Cenâb-ı Hak, beşerî bir fiilde “hâlık” sıfatı ile tecellî eder ve bu sûretle o fiilin vtiçud bulmasını sağlar. Fâiliyet, yine kuldadır.
Sen kendini tanıdıktan sonra Rabbini tanıyacaksın. Bu, bilmenin ötesindedir. Bilmek başka şey, görmek ve tanımak başka şeydir. Tevhid deryasına daldı bu gönlüm Her fiilde fail senmişsin gördüm Seni bulmak için özüme döndüm Cümle sıfatlar hep seninmiş senin Hakk'ı görmeyen her göz âmâdır. Hadis-i Kutside "Bizim öyle kullarımız var ki onların gözünden gören, lisanından konuşan, elinden tutan, ayağından yürüyen biz oluruz" diye buyruluyor.
Sayfa 133·Kitabı okudu
Din İslam
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Fiilde Tevhid
Cenâb-ı Hakk bizim işlediğimiz gibi fiil işlemez. Bizim fiil işlememiz organlarımız. azalarımız vasıtasıyla olur. Yemek yerken elimizi, parmaklarımızı kullanırız. Ağzımıza kaşığı götürdüğümüzde dilimizi, çenemizi kullanırız. Konuşurken sesle, harfle konuşuruz. Bunlar hep bizim fillerimizdir. Cenâb-ı Hakk fiil işler ama bizim işlediğimiz gibi fiil işlemez. Yasin Sûresi'nde de geçtiği gibi Cenâb-ı Hakk bir şeyin olmasını istediğinde "Ol!" emrini verir, neyi murad etmişse, nasıl murad etmişse, o murad ettiği biçimde oluverir. Cenâb-ı Hakk'ın fiilleri bizim fiillerimiz gibi değildir. Cenâb-ı Hakk yaratır, evet, ama bütün bunları bizim yaptığımız gibi yapmaz. O azalara, organlara, aletlere, araç gerece muhtaç olmaktan münezzehtir.
Sayfa 23
Din
Ehl-i Sünnet vel-Cemaat akide imamları. Usûli'd-Din imamla tevhidi beş mertebe üzerine bina etmişlerdir. 1- Zatta tevhid 2- Fiilde tevhid. 3. Sıfatlarda tevhid 4- Esmada (isimlerde) tevhid 5. Ahkamda (hükümlerde) tevhid
Sayfa 18
Din
Dâvâ, Rabb'in kendisinindir. Bekâ ve galebesi de, O'nun yüce kefaleti altındadır. Hidâyet ise, bizzat Cenâb-ı Hakk'ın takdiriyledir. Alemi, Alem-i esbab yani, sebebler Alemi sûretinde halkeden O yüce varlık, müsebbibü'l-esbab'dır. Yani, sebeplerin sebebi kendisidir. Hiçbir irâde, O'nunkine tevâfuk etmedikçe (uygun düşmedikçe) gerçekleşemez. Her fiilin zâhirî fäili kim olursa olsun, hâlıkı sa-dece ve sadece O'dur. Kula, belli bir saha içinde hareket serbestîsi vermiştir. Bunun mutlak hududunu, ancak ken-disi bilir. Kulunun bu müsâade sahası içindeki fiillerinde de "el-Hâlık" sıfatıyla tecellî ederek onları halkeder. Aksi hâlde cüz'î irâdeler, hiçbir hüküm ifade etmez. Her beşerî fiilde, o fiili halketmek üzere, ilâhî irâdenin de bulunması ferdî mes'ûliyeti ortadan kaldırmaz.Çünkü bu "müsaadeler sahası"nda Rabbimiz, kulun bizzat istediğe ve azmettiği fiili halkeder. O'nunla ezelde bir mîsâk akdetmiş ve kendisini bu âleme imtihan için göndermiştir.Kulun istediğini halketmese, mükâfât ve mücâzât mesnedsiz kalırdı.
Alıntı
Allah kula, belli bir saha içinde hareket serbestisi vermiştir. Bunun mutlak hududunu, ancak kendisi bilir kulunun bu müsâade sahası içindeki fillerinde de ‘El Hâlık’ sıfatıyla tecelli ederek onları halkeder. Aksi halde cüzi iradeler, hiçbir hüküm ifade etmez. Her beşeri fiilde, o fiili halk etmek üzere, ilahi iradenin de bulunması ferdi mes’uliyeti ortadan kaldırmaz. Çünkü bu “müsaadeeler sahası”nda Rabbimiz, kulun bizzat istediği ve azmettiği fiili halk eder. O’nunla ezel‘de bir misak akdetmiş ve kendisini bu aleme imtihan için göndermiştir. Kulu istediğini halketmese, mükafat ve mücazat mesnedsiz kalırdı.
Alıntı