"YAVAŞ SEYAHAT"
"Kimseyi tanımadığım kalabalıklarda iyiydim anlaşılan. Bana zor gelen, konuşmak zorunda olduğum kalabalıklarda olmaktı."
Hayatın koşuşturmacası içinde çoğumuz bir yerlere yetişmeye çalışırken, gerçekten durup etrafımızı görebiliyor muyuz? Gökhan Kutluer’in “Yavaş Seyahat” kitabı, tam da bu soruyu gündeme getiriyor ve bizleri sıradan bir gezgin olmanın ötesine davet ediyor.
Bu kitap, umudunu ve merakını kalkan yaparak yoluna devam edenler, dijital göçebeler ve içinden taşanı akıtmak için kendine bir “Paris” bulamayanlar için yazılmış. Yazar, sadece bir gezi rehberi sunmakla kalmıyor; elinden tutup şehirlerde gezdiriyor, yürüyüşün ve keşfetmenin olağan güzelliğine eşlik eden olağan dışı karşılaşmalara davet ediyor.
Kitabın büyüsü, küçük ayrıntılarda gizli. Bir uçağın penceresinden Alp Dağları’nı görmek, dar sokaklarda kaybolmak, tanımadığın bir şehirde kendiliğinden kurulan bağların tadını çıkarmak… Her sayfa, okuyucuya yavaşlamanın, farkına varmanın ve anı yaşamanın önemini hatırlatıyor.
Başta sadece fotoğraflar çeken ve flanör edasıyla Avrupa’yı gezen, bazen bisikletiyle şehirleri turlayan bir gezgin olarak tanıdığımız Gökhan Bey, bu kitap sayesinde kalemi kuvvetli bir gezi yazarına dönüşmüş. Ancak sırf şehirleri anlatıyor diye kuru bir gezi kitabı demek haksızlık olur. “Yavaş Seyahat”, aynı zamanda felsefi bir tarafı olan, okurlarına umut aşılamayı amaçlayan nahif bir anı kitabı.
Kitabı okurken ilk dikkatinizi çekenlerden biri de sık kullanılan “nahif” kelimesi olabilir. İlk başta yanlış kullanıldığını düşündüm; sonra öğrendim ki “nahif”, Arapça kökenli olup ‘ince, duygulu, hassas, nazik’ anlamına geliyor. Fransızca kökenli “naif” ise bildiğimiz anlamıyla ‘saf, deneyimsiz’ demekmiş. Bu küçük detay bile kitabın öğretici ve merak uyandırıcı yanını