Toplumsal bilinçdışında “para güçtür” dogması, ilkel dürtülerin, özellikle de egemenlik ve güvenlik arzusunun, modern bir rasyonalizasyonudur. Bana göre bu sav, insan doğasının daha derin dinamiklerine indirgenirse, kendi içinde paradoks barındırıyor. Güç, özünde bir nesne değildir, bir süreçten ibarettir. Biriktirilebilen bir madde değil, süreğen bir irade halidir.
İnsan davranışlarını yönlendiren asıl güç, görünürdeki nesnel araçlar değil, bastırılmış arzuların ve bilinçdışı çatışmaların karmaşık oyunundan ibarettir. Para, yalnızca bu çatışmaların fetiş nesnesine dönüşmüş bir yanılsamadır. Sizin paraya yüklediğiniz güç, sizin kendi varoluşsal eksikliğinizi maskeliyor. Ama eksikliğinizi ortadan kaldırmıyor.
Karakter, zeka ve ahlak gibi nitelikler ise paranın sağlayamayacağı bir tür “içsel bütünlüğü” doğuruyor. Karakter, dürtülerin bilinçli süzgeçten geçirilerek yapılandırılması, zeka, arzularla gerçeklik ilkesi arasındaki dengeyi kurabilme yetisidir. Ahlak ise, özne ile öteki arasındaki ilişkinin sorumluluk temelinde kurulduğu etik bir alanı işaret eder. Yavaşça sonuca gelelim…
Para, bu süreçlerin hiçbirini kendi başına üretemez. Sadece kısa devre yapar. Özne, gerçek emek ve bireysel gelişim süreçlerinden geçmeden, geçici bir iktidar hissi yaşar. Ama bu his, bilinçdışının derin katmanlarında daima kırılgandır, her an çökebilir. Çünkü gerçek güç, dışsal nesnelerde değil, içsel formasyonun istikrarında bulunan bir şeydir.
Yani alıntı yaptığınız “para güçtür” sözü, nevrotik bir savunma mekanizmasından ibarettir. İnsanın kendi ontolojik yetersizliğini, yersiz bir nesneye yansıtarak unutma çabası diyebiliriz. Gerçek güç ise, dışsal nesnelerle değil, içsel bütünlükle kurulur. Kısaca güç, paranın değil, bireyin kendisinin ürünüdür.