Üç kuşak kadının hikâyesi…
En çok da anneanne Şehbal Targut’un yaşadıkları sarstı beni. Romanın anlatıcısı Şehnaz’a ise zaman zaman kızdım. Kendi ayakları üzerinde duran, başarılı bir akademisyen olmasına rağmen E.’ye karşı bu kadar taviz vermesi beni okurken öfkelendirdi.
Belki de bunun sebebi geçmişten taşıdığı yüklerdi. Çünkü bu romanda bir kez daha görüyoruz ki bazı hikâyeler annelerden kızlarına miras kalıyor.
Ayhan Targut Varlı ise dışarıdan bakıldığında örnek bir eğitimci ve anne. Ancak uyurgezer olduğu gecelerde ortaya çıkan sırlar, Şehnaz’ın hayatını derinden etkiliyor.
Romanda oldukça fazla geri dönüş (flashback) bulunuyor. Bu nedenle Ayfer Tunç okumaya ilk kez başlayacaklara bu kitabı önermem.
Kitabı bitirdiğimde derin bir nefes aldım ve geriye şu düşünce kaldı:
Kimse bulunmaz Hint kumaşı değil. Önce insan kendini sevmeli. Kendini seven insan, sevdiği kişiyi de incitmez.
İlk kitabın finalinden sonra merakla hemen ikinci kitaba başlamıştım. Bugünde sizlere Kozmos serisinin ikinci kitabı hakkındaki düşüncelerimi söyleyeceğim.
Öncelikle 2. Kitapta kaos uygulamasıyla alakalı daha fazla bilgi öğrenmiş olmak çok hoşuma gitti. Yazar özellikle Kaos’un nasıl kurulup amacının ne olduğunu olay örgüsünün içerisine çok güzel bir şekilde işlemişti. Özellikle bu bilgileri öğrenirken bir yandan Ana erkek karakterlerimiz diyebileceğimiz (Arın, Mete, Dora, Uzay, Kutay, Berk ve Demir’den bahsediyorum૮₍ ´ ꒳ `₎ა) yedi erkek karakterin neler yaptığını bu uygulamada nasıl oyunlar oynadığınıda flashback sahneleriyle okumak aşırı ilgimi çekti. Umarım ilerki kitaplarda da böyle flashback sahneleri olur.
Olay örgüsünde özellikle Toprak’ın gözünden okusakta Melina ile sahnelerinin olması ve bu sahneler sayesinde Melina’nın düşüncelerini, anılarını okuyabilmek benim çok hoşuma gitti. Ayrıca kısacıkta olsa Toprakla sahnesi olmasıda çok güzeldi. Ben çok çok inanmaya başladım birbirlerine iyi geleceklerini^^
Fakat bu noktada ortada olan hoşlantı durumları çok çok zıt ve tehlikeli durumda. Toprak abisi Arın ile Elsa’yı seviyorlar. Elsa aylardır yurt dışında yaşıyordu fakat bu kitapta geri dönüyor. Kendisinin daha önceden Arın ile bir geçmişi olmuş ve anladığım üzere Arını unutmak için geldiği gibi Toprakla yakınlaşmaya çalışıyor. Açıkçası bana en baştan ber hiç iyi birisi gibi hissettirmedi. Toprak’a karşı tutumuda hiç içime sinmedi. Arın’ında Elsaya olan hislerinin geçtiğini çok fazla düşünmüyorum bu yüzden bu aralarında yaşanan aşk üçgeni tamamen bir yıkıma yol açıcakmış gibi hissediyorum. Umarım gerçekten iyi olanlar çok yara almadan olur her şey. ⚞(⸝⸝>⸝⸝<⸝⸝)⚟
Birazcık Toprak’ın gözünden okumayı anlatıcak olursam. Melina’nın anlatımından okurkende seveceğimi
Bir Kutu Kitap aboneliğimde gönderilen ve yazarla tanışmama vesile olan bir kitap yetişkin bir adamın on iki yaşındayken ki hatıralarını konu ediniyor. Yetişkin bir adamın gözüyle anlatılmasına rağmen kitabın çocuksu dili bana yıllar önce okuduğum J.D. Salinger'in Çavdar Tarlasında Çocuklar adlı kitabını hatırlattı. Tek fark Salinger'in kurguladığı karakter olayı yaşadığı andan itibaren anlatıyordu ancak Brautigan'ın baş karakteri tabiri caize bir 'flashback' ile anlatıyor.
Anlatıcı 12 yaşındayken yoksulluklarını, ailesinin onu ihmal edişini, tuhaf bulunduğu için arkadaş çevresinden dışlanılışını ve tek arkadaşını kaybedişini yetişkin gözüyle ama çocuk diliyle anlatıyor. 44 yaşındaki bir adamın 12 yaşındaki haline acaba o gün mermi yerine hamburgeri mi seçmesi gerektiğini tekrar tekrar soruyor.
Kısacık bir kitap olmasına rağmen II. Dünya Savaşı'nın insanlar üzerinde bıraktığı etkileri, yalnızlaşmayı, iç hesaplaşmayı ve yoksulluğu dolu dolu işlemiş. Keşke ve pişmanlık hissi kitabın her satırına sinmiş durumda. Kitabın yazarı daha sonra intihar ederek ölmüş ve kitap, otobiyografik denilebilecek ölçüde kendi hayatına biraz göndermeler içeriyormuş. Bu açıdan da nedense yazarın hayatına son verişini biraz Sadık Hidayet'e benzettim.
Daha önce ismini bile duymadığım bir yazardan bu kadar etkileneceğim ve sevdiğim yazarlarla ve kitapla benzerlik kuracağımı düşünmemiştim. Güzel bir okumaydı.
Aslında gayet akıcı bir kitaptı. Ben uzun otobüs yolculuğumda tamamını tek oturuşta okuduğum için bana film gibi geldi, bu yüzden son noktalardaki geçmişin anlatıldığı kısım bağlanamamış gibi oldu. Hatta
Spoiler
Bana kalırsa douglas'ın aslında dedektif çıkmasının anlatıldığı o bölümde şunu hissettim ya , adam 50-60 sayfa boyunca çetenin neler yaptığını hatta adamın girdiği işleri anlatıyo falan sevdiği kadını anlatıyo anasını satayım son kısımda adam dedektif çıkıyor bakıyoruz herkesi oyuna ketenpereye getirmiş son 10-15 sayfada anlatıyor. Aga o zaman ben ne anladım ya, ki bu dedektifin girdiği çetenin tam olarak ne işe yaradığını da anlamadım ki usta. Elemanlar kasabayı mesken tutmuş 01 deki elemanlardan bi farkı yok ki. Polisler rüşvetle çalışıyo adamlar çete kurmasa birileri kuracak yani. Hadi anladım , bunları tutuklatman lazım bilader ama hani hiç mi vicdanın üzülmedi ya aq bunu hissettiremedin bana hiç birleşemedim o douglas ile , hatta o flashback yüzünden sherlock holmes ve waston ile de tam benimseyemedim ki. Macdonald var anasını satayim eleman benim gozumde hala mcdonald 2li burger menusu olarak kaldi onun yanindaki adam vardi adi neydi white mason mu o eleman da bombos sadece tostcu yakup un tiknaz ve pipo kullanan tipiymis gibi hissettim.
bak kitap harbi aktı güzeldi kötü demiyorum. Ama, ama, ama bu kitap daha iyi olurdu, daha akıcı olurdu. Olay örgüsü güzel, sağlam bir iş var. Ama neden ben 100 sayfa boyunca baska bi hikayeyi sonraki bi 50-60 sayfa da baska bi hikayeyi okudum amk. Ulan Doyle var ya hem beni sinir ettin ters köşe yaptin hem de meraklandirdin devam edecem bu sherlock holmes'a hepsini okuyacam bekle sen...
Korku VadisiArthur Conan Doyle · Portakal Kitap - İstanbul · 201910,5bin okunma
Hayırlı bayramlar...
Pdf ile hakkını yemeyeyim kitabı satın alayım derken yazarın kendi internet sitesinde bölümleri yayınladığını görüp okumaya başladım. Ardısıra araştırma-inceleme kitapları okuyunca bir ara verme ihtiyacı hissettim ve iyi ki bu kitapta dinlendim.
Çocukluk arkadaşı Ecevit ve Firuze'nin bir cinayete şahit olmaları ve Ecevit'in mağdur olmasıyla hiç bitmeyen acılar ve olaylar silsilesi anlatılıyor.
Kitabın başlıklarını ayrı yazarın arı dilini ayrı beğendim.
Wattpad tarzı kitapları az okumadım ve genelde yokuşa niyetlenip yarılamış zorlama bir dilleri oluyor ve bu kitabı da öyle sanarak bekletiyordum. Okurken hem akıyor hem de ağlatıyor sağolsun.
Ve kitabı hep 'sanmalarla' erteledim durdum. Halbuki sağlam bir okurdan almıştım öneriyi ama yine de başlayamamıştım.
Kitabı hem dönem kitabıdır flashback çok olur böler diye hem dramatik sahneleri çoktur üzülmek istemiyorum diye hem de wattpad tarzı bir kitap şimdilik kalsın diyerek okumadım ve tabiki pişmanım.
Flashback var mıydı? Çokça hem de. Okumayı sevmiyorum ama aktı mı, aktı.
Dram var mıydı? Tillahı kadar ama yine ağlatacaksa varsın ağlatsın. (Okurken türkü de dinliyordum bu da üstüne tuz biber oldu.)
Wattpad kurgusu mu, o da ne kıyısından köşesinden geçmez.
Beni sadece rahatsız eden konu Firuze'nin Ecevit'e olan sevgisi bir tık hastalıklı gibi geldi onun dışında aralarındaki bağ çok güzel aktarılmıştı.
Hasılı, okuyun arkadaşlar, bir şans verin.
Şimdiden iyi okumalar...
Proust’un yedi ciltlik devasa romanının ilk kitabı olan Swann’ların Tarafı, aslında tüm serinin ruhunu tek başına taşıyan bir başyapıt. Roman üç bölümden oluşuyor: Combray’de geçen çocukluk anıları, Swann’ın Odette’e duyduğu tutkulu ve kıskançlıkla dolu aşkın hikayesi ve anlatıcının genç Gilberte’e duyduğu ilk aşk.
Kitabın en unutulmaz anı hiç şüphesiz madeleine sahnesi. Anlatıcının ıhlamur çayına batırdığı bir kurabiyenin tetiklediği o istemsiz bellek dalgası, Proust’un tüm romana sinmiş temel felsefesini özetliyor: geçmiş kaybolmaz, sadece bir duyunun dokunuşunu bekler. Bu kısmı sinema filminde izlemişim gibi okudum. O kurabiyeyi çaya batırdığı andan itibaren bir flashback yaşanmış gibiydi.
İkinci bölümde ise Swann’ın aşkı, neredeyse ayrı bir roman gibi işlenmiş. Kıskançlık, arzu ve sahip olamadığın şeye duyulan takıntılı bağlılık anlatılmış. Son bölümde ise anlatıcının Swann’ın kızına duyduğu aşka yer verilmiş. Proust’un uzun ve müzikal cümleleri gerçekten sabır istiyor ancak o ritme bir kez girince bırakmak zorlaşıyor. Yavaş okunan, üzerinde düşünülen bir kitap. Belki kafa yapısı olarak bu kitaba hazır değildim ama yine de uzun zamandır ertelediğim için bir gayret okudum. Ancak kalan altı kitabı peş peşe okumayı düşünmüyorum. Aralara farklı okumalar eklemem biraz soluklanmam gerekiyor.
Swann'ların TarafıMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20255,2bin okunma