın yaratmasıdır. Misal olarak bizim adımıza irade edilmiş amelleri verebiliriz. Allah bizde elimizi hareket ettirmeye -veya bizim için irade edilmiş bir davranışa yönelme iradesi yaratır. İrademiz elimizi hareket ettirmeye veya Allah'ın hareketini elimizde yarattığı herhangi bir fiile iliştiğinde o fiil, bundan başka bir şey değildir. Dolayısıyla varlıkta Allah'tan başka fâil yoktur. İşte bu, benim delilimin ve keşfimin verisidir; benim bilgim ve inancım budur.
Sayfa 106·Kitabı okuyacak
1000Kitap
Bir kere teşebbüsünüz temelden yanlıştır. Çünkü Türk kültürünün kaynak eserlerini isterken bunun "yeni kuşakların kolayca anlayabileceği bir dilde" olmasını şart koşuyorsunuz. Yeni kuşakların seçkin bir küçük bölümü dışında kalanları 1000 kelimeyle konuşan gençler olduğu için bunların anlayacağı şekilde eser yazmak veya hazır-lamak fikir ve duygu bakımından düşmek, alçalmak mânâsına gelir. Halbuki gaye onların seviyesine inmek değil, onları yukarıya çekip çıkarmak olacaktır ki, bu da eserleri alabildiğine sadeleştirmek, yani basitleştirmekle asla sağlanamaz. Bu "Bin Kelimeli Millet", İngilizce yahut İspanyolcayı bilmediği halde İngiliz, Amerikan ve Arjantin şarkılarını mükemmelen ırlıyor. Demek ki kendisine ait olanı da öğrenecek kabiliyeti var demektir. Öğrensin!.. Kültür dizisi dip notları ve açıklamalarla onlara kılavuzluk edebilir ve "malak", "buzağı", "tay", "sıpa", "küşek", "palaz" kelimelerini bilmeyerek ayı yav-rusu, inek yavrusu, at yavrusu, eşek yavrusu, deve yav-rusu, kaz yavrusu diye işin içinden sıyrılan kültürsüz kuşaklar kendi dillerinin zenginliğini kendi kendilerini öğrenmek mecburiyetinde tutulur. Sınavlarda bunlara tümleç, özne uydurmaları yerine "kısrak neye derler?", "boz ve kumral hangi renklerdir?", "hangi hayvanların yavrusuna enik denir?", "bıkmak, usanmak ve bezmek arasındaki farklar nelerdir?" gibi sorular sorulur ve "dövüş-türülmek", "koşturulabilmek" gibi Türkçe kelimelerin Batı dillerinde, Arapça ve Acemcede kaç kelimeyle ifade edildiği öğretilir, bir cümlede "fiil"i sona getirerek konuşmanın büyük bir zihin ve muhakeme üstünlüğü olduğu anlatılır, sözün kısası, dilin kutsal nesne olduğu beyinlerine işlenir.
Sayfa 261 - Ötüken, 1 Kasım 1971, Sayı: 112·Kitabı okuyor
Reklam
Abdullah et-Tüsteri (rahmetullahi aleyh) demiştir ki: "Tövbe, kötülenen hareketleri (fiil ve huyları), övülen hareketlerle değiştirmektir. Bu da ancak halvet, sükût ve helal yemekle tamam olur."
"Bir insan sadakatsizlik, hainlik edebilir, hatta en kötüsünü yapıp cinayet işleyebilir ve yine de suçsuz kalabilir. Fiil henüz hakikatin kendisi değildir. Sadece bir sonuçtur."
Sayfa 61 - Yapıkrediyayınları·Kitabı okudu
Öyle zaman olur ki; bir kelime bir orduyu batırır, bir gülle otuz milyonun mahvına sebeb olur. Öyle şerait tahtında olur ki; küçük bir hareket, insanı a'lâ-yı illiyyîne çıkarır ve öyle hal olur ki; küçük bir fiil, insanı esfel-i safilîne indirir.
Yalnızlıklarının derin mahfazalarına yerleştirdik­leri bu emanetlerin üzerine titrediler hep. "Canından çok sevmek" onların hayatlarında bir söz değil, bir fi­il olarak yer aldı.
Reklam
Reklam