"MEZBAHA"
"Kendimi bir çocuk kitabında deliğe düşen biri gibi hissediyorum. Kendimi her şeyin farklı ve garip olduğu yabancı bir dünyada bulan biri gibi."
Kendi halinde, sessiz sedasız yolculuk yapan bir adam düşünün. Ne bir kimliği var, ne telefonu ne de bir adresi. Sırtında kıyafetleri, aklında bir blues müzisyenini araştırma fikriyle otobüsten inip yürümeye başlıyor. Varacağı yer: Uzun zamandır hiç suç işlenmemiş, sakin, sessiz bir kasaba: Margrave.
Her şey, ıssız bir kavşakta başlıyor. Hiçbir yere ait olmayan, sırtında sadece katlanmış diş fırçasıyla dolaşan eski askeri polis Jack Reacher, bir otobüsten iner ve Margrave isimli küçük bir kasabaya ulaşmak için tam yirmi iki kilometre yürümeye karar verir. Görünüşte sakin olan bu kasaba, onu bekleyen kabusun sadece sessiz bir başlangıcıdır. Reacher daha kasabaya adımını atar atmaz, otuz yıldır ilk kez işlenen bir cinayetin tek yabancı tanığı konumuna düşer. Ancak işler Reacher için çok daha hızlı sarpa sarar. Polisler tarafından hiç beklemediği bir anda tutuklanır ve polis şefi, onu olay yerinde gördüğüne dair yalan bir ifade verir. Reacher’ın tek bildiği şey, kimseyi öldürmediğidir. "En azından burada, en azından son zamanlarda." Bu kısa ve ürkütücü düşünce, karakterin ne kadar tehlikeli ve gizemli olduğunun ilk ipucudur.
Peki ya kasaba? Margrave’in sessiz ve şirin görünen sokaklarının altında çürümüş sırlar yatmaktadır. Reacher suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışırken, bir anda kendini kasabanın karanlık labirentlerinde bulur. Cesetlerin sayısı arttıkça, Reacher’ın askeri polis olarak edindiği keskin zekâ ve gözlem yetenekleri devreye girer. Ama en önemlisi, fiziksel olarak korkutucu boyutları ve dövüş eğitimi, onu sıradan bir kurban olmaktan çıkarıp avcıya dönüştürür.
Reacher, hızlı düşünmek ve daha da hızlı hareket
Benim için hayal kırıklığı oldu… çok övüldü o nedenlede beklentim yüksekti … Evet akıcıydı hızlı okundu… Ama koskoca bir ama var…. Şaşırtmadı, çok dağınıktı ve finalde toplanmadı… 7 puanı sadece akıcı olmasından dolayı alıyor..
Selamm kitapsever dostlarım
Pine ailesinin hikâyesi bir traiediyle değil, sanki yavaş yavaş çöken bir kaderle baslar. Yıllar önce büyük oğulları Danny Pine'ın kız arkadaşını öldürdügü iddiasıyla müebbet hapis cezası alması, ailenin üzerine çöken ilk karanlık olur. O günden sonra baba Evan Pine'ın hayatı tek bir amaca kilitlenir: oğlunun masumiyetini kanıtlamak. Servetini, itibarını, hatta aklını bu uğurda tüketir. Fakat dünya acımasızdır. Netflix cinayetin belgeselini yaptığında Evan Pine artık yalnızca yas tutan bir baba değil, kamuoyunun gözünde "takıntılı" ve gerçekleri kabullenemeyen bir adamdır.
Asıl kırılma ise diğer oğul Matt Pine'in kapısının bir sabah çalınmasıyla gelir. Üniversite hayatınin sıradanlığı içinde yaşayan Matt, FBI ajanı Sarah Keller'dan ailesinin Meksika tatilinde gaz sızıntısı sonucu hayatını kaybettiğini ögrenir. Baba Evan, anne Liv, kız kardeşi ve en küçük kardeş Tommy.. Tek bir haberle tüm bağları kopar. Ancak yas, bu hikâyede yalnızca başlangıçtır. Çünkü yıllardır saklanan, üzeri örtülen sırlar birer birer gün yüzüne çıkmaya baslar.
Derken Evan Pine'a ulasan bir video her şeyi altüst eder. Ve Meksika'ya da bu görüntüler yüzünden gider belki bir ipucu ucu yakalarım diye. Ve bu video da Danny'nin öldügü sanılan sevgilisi Charlotte vardır. Bu video Evan için yalnızca bir kanıt degil, adeta bir cağrıdır. Ve o noktadan sonra Pine ailesinin trajedisi kişisel bir dram olmaktan çıkar; medya, tartışmalar ve şüphelerle büyüyen bir bilmeceye dönüşür. Netfllix bu kez belgeselin odağına ölen aileyi yerlestirir. Kamera artık gerçeği değil, gerçeğin etrafinda dolaşan gölgeleri kaydetmektedir.
Bu hikâye, yas ile şüphe arasına sıkışmış bir ailenin portresi. Atmosferi soğuk, gerilimi icten içe yükselen bir anlatı. Medyanın, adaletin ve bireysel inancın
Kitap ilk sayfadan itibaren ilgiyle okunuyor. Bir aile trajedisi, aslında Amerikan kültürünün - içki, partiler, aldatma vs- sebep olduğu olaylar diyebilirim. Aile pisi pisine gitti
İpucu
Noah'ın katil olduğunu tahmin ettim. Sinsi bir karakterdi. Anne Liv kocasını Noah'la aldatıyor ondan hamile kalıyor. Oğlu işlemediği bir cinayetten hapse düşüyor. Kocası ve kızı olayı araştırmaya devam ediyor sonunda Noah kiralık katil tutup aileyi öldürüyor.
Korktuğun Ne Varsa – Alex Finlay
Herkese selam
Korktuğun Ne Varsa, yüzeyde bir cinayet gizemi gibi başlasa da ilerledikçe geçmiş travmalar, aile içi suskunluklar ve saklanan gerçekler üzerinden daha duygusal bir hikâyeye dönüşüyor. Danny’nin suçlu bulunmasıyla başlayan süreç, Pine ailesinin peşini bırakmayan talihsizlikleri ve Matt’in geçmişle yüzleştiği karanlık araştırmayı takip ediyor.
Kitap genel olarak akıcı; bölümler kısa, anlatım sade ve sayfalar teknik olarak hızlı ilerliyor. Ancak ben hikâyenin içine tam anlamıyla girmekte biraz zorlandım. Merak duygusu tamamen yok değildi ama o “bir bölüm daha okumalıyım” hissi bende pek oluşmadı. Bu yüzden kitap elimde beklediğimden daha uzun süre kaldı.
Atmosferde hissedilen hüzün ve bastırılmış duygular güçlü bir zemin kuruyor. Fakat karakterlerle kurduğum bağ derinleşmediği için, ortaya çıkan gerilim de yer yer mesafeli kaldı. Finaldeki çözülme anlamlı olsa da duygusal açıdan çok sarsıcı bir etki bırakmadı; daha çok sakin bir kabulleniş hissi verdi.
Genel tabloya baktığımda, tamamen hayal kırıklığı yaratan bir kitap değil ama beklentimi de tam karşılamadı. Akıyor, okunuyor… fakat bitirdiğimde zihnimde uzun süre kalacak güçlü bir iz bırakmadı.
Serinin sonu olan kitabı da dün itibariyle bitirdim. En sevdiğim kitabı da sonuncusu oldu yazarın doğal akışını hiç bozmadan insanı hep merakta bıraktırdı ve ben kitabın sonuna kadar asla kimseden şüphelenmedim öyleki ilk kitapta suça yardım ve yataklık eden (kendine göre sebepleri var asla bir suçlu değil) Wolf'tan bile şüphelendim. Kitap eskiden yıllarını vermiş bir dedektifin (Dedektif Finlay) bir odanın içinde başından silahla vurulmuş halde olarak bulunan bir hikayeyi anlatıyor. Bakıldığı zaman düpedüz intihar gibi görünen bu olayın Wolf'un ve dedektif arkadaşlarının beraber orataklığı ve benim her zaman sevdiğim Edmuns'un son vuruşu ile bir intihar vakası değil bir cinayet olduğunu gözler önüne seriyor. Finlay'in geçmişte yaşadığı ortağı Chambers ile bir yangından kurtardıkları uyuşturucu ve kimsenin görmediği Chambersin sakladığı paralar bir süre sonra gün yüzüne çıkıyor. Ahlaklı polis sıfatına bürünen ki bence de gerçekten öyle birisiydi Finlay, parayı Chamberstan kesinlikle almadı. O zamanlar aşık olduğu Maggie ile Lomdraya taşınma kararı aldı ve Chambers'ıda geride yaşadığı o unutulmaz olayı da arkada bırakmaya karar verdi. İşte kitabımız bunun sonrasında gelişen olayları bize anlatıyor. Ben okurken en sevdiğim kısım bizi 25 sene öncesine bile götürürken günümüz sayfasından çıkarıp bizi o senelere birlikte götürmesi oldu, sevmediğim kısımlar ise Baxter her kitapta olduğu gibi bir sürü hata yapıp anında pişman olması ve her zmaanki gibi Thomas'ın onu affetmesi oldu. Hiçbir zaman itiraf etmese de Wolf'a deli gibi aşıktı. Ve o kadar ki dayanamayıp en sonunda yine onunla beraber bir gece geçirdiler ve hemen akabinde yine pişman oldu. Fakat ne kadar pişman olursa olsun artık hamileydi. Geçirdiği bir kaza sonrası maalesef hiç istemese de herkes öğrenmek zorunda
Son OyunDaniel Cole · Pegasus Yayınları · 202146 okunma