Ayfer Tunç kalemine alışkın bir kitapsever için ters köşe bir kitap. Açıkcası sepete atarken tek kriterim Ayfer Tunç olmasıydı.
Okuması zor bir kitap. Mesela belki bir 20-30 yıl sonrasının okurken keyif alacağı bir kitap. Bir hikaye, bir kahraman yok. Tamamen 70 ler, 80 ler, 90 lar ve hatta 2000 lerin başıyla ilgili yaşanan olaylar. O zamanlarda hayatımızda var olan her şeyden öyle güzel bahsediyor ki. Sadece beklenti ne ona bakmak lazım.
Açıkcası bu kitabı okumaya başladığımda tek solukta okuyamadım. Araya hikayesi ve devamlılığı olan kitaplar soktum. Nihayet bu kitabı da bitirdim.
Şimdi ben 90larda doğan biri olarak bu durumların birçoğuna şahit oldum ya da yaşadım. Bana ilginç gelmedi. Ama dediğim gibi yıllar sonra okuyan bir okur. Aaa bunlar da var mıymış şeklinde okuyacaklar.
O zamanlarda yaşanan siyasi olaylardan, kullanılan ev eşyalarına, bayramlarda yaşananlardan , evliliklere, tanışmalara, gidilen yerlere. Gazetelerden, telefonlardan tutunda gelinliklere. Geçmiş zamanlarda sevilen müzik türlerine, izlenilen film türlerine. Hatta sinemanın yazlık , kışlık olduğu zamanlara çok güzel başlıklar atmış. Alışık olmadığımız ve beklemediğimiz bir kitap ama yine de okumak isteyenler için damakta tatlı hisler uyandıracak bir kitap. Bazı kısımlarda hüzünlenip, bazı kısımlarda güldüm. Sevdiğim beni etkileyen birkaç alıntı bırakacağım. Kitaplarla kalın...
"Ağır ama kendine göre lezzeti olan bir yaşam biçimini, siyah beyaz bir ekranda değişen görüntüler belirler oldu."
" Barbie bebeklerin olmadığı 70 ler Türkiyesi'nde kız çocukları kartondan kesilmiş Şebnemleri kağıt elbiselerle giydirirlerdi. "
"Ama doğa genellikle süprizi sevmezdi. Mevsimler, ağır bir ritimle yaşanan, fazla kalabalık ve şaşırtıcı olmayan hayata kendi renkleriyle gelir, şenlik getirirdi."