Nefesim içime batiyor ama kinim, acimdan derin ki beni hayatta tutuyor.
İvan, --Oedi Berlioz,- misal sen Tanrı'nın oğlu İsa'nın doğumunu çok iyi ve hicivle betimlemişsin ama meselenin özü şu ki, İsa'dan önce doğmuş bir sürü tanrının oğlu var; örneğin, Fenikelilerin Adonis'i, Friglerin Attis'i, Perslerin Mitra'sı. Uzun lafın kısası, İsa da dahil, hiçbiri doğmadı, hiçbiri var olmadı. Doğum veya mesela müneccimlerin zi- yareti yerine bu ziyaretle ilgili saçma söylentiler dolandığını betimlemen gerek. Ama senin hikayenden İsa'nın gerçekten de doğduğu sonucu çıkıyor! ..
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Yeni mobilyaların hiç karakteri yoktur ama eski mobilyanın daima bir geçmişi vardır.Yeni mobilya daima dilsizdir,ama eski mobilya neredeyse dile gelir.Adeta görüp geçirdiği iyi ve kötü günleri anlattığını duyabilirsiniz."
Sayfa 110·Kitabı okuyor
Alıntı
ANAHTAR "Devlet kapısına bir anahtar uydur yeter." sözü ne zaman ortaya çıktysa biz o zaman "alınteri" ni unuttuk. Sadece alınterini mi? Kanaati, sabrı, şükrü de unuttuk. Açıkçası başka bir ahlâkı benim-sedik. Hatta itikadımız zedelendi bile denebilir. Nasıl zedelenmesin? Devlet kapısına yazılanlar sabahtan akşama üç beş evrak ile uğra-şıyor, sırt üstü yatıyor, tıkır tıkır maaşlarını alıyordu. (Böyle bir batil inanç vardı.) Bu anlayış sonraları daha beter bir hâl aldı. Adam işini tarif ederken şöyle diyor: "Arkadaş öyle bir iş buldum ki sorma. Sabahtan akşama yatıyorum, parmağımı kıpırdatmıyorum, maaşımı alıyo-rum." Ötekilerin ağzını sulandıran "ideal ig" tarifi buraya geldi. Devletler devleti soyarken ötekilerin eli armut toplayacak değil ya, onlar da havadan para kazanmanın yolunu buldular ve bir "çete" kurdular. Her sokaktan bir çete fışkırmasının bir sebebi de budur. Eskiden, diyelim elli yıl önce, Anadolu'nun pek çok kentinde, evlerin avlusunda "tandır evi" vardı ve ekmek tandırda pişerdi. Biz çocuklar tandır ekmeğinin kalın ve kuru olan kenarları yemez, ortadaki yumuşak kısma saldırırdık. ŞU BIZİM MAHALLE İnsanlar "mahalle hayatını" özlemle hatırlıyor; bazıları "ah nerede o huzurlu-şen günler!" diye iç geçırıyor. Bu yüzden tv yapımcıları "Şöyle sıcak bir mahalle dizisi çeksek de krizi aşsak." diye düşünüyor. Perihan Abla'dan bu yana hep böyle. Şu anda oynayan dizilere bakıyorum çoğu bahçeli-ahşap bir evde geçıyor. Kim özlemez asma çardağı altında komşuların birlikte dolma sarmasını. Kim aramaz mahallenin delisini, delikanlısını, hocasını, muhtarını, arkadaşını, kahvesini, bakkalını, berberini, komşusunu, okulunu, maçlarını ve bu maçlardan sonra içilen gazozları. Bu mahalle bize Osmanlı mirasıdır (Ama redd-i miras ederek kriz-entelektüel yaşantısını mahalle
Sayfa 23·Kitabı okudu
Evet arzu şart; azat olma arzusu yoksa, özgürlük de olmaz! Ama bu Yazgı’nın israflı sonuçları sadece bir insan kategorisinde etkili olur; zaten en mutlak özgür ifade taraftarları da bu kategoriyi bedbahtlar diye değerlendirirler. 
Sayfa 27·Kitabı okuyor
Asıl ve asil yansıma Bu defa yine öptü beni dudağımdan Sonra kulağıma fısıldadı "Biliyorum Neden beni aramadığını İçinde bir yerlerdeyim fark ettin değil mi? Ama varoluşun çıkmaz paradoksunda Dışındayım dünkü gibi Her dün içinde yaşarken" Bir anda irkildim Her zaman onun sözleri Tekrar tekrar kendime getirirdi beni Ama onun kadar bende biliyordum Bana bunu yapan Onun ibretleri değil Ta kendisi! O yüzden işledi kanıma "Sana bunu yapan Geçici heveslerin değil! Kendin olabilmenin mutulugน" Sonra uzaklara gitti ansızın Yakınıma Dışarı çıktı duvarlarımdan İçerden beni izlemek için Çünkü hiç gitmemeye karar vermişti..