Her gün çiftçi kümese geldiğinde kendisine yem verildiğini gören bir civciv sonunda çiftçinin gelişiyle kabına yem konması arasında bir ilişki bulunduğu sonucuna varacaktır. Ama sonra bir gün yem verilmez, öyle mi? Bir gün çiftçi gelip artık büyüyüp tavuk olmuş hayvanın boynunu koparıverir... Felsefenin en önemli görevlerinden biri de insanları aceleci çıkarsamalara karşı uyarmaktır.
Her hazanda birbiri üzerine dökülen ağaç yaprakları gibi insanlar da birbiri ardına toprağa yatarak yok oluyor. Bu değişmez, umumi bir kanun... Niçin endişe etmeli? Şu dünyada erilen başka ne var? Hayat yalan... Ölüm hakikat...
Bir gölge göründüğünde Sofie, bu gölgeyi düşüren bir şey olduğunu düşünürsün sen de. Örneğin bir hayvanın gölgesini görürsün. "Galiba bir at bu" diye düşünürsün, ama tam emin olamazsın. Onun için de dönüp bakarsın hayvana. Tabii hayvanın kendisi o titrek at gölgesinden çok daha güzeldir ve kesin hatlara sahiptir. Bu yüzden Platon, doğadaki tüm görüngüleri ebedi biçimlerin ya da ideaların gölgelerinden ibaret sayıyordu. Ama birçokları gölgeler arasındaki yaşamından memnundur. Gölgeleri düşüren bir şeyler olması gerektiğini düşünmezler bile. Var olan her şeyin bu gölgelerden ibaret olduğuna inanırlar - öyle olunca da gölgeleri gölge olarak algılamazlar. Bu yüzden ruhların ölümsüz olduğunu da unuturlar.