Yıllardır elimde sürünen, defalarca kez okumaya başlayıp defalarca devamını getirmeye tahammül edemeyip fırlattığım, kitaplığımdan kitap seçerken bakıştığım "Huzursuzluğun Kitabı" nı sonunda bitirebildimm. İlk aldığımda nasıl çocuksu bir heyecanla almıştım. Devamını getirmeye tahammül edemeyişimden anlamalıydım, okuduktan sonra bitirmiş olmanın hazzını vermeyeceğini, bütün arzuları söndüreceğini ve diğer kitaplar gibi olmadığını...15 gündür her elime aldığımda daha da huzursuz eden bu kitabı bitirdiğim için mutlu olduğumu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Kitap mutlu etmiyor, her satırında huzursuz ediyor, bitirdikten sonra da huzursuz etmeye devam ediyor. Gerçekten delirtiyor. Öyle ki kitabın sonuna doğru Pessoa'ya sövdüm.
Şimdi düşünüyorum da keşke, kitaplığımda "bir gün okuyacağım, sıra sana da gelecek" diye bakıştığım kitap olmaya devam etseydi. Keşke bir gün okumayı düşleyen o halime dönebilseydim. Şimdi Huzursuzluğun Kitabı başucu kitabım olacak. Huzursuzluğu başucuma koyacağım.
Kitaba henüz yeni başlayanları ve hiç okumamış olanları çok kıskanıyorum, çünkü ben bir daha hiçbir zaman ilk kez okuyor olma heyecanını yaşayamayacağım.
Kitapla ilgili yorumuma gelirsek isminden belli, mutlu edecek bir kitap değil. Ama tokat gibi çarpan gerçeklerin yarattığı huzursuzluk bütün arzuları söndürüyor, duygularınızı öldürüyor, hüzünle baş başa bırakıyor. Öyle ki Pessoa "Delilikten korkmuyordum, delirmekten korkuyordum." diyor. Kitabı okurken her satırda delirme korkusunu içime içime yaşadım. Kitabın yarısını çizdim. Kendimle konuşuyor gibi Pessoa ile konuştum. Birbirimizi böylesine anlamak öyle ağır geldi ki, tarif edemem. Zaten Pessoa da kelimelerin hisleri tarif etmeye yetmeyeceğini belirtiyor.
Normalde kaliteli bir kitabı okuduktan sonra oluşan o müthiş zevki hissetmem gerekiyor ama