6/10
·296 syf.··
2026 15. kitabı
·
84 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 23:23
Fas’ın Cedîde şehrinde 1944 yılında doğan Taha Abdurrahman, Muhammed el-Hâmis Üniversitesi’nde felsefe eğitimi aldıktan sonra Oxford ve Sorbonne üniversitelerinde başta dil felsefesi ve mantık olmak üzere çeşitli alanlarda öğrenimini sürdürmüştür.1972 yılında “Ontoloji Sorunsalının Dilsel Yapısı” teziyle doktorasını tamamlamış; 1985 yılında “Doğal ve Argümantatif İstidlalin Mantığı” isimli teziyle de ikinci kez doktor unvanını almıştır. 2005 yılında emekliye ayrılan yazarımız birçok ülke ve üniversitede dil felsefesi ile mantık dersleri vermiştir. İncelemekte olduğumuz kitabımızın asıl adı el-Amelu’d-Dinî ve Tecdîdü’l-Akl olup Mehmet Emin Güleçyüz tarafından Türkçeye tercüme edilen eser Pınar Yayınlarınca İstanbul’da 2020 yılında 296 sayfa olarak yayınlanmıştır. Eserde; Soyut Akıl (el-‘aklu’l-mucerred), Rehberlik Edilmiş Akıl (el-‘aklu’l-musedded) ve Desteklenmiş Akıl (el-‘aklu’l-mueyyed) olmak üzere üç farklı akıl türü detaylıca ele alınmış. 1. Soyut Akıl (el-'Aklu'l-Mücerred) : Soyut aklı, metinde "sahibini herhangi bir şeye bir yönden bilgili kılan eylem" veya "nazar" olarak tanımlayan Taha Abdurrahman aklın özellikle bir eylem niteliği taşıdığını vurgulamaktadır. Ona göre Yunan düşüncesindeki gibi akıl insanı bilgi edinmeye hazırlayan bir öz, zat olarak tanımlanması birçok problemi de beraberinde getirir. Zira aklın bu şekilde tanımlanması, onu nesneleştirdiği gibi, insanı da eylem ve tecrübe boyutundan koparmaktadır. Abdurrahman’a göre Mucerred akıl ( soyut akıl) özel ve genel olmak üzere bazı sınırlılıklara sahiptir. Özel sınırlılıklar; soyut akıl dilin sınırlarına, zanniliğe ve mecburi teşbihe (Tanrı'yı maddileştirme tuzağına) mahkûmdur. Genel sınırlılıklar; soyut aklın, mantığın sınırlarına takıldığını, delillendirmelerde kesinlik ve tamlığın bulunmadığı ,
Dini Amel ve Aklın YenilenmesiTaha Abdurrahman · Pınar Yayınları · 202027 okunma
Puan vermedi·172 syf.··
2026 28. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 14:06
Otomatik Portakal Anthony Burgess & Otomatik Portakal Merhaba, İngiliz yazar Burgess'in romanı 1961'de yayımlanmış dilimize 1982'de çevrilmiştir. Distopik bir kurguya sahip olan kitap üç bölümden oluşmaktadır. İlaveten roman 1971'de aynı isimle sinemaya uyarlanmıştır. Romanın baş karakteri Alex henüz 15 yaşında ama tam bir suç makinası. Onunla beraber bir çetesi var. (Ve onlar gibi bir cok cete var o toplumda) Aklınıza gelebilecek ve aklınızın almayacağı her türlü kötü fiil hayatlarının normali olmuş dahası bundan zevk alıyorlar. İlk bölüm onların yaptığı bu kötülükleri anlatıyor. Dili rahatsız edici, argo, küfür, müstehcenlik yoğun bir şekilde var ve bu bakımdan ciddi bir eleştiriye maruz kalmış kitap. Şahsen benimde eleştirdiğim bir husus bu. Çünkü roman okurken bir edebi dil hayali kuruyorsun, bu bazen dil bazen kurgu olarak ortaya konuyor. Malesef bu kitap edebi dilden çok uzak. İkinci bölümde Alex'in hapis hayatı konu ediniyor. Ve orada bir deneyde kobay olarak onu seçiyorlar. Amaç onu "iyi insan olmaya zorlamak". Tercih hakkı elinden alınan ve kitabın adından mülhem otomatik bir portakala dönüşen Alex aslında iyi olmayı seçmemiş, seçtirilmiş oluyor. Bu da ona uzun vadede bir yarar sağlamıyor. Toplumun devlet eliyle böyle bir durumla karşı karşıya bırakılması bir bakıma insanların özgürlügüne ket vurulması anlamını taşıyor. Bu kısımda devlete, yönetim sistemine, demokrasi, özgürlük gibi kavramlara, insanların tek tipleştirilmesine eleştiriler yer alıyor. Son bölümde ise deneyle ıslah edilmiş Alex'in topluma tekrar kazandırılması aşaması ve yaşadıkları konu ediliyor. Yakın zamanda suça sürüklenen çocuk ifadesini ve bu konudaki tartışmaları bilen biri olarak kitaptan çıkarımım şu oldu; bir insanın iyiyi ya da kötüyü tercih etmesinin devlet mekanizması tarafından
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113bin okunma
Reklam
acı çekiyorum. (spoiler var sonra ağlanmayın bana)
Puan vermedi
Merhabalar. Kitapları gömmekten zevk aldığımı falan söylemiyorum ancak eleştirilerimde elbette bundan zevk alan bir akıl hastası gibi göründüğümün nitekim farkındayım. Şimdi de bu kitabı kesinlikle yerden yere vurmaya hazırım, keyif alıyorum :) (başlık tam tersini söylüyor.) Nasıl Başlıyor? Kitap karakterimiz Işıl Atabey'in Fransa'daki sergisinde başlıyor. Yaptığı tablolardan bahsediliyor, en sevmediği tablonun Şafak Vurgunu olduğu anlatılıyor ve ardından bir saldırıda tabloların alındığı her şeyin darmaduman olduğunu okuyoruz. Işıl da bu saldırıda yaralanıyor. Ardından yurtdışındaki karakterimiz apar topar Türkiye'ye döndürülüyor. Babası ise Atilla Atabey, dikkatleri hemen burada üzerinize topluyorum babası Genelkurmay Başkanı. Kızının ve ailesinin üzerinde bela olduğunu anlayan baba Atabey, daha sonra mükemmel bir fikirle çıkagelir: kızını Binbaşı (35 yaşında binbaşı?) Ecevit Demirhan ile evlendirmek. 1-Mantık Hataları 'Çok mantık hatası var' diyerek bitirmeyeceğim bu eleştiriyi aksine baya baya uzatmak istiyorum. İlki, 35 yaşında binbaşı olmaması. Bu durum istisnalar dahilinde oluyor, normalde 37 yaşında binbaşı olması gerek. Ayrıca hem 'özel timde' hem de TSK'da çalışan bir binbaşı olması da... (fantezi). Not: Özel timde tropik adada kertenkele ve kaplumbağa yiyorlar. Maldivler tatili. Kızının saldırıda parmağı olan kişilerin uyuşturucuyla alakalı olduğundan bahsediyor baba Atabey. Bir operasyon onayı verileceği sırada bu saldırı gerçekleşmiş, içeride köstebek var falana kayıyorlar ama burada bir durdum ve direkt sizi başa alıyorum, Genelkurmay başkanı olmasına. Bir Genelkurmay başkanı, uyuşturucu operasyonuna onay veremez. Kitabın başlarında gördüğüm bu yerde direkt daha derin anlatılması gerekiyordu. Neden? Dediğim gibi bir Genelkurmay başkanı
Şafak VurgunuŞevval Demirdöğer · Pukka Yayınlar · 2026145 okunma
Bu kadarına da pes doğrusu..
1/10
·328 syf.··
2026 8. kitabı
Neresinden tutsanız elinizde kalan bir eser olmuş. Bu kitabı okumaktaki amacım Nebhânî’nin ve sufilerin ileri sürdüğü görüşleri eleştirel bir şekilde incelemek ve özellikle tevessül, istigâse ile kabirden yardım talebi konularında ileri sürdüğü delillerin ne olduğunu öğrenmek ve değerlendirmekti. Eser, muhalifleri ve sahabe uygulamasını göz ardı eden çıkarımlar içerdiği için bir sorumluluk bilinciyle, Kur’ân, sahih hadis ve sahabe pratiği ışığında hatalarını ve dayanıksız noktalarını ortaya koymayı hedefliyordum. Okuma sürecim meraktan veya heyecandan değil, akideyi koruma ve ilmi doğruluğu ortaya çikarmaktan kaynaklanmakta. Kitap dua, tevessül, istigase ve Resûlullah ﷺ’in kabir hayatına dair meselelerde belirli bir tasavvurun müdafaasını hedeflemiş bir eser. Ancak eser, hem delil kullanımı hem de muhalif görüşleri ele alış tarzı bakımından ciddi usuli problemler barındırmakta. Bu durum da ortaya konulan sonuçların ilmi bağlayıcılığını yok etmekte. Her şeyden önce ehli sünnetin tüm âlimlerinin icmasına göre akidevi bir meselede belirleyici olan şey, zanni çıkarımlar, rüyalar, menkıbeler değil, MUHKEM NASSlardır. Kuranı Kerim, dua ve istigâsenin yalnızca Allah’a tahsis edilmesi gerektiğini açık ve tekrarlı bir biçimde ortaya koyar: "Mescidler Allah’ındır; o hâlde Allah ile beraber kimseye dua etmeyin" (Cin 18), "Allah sana bir zarar dokundurursa, onu O’ndan başka giderecek yoktur" (En‘âm 17), “O’ndan başka dua ettikleriniz size ne zarar ne de fayda verebilir” (Yûnus 106), “Darda kalana dua ettiğinde icabet eden kimdir?” (Neml 62). Bu ayetlerde geçen dua, yalnızca bir hitap değil; Resûlullah ﷺ’in ifadesiyle “ibadetin ta kendisi”dir (Tirmizî). İbadet olan bir fiil, Allah’tan başkasına yöneltildiğinde bu hâl, Kuranın çizdiği tevhid
Vehhabilere CevaplarYusuf Nabhanî · Fazilet Neşriyat · 201216 okunma
Mumlar sonuna kadar yandı
Puan vermedi·120 syf.··
2026 5. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 02 Nisan 2026 23:27
Dostluğun ne anlam ifade ettiği ile başlayıp bunu bize de sorgulatan mükemmel bir eser. Birine gerçekten çok değer verip kaybetmeden bence bu sorgulamayı tam anlamıyla yapamıyor insan. Ben sorgulama sürecini çok sevdim. “Bir insan sadakatsizlik , hainlik edebilir hatta en kötüsünü yapıp cinayet işleyebilir ve yine de suçsuz kalabilir. Fiil henüz hakikatin kendini değildir.” Çok beğendiğim bir alıntı oldu. Sınanmamışlığın kibrini atmış gerçekten de dünya da çok şey yaşamış iki insanın konuşması olduğunu bana çok net hissettirdi bu cümle. Konrad’ın hiç bir borcum yoktu savunmasını da çok yetersiz buldum. Bi şehri terk ederken şehre bile gönül borcun vardır, sevdiğin insanlar varsa. Kalbimi kıran eski dostlarımı hatırlatan acı bir anı gibiydi.
Mumlar Sonuna Kadar YanarSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20246,5bin okunma
Puan vermedi·190 syf.··
2026 15. kitabı
Geç Viktorya döneminde on sekiz yaşında olan Edith Hamilton , Bryn Mawr Koleji'nden mezun oldu. Klasik antik çağın ruhuna kapılıp giden Hamilton, herhangi bir akademisyenin yapacağı şeyi yaptı ve eğitimine devam etmek üzere Grek ve Roma araştırmalarının merkezi olan Almanya'ya gitti. Prestijli Avrupa üniversitelerinde derslere katılan ilk kadın oldu. Fakat o dönemde herhangi bir bölüme kayıt yaptırması mümkün değildi, bu yüzden dersleri yalnızca dinleyici sıfatıyla takip edebilmişti. Dersleri, sınıf arkadaşlarını bir "kadının varlığıyla rahatsız etmemek adına," kendisi için özel olarak kurulmuş ve onu diğer öğrencilerden gizleyen ayrı bir bölmeden takip etmek zorunda kaldı. Soru sormak da yasaktı. Kısa sürede Alman metodolojisinden sıkılmaya başladı çünkü profesörler asıl malzemeden uzak duruyordu. Örneğin, Pindar'ın hangi fiil kiplerini kullandığını en ince ayrıntısına kadar tartışırken bile, onun bir şair, hatta bir insan olduğunu tek kelimeyle dahi telaffuz etmiyorlardı. Bu durum, Forster'ın "Maurice" adlı eserinden bir sahneyi aklıma getiriyor. Çoğunluğu genç olan öğrencilerin erkekler arası aşkın yüceliğini konu alan bir metni yüksek sesle çevirdiği, profesörün her iki paragrafta bir "Yunanlıların dile getirilmez rezaletini atlayın" diye araya girdiği o sahneyi bilen vardır belki. Metni incelemeleri ve çevirmeleri gerekiyordu, fakat içeriğini ya da anlamını bir an bile düşünmeleri yasaktı. Hamilton bunun üzerine Amerika'ya, mezun olduğu okula döndü, orada müdire oldu ve bir yandan da klasik eserleri öğreten araştırmalarını sürdürdü. İlk kitabı "The Greek Way"i altmışlı yaşlarının başında ancak yazabilmişti. Bu eser, Alman ekolüne karşı bir duruş niteliğindeydi, Yunan zihnini anlamayı ve açıklamayı hedefliyordu. Upuzun bir kariyerin sonunda bir araya getirilmiş bu
Edebiyat
The Greek Way to Western CivilizationEdith Hamilton · Mentor · 01 okunma
Reklam
Reklam