Yılanı Öldürseler’i okurken aklıma ister istemez Kırmızı Pazartesi geliyor. Çünkü Yaşar Kemal, Márquez’den yaklaşık beş yıl önce yayımlanan bu romanında, herkesin bildiği ama kimsenin engellemediği bir cinayetin toplum içinde nasıl büyüdüğünü anlatıyor.
Bir çocuğun omuzlarına yüklenen namus baskısı, köyün sessiz onayıyla trajediye dönüşür. Bu yönüyle roman, bireysel bir suçtan çok toplumsal bir suçun hikâyesi gibidir. Okur başından itibaren olacakları bilir; asıl sarsıcı olan ise kimsenin bunu durdurmamasıdır.
Bu nedenle Yılanı Öldürseler, yalnızca güçlü bir Yaşar Kemal romanı değil; aynı zamanda Kırmızı Pazartesi’yi hatırlatan yapısıyla, bir trajedinin toplum tarafından nasıl hazırlanabileceğini gösteren çarpıcı bir metindir.