Ve içimde geri dönmek korkusu var. Hiçbir şey hatırlamak istemiyorum. Elimi cebime sokarken, bana iki gün evvelini hatırlatacak bir kağıt parçasına, bir şeye rastlamaktan bile korkuyorum.
Ben insanlardan kaçan birisiyim, belki size de uzun zaman gelmem. Ancak bunu kötü niyetime yormayın, size değer vermediğimi yahut herhangi bir şeye gücendiğimi sanmayın.
Sonra bir anda, burnunuzun ucunda, canınızı sıkan, rahatınızı kaçıran, kanınızı donduran o adlandırılamayanı tanıyor, tanıdığınızı sanıyorsunuz. O zaman çürüyüş başlıyor. İnsan afallayıp şaşkına dönüyor, çöküyorsunuz. Akıl zaafa düşüyor. Bağrınıza inatçı bir acı saplanıyor. Sanrılar sizi aptallaştırdıkça aptallaştırıyor. İnsan bir ad, bir sözcük istiyor. Haykırmak istiyor : çözümü bulduğunu, bunalımının kaynağına indiğini haykırmak istiyor. Bu abuk subuk karmaşık laf yığınından sıçrayıp çıkmak, bu sözcük bataklığından kaçıp kurtulmak istiyor insan. Ama artık bir sıçrama taşı da yok, tutunacak bir dal da. Hayal gücünün dibini boylamaktan başka yol yok. Bir başlangıç noktası yakalamak istiyor insan : Ama bütün noktalar çok uzaklarda, çok bulanık...