Form
Büyük patlamadan büyük çöküş teorisine kadar, dizine yatırdığın dinlerin ve dilinde taşıdığın bilimlerinle saçlarına yıldızlar düşmesin, ki sen kâinattaki en güzel yaşam formusun...
Şiir
Küçük gruplara bölünmenin pratik bir nedeni de var. Bu kadar çok insanı beslemek için hemen her gün avlanmada çok başarılı olmak gerekir. Hâlbuki insanlar gruplara ayrılırsa ve herkes kendi başına avlanmaya giderse, en azından bazı grupların yiyecek bulma ve bir nesil daha hayatta kalma ihtimali artar. Böylece eski insan formları, yüz binlerce yıl hatta milyonlarca yıl boyunca yalıtılmış bir şekilde yaşayarak ve az sayıda göçmen alışverişinde bulunarak farklılaştı. Birçok form çıkmaza girdi ve soyu tükendi, ama biri tükenmedi (bizimki), yoksa burada bunu konuşuyor olmazdık.
Sayfa 41·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"Yanık Taşlar" adlı öykün Mardin' de geçiyor, öyküde anlattığın şeyler gerçek mi ya da ne kadarı kurmaca? Ben kurmaca yazarıyım ama yazdıklarımın bir yerinin mutlaka gerçeğe değmesini isterim ya da gerçek hayatın bir anı, bir sözü beni yazmaya iter demek daha doğru. Öte yandan gerçekle de zorum vardır, deforme etmek isterim, alışılmışın dışındaki form etki yaratır, bizi gerçek hakkında düşündürür. Ama bu öykü diğer yazdıklarımın aksine her kelimesiyle gerçektir, sigara izmaritlerini yiyen keçiden, gökkuşağı renklerindeki plaj şezlonguna, ortalığa atılmış paslı su sebilinden bize çay ikram eden hüzünlü gence kadar. Daha önce bu kadar tuhaf, şaşırtıcı, gerçeküstü diyebileceğim bir atmosferle karşılaşmamıştım, hayatın neredeyse sanata benzediği bir an yaşamamıştım, kendimi alışılmadık bir şiirin içine girmiş gibi hissettim. Hep söylerim, olup bitenler açısından bakarsak, sanat hayatla aşık atamaz, hayat sanatı daima yener. Hiçbir dehanın hayal gücü hayatın yarattıklarını aşamaz. Ama sanat tam da burada başlar bence, gerçeğin sarsılmaz doğasını sarsılır hale getirir.
Sayfa 34 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Mekke'nin soğuk ve bencilleşmiş sosyal atmosferinde, yetimin itilip kakıldığı, miskine yemek verilmediği bir toplumda bazı kişiler ibadetlerini gösterişli biçimde sürdürüyorlardı. Taberî ve Kurtubî'nin aktardıklarına göre; Kâbe'nin etrafında uzun uzun duran, rükû ve secdeye benzeyen hareketleri insanların gözü önünde yapan, duayı âdeta bir güç gösterisine çeviren bu kişiler, yalnız kaldıklarında ibadeti tamamen terk ediyor; ama kalabalık içinde "dindarlık" görüntüsünü bir sosyal ayrıcalık gibi kullanıyorlardı. Kureyş'in ileri sınıfı, kutsal mekânı ihlasın değil itibarın sahnesi hâline getirirken, içerdeki samimiyet erozyonunu fark etmeyecek kadar kendi gösterilerinin sarhoşluğuna kapılmışlardı. Ayet ise tam da bu çelişkiyi hedef almış ve dindarlığın sosyal adaletten koparılmasını veyl ederek kınamıştı. Tüm bunlarla birlikte davranışla niyet, bedenle ruh, ritüelle mana arasındaki bu kopuş, insan beyninin nöronlarına değin işle-yen bir etki oluşturmaktadır. Nitekim nöropsikolojik açıdan ibadet, prefrontal korteksi güçlendiren, öz denetim ve empati merkezlerini aktive eden bir eylemdir. Eğer ibadet bu etkiyi göstermiyorsa sorun ibadetin kendisinde değil, insanın ibadeti yalnızca "davranışsal bir form" olarak yaşamasındadır. Yani ritüel sinir sistemine dokunmuyor, kalbi dönüştürmüyor, zihinsel şemaları onarmıyor demektir.
Sayfa 117·Kitabı okuyor
Medeni hayatının güldürüsünü medyanın adalet anlayışına emanet eden bir memleket, son derece tehlikeli bir dönemece girmiştir, özel hayatımızı korumak için bizi tonlarca gülünç form imzalamaya zorunlu kılan ama aslında her adımımızı denetleyen, kesinlikle ikiyüzlü bir yönetimdir. Bu nedenle, henüz gazetelere düşmeden kendi ağzımla itiraf edeyim ki, benim telefon konuşmalarım genellikle zor durumda bırakmaya pek teşnedirler. Çok yeni bir örnek vereyim size. "Ne zaman döndün Brezilya'dan?" "Dün." "Nasıl karşıladı karnaval yosmaları seni?" "Her zamanki gibi büyük şenlik oldu ve şıllık Clara çok kıskanacak!" "Ya geçen sene terk ettiğin kukumavlar? Sen gerçek bir canavarsın!" Hayatının yarısını İtalya'da, yarısını Brezilya'da geçiren rahip arkadaşımla bu konuşmam bir gazetede yayımlansa, nasıl bir etki uyandırırdı acaba? Kesinlikle din adına beyaz kadın ticareti yapmakla suçlanırdık; oysa "Brezilyalı yosmalar" yıllar önce birlikte edindiğimiz ve hep yeni ve maceralı sevdalar peşinde koşan neşeli köpeklerimizdir; Clara onun Brezilya'daki evinde bulundurduğu harika bir papağandır ve "kukumavlar" da İtalya'dan ayrılmadan önce bir başka rahip arkadaşına emanet ettiği cüce papağanlardır.
Sayfa 36·Kitabı okuyor
Ama bu kaza belki de beklenmedik bir şans. Bir işaret, bir kurtuluş. En azından birkaç günlüğüne evde yalnız olacak Lucien babaannesine gidecek. Giriş çıkışlarını denetleyecek kimse olmayacak. Hatta daha da ileri gidip, her şeyin bundan da iyi olabileceği ihtimali düşünüyor. Richard ölebilirdi. Dul kalırdı. Dul bir kadının yapacağı birçok şeye göz yumulur. Keder, olağanüstü bir bahanedir. Hayatının geri kalanında hata üstüne hata yapabilir, bir daldan bir dala konabilirdi; hakkında yalnızca "Kocasının ölümünden sonra yıkıldı. Bir türlü toparlayamadı" denirdi. Hayır, bu senaryo uygun değil. Bir sürü form doldurmasını istedikleri bu bekleme salonunda, Richard'ın kendisi için vazgeçilmez olduğunu teslim etmek zorunda. Onsuz yaşayamaz. Dımdızlak kalır. Hayatla, gerçek, berbat, somut hayatla başa çıkması gerekir. Her şeyi baştan öğrenmesi, her şeyi yalnız yapması ve aşka ayırdığı zamanı resmi kâğıt işlerine hasretmesi gerekir. Hayır, Richard asla ölmemeli. Adèleden önce değil.
Sayfa 88