Ölüler. Ah bir uyansalar, bir yaşama dönseler, bir görseler kefenlerine dökülmüş gözyaşlarının çoktan kuruduğunu, boğuk hıçkırıkların dindiğini, çökmüş yüzlere kan geldiğini, nasıl da tiksinirler gözyaşları dökerek ayrıldıkları bu hayattan. Bakın görün o zaman nasıl da şevkle dönerler sessiz ve yalansız hiçliğe.
Her şey bana yabancı,her şey,bana ait bir insan yok,bu yarayı kapatacak bir yer yok.Burada ne yapıyorum,bu hareketler,bu gülüşler ne anlama geliyor? Buralı değilim başka bir yerden de değilim.Yüreğimin hiçbir destek bulamadığı bu yerde,dünya bilinmeyen bir görüntüden başka bir şey değil.
Hepimiz zaman zaman çelmelendiğinizi ayağımızın kaydığını hissederiz yine de “yaşadıklarımdan öğrendiklerim var” deyip yolumuza devam edebiliyorsak
hayattan hakikaten bir şeyler öğrenmişiz demektir
zaten tecrübe de bu değil midir ?
Ama şurada bir bulantı. Gitmiyor, geçmiyor. İnsanlar arasında durmadan mikrop gibi yayılan bir hastalığın bulantısı bu. Kuşku ve güvensizlik. Bunları böyle böyle düşünmek zorunda kalışım… Yoklaya yoklaya yaklaşmak herkese. Şu anlamda ya da bu anlamda… Adımları hesaplı atmak. Yürekleri hesaplı açmak. Açık olamamak.Her gün biraz daha kapanmak. Her gün biraz daha köstebekleşmek, tilkileşmek, böcekleşmek…