"Zorunluluktan doğmuş olan yamyamlık, sonraki bir evrede, dini bir kurum halini alır ve bu biçimiyle, önceki dönemlerde yamyamlığı kuşkusuz uygulamış olan fakat evrimin teokratik evresine varmamış kabilelerde kaybolurken, buralarda daha uzun süre varlığını sürdürdü. Çocuk katli ve ana babanın terki konusunda da aynı saptamayı yapmak gerekir."
Müge Anlı'da çocuğunu günahları silinsin diye öldüren bir kadın görmüştüm, din bu kadar gelişmiş(?) toplumda bile hâlâ kabile hayatı yaşamaya sebep oluyor. Dinlerden korkuyorum. Belki de fobi oluştu. Lütfen bir sabah uyanayım ve dünyadan tüm dinler silinmiş olsun.
allahu ekberli bomba sahnesi makara miydi ya hahaha orasi haricinde guzel kitapti sonda biraz sacmalamis yani sanki bitirmek icin yazilmis gibiydi ama okuttu batmadi
Yazarını uzun süredir duymuştum ama okumak bir türlü kısmet olmamıştı. Açıkçası kitaptan klasik bir suç-gerilim hikâyesi, cinayet, intikam ve katil gibi öğeler bekliyordum; fakat aslında kitap çok daha farklı bir yönüyle etkileyici. Psikolojik gerilim ve dram unsurları ağırlıklı, ama buna rağmen öyle akıcı bir anlatımı var ki, sayfaları merak ve gizemle çeviriyorsunuz.
Kitap boyunca karaktere kızdım, sinirlendim ve “Amaç ne bunun?” diye düşündüm. Fakat hikâyenin sonunda, karakterin hayat hikayesini ve motivasyonlarını öğrendikçe ona karşı hissettiklerim tamamen değişti. O an, karakterin yaşadıkları ve seçimleriyle ne kadar insani ve kırılgan olduğunu anlamak, kitabın bende yarattığı etkiyi daha da derinleştirdi.
Bu kitap, sadece sürükleyici bir hikâye sunmakla kalmıyor, aynı zamanda insan psikolojisini, hayattaki seçimlerimizi ve empati kurmayı düşündürüyor. Hikâyenin dramatik yönü ve karakterin iç dünyası öylesine güçlü ki, okurken hem merakla ilerliyorsunuz hem de duygusal olarak etkileniyorsunuz.
Sonuç olarak, beklentimden farklı bir türde olmasına rağmen kitabı çok beğendim ve kesinlikle tavsiye ederim. Hem akıcı hem de düşündürücü bir deneyim arayanlar için ideal bir eser.
Sigmund Freud’un “Küçük Hans” adlı vakası, psikanalitik kuramın çocukluk nevrozlarını açıklama biçimini somutlaştıran en çarpıcı metinlerden biridir. Bir çocuğun at fobisini çözümleme girişimi gibi gözükse de, bilinçdışının aile içi dinamikler üzerinden nasıl yapılandığını gösteren niteliktedir.
Freud’un, Hans’ın korkusunu yüzeysel bir travmanın sonucu olarak değil, Oidipus Kompleksi çerçevesinde, babaya yönelik rekabet ve anneye duyulan bastırılmış arzu üzerinden okuması, psikanalizin temel varsayımını, yani semptomun simgesel bir dil olduğu fikrini oldukça iddialı bir şekilde ortaya sürüyor.
Freud’un doğrudan hastayla değil, babanın aktarımları aracılığıyla ilerleyen dolaylı analiz yönteminin hem epistemolojik bir kırılganlık hem de kuramsal bir cesaret barındırmasıdır; çünkü Hans’ın atlara yönelik korkusunun, aslında babanın otoritesine duyulan ambivalansın yer değiştirmiş bir temsili olarak yorumlanması, psikanalizin yorumlayıcı gücünü gösterdiği kadar, metnin spekülatif yönünü de açığa çıkarır. Freud’un çocuğun dilindeki her detayı; atın ağzındaki gem, düşme korkusu, sokakta karşılaşma anksiyetesi birer bilinçdışı işaret olarak çözümlemesi, kitabı bir vaka incelemesi olmaktan çıkarıp, neredeyse edebi bir çözümleme metnine dönüştürürken, psikanalizin bilim ile anlatı arasındaki muğlak sınırda nasıl konumlandığını da düşündürüyor. Zira Hans’ın korkusu çözülürken aslında çözülen şey sadece fobi değil, çocukluk öznesinin arzuyla kurduğu karmaşık ilişkidir.
Freud eleştirel bir mesafe koyarak yorumlarının, çocuğun gerçek deneyimlerinden ziyade kuramın ön kabullerini doğrulama eğilimi taşıdığı hissi, metnin akademik güvenilirliğini tartışmaya açıyor. Fakat Küçük Hans'ın psikanalitik düşüncenin gelişiminde vazgeçilmez bir eşik olduğunu inkâr etmek mümkün değildir. İnsan
Merhaba bugün sizlere Hızlandıkça Azalıyorum anlatacağım. Acayip derinden etkiledi kitap ya öyle söyliyim başta. Oldukça yaşlanmış Mathea ve Epsilon çiftinin hayatında ters giden bir şeyler var. Mathea hayatı boyunca kalabalıklardan, insanlardan, sosyalleşmekten, ölmekten ve yaşamaktan korka korka yaşamış. Anksiyete ve sosyal fobi durumu çok güzel anlatılmış. Aslında kendisi çok ince ruhlu, eğlenceli bir kişiliğe sahip ama kendini değiştirmek için cesaret bile bulamıyor çoğu zaman. Nasıl anlatayım o kadar böyle içine kapanmış ki, Epsilon'a, kocasına yani, bile anlatamıyor çoğu şeyi. Görüştüğü konuştuğu kimse yok. Komşulardan biriyle konuşacak bile olsa geriliyor. Sonu oldukça trajik bitiyor kitabın. İnsana ölümü hatırlatan, düşündüren bir kitap. Puanım 10.
Of of of… Kitap çok iyiydi!
Psikiyatrist kitabının devamı olan Psikiyatrist 2, tam anlamıyla nefesimi tutarak, soluksuz okuduğum bir macera oldu.
İlk kitapta olayların perde arkasını öğrenmiş ve Lara’yı akıl hastanesinde bırakmıştık. Bu kitap ise bizi on yıl sonrasına götürüyor. Mark, yaşadığı sarsıcı olayların ardından psikiyatristliği bırakıyor. (Bu arada, o olayların detayları yazarın ‘Fobi’ kitabında anlatılıyormuş.)
Derken eski katilin yeniden ortaya çıkmasıyla Mark için kum saati işlemeye başlıyor. Lara’nın da hikayeye dahil olmasıyla tempo iyice yükseliyor ve kendimizi olayların içinde, nefes almadan okurken buluyoruz.
Kitaba gerçekten bayıldım. İlk kitap yer yer daha sakin ilerlerken, bu kitapta karakterlerin geçmişini ve travmalarını bildiğimiz için daha ilk sayfadan itibaren gerilim tırmanıyor ve son sayfaya kadar hiç düşmüyor.
Özellikle ilk kitabı okuyanlara sesleniyorum!!!Sonrasında neler olduğunu, Lara ve Mark’ın hayatlarının nasıl ilerlediğini merak ediyorsanız mutlaka okuyun.