Puan vermedi·109 syf.··
2026 23. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 16:31
Spoiler içerebilir Sakar içime kocaman taş oturmuş gibi hissetmeme neden olan bir kitaptı zaten kitabın konusunun ağır olması bir yana bunun yaşanmış bir olay olması insanı derinden yaralıyor. İnsanın kendisini sorgulamasına neden oluyor acaba çevremde böyle bir durum var ve ben farkında olmayabilir miyim diye kendinize soruyorsunuz. Fransa da 2009 yılında Marina Sabatier adlı kızın yaşadığı olayı anlatıyor kitaptaki ismi Diana kitabın ana düşüncesi herkesin göz göre göre ellerinden kızı kaybetmeleri buna rağmen Diana'nın yüzünden hiçbir zaman gülümseme eksik olmuyor. Diana'nın acı durumunu ilk farkeden teyzesi ve anneaannesi ancak durumu gerekli yerlere bildirdikten sonra gerekeni yaptım diyip geri çekiliyorlar ve sırasıyla Diana'nın hayatına giren herkes bu düşüncede oluyor ve küçücük çocuk göz göre göre ellerinden kayıp gidiyor aile de o kadar profesyonel yalanlar söylüyor her şikayette bir sürü yalana sığınıyorlar ailedeki üç çocuğa bu yaşatılmayıp neden Diana diye sorguluyor insan. Hiçbir çocuk hiçbir canlı bu acımasızlığı haketmiyor bu durumda bize düşense elimden geleni yaptım diye düşünüp kabuğumuza çekilmek yerine bir çocuğun hayatı uğruna savaşmak olduğunu düşünüyorum umarım daha fazla çocuğumuzun daha fazla kadınlarımızın canı yanmaz hiçbir canlı sebebi ne olursa olsun bunları haketmiyor. Kitabı okuyup bu duyguları daha derinden hissetmenizi öneririm.
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,7bin okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 4105. kitabı
Jules Verne denince aklıma her zaman sıra dışı yolculuklar, keşifler ve bilimsel hayal gücü gelir. Bu yüzden Chanteleine Kontu'nu okumaya başladığımda beni bambaşka bir Jules Verne'in karşılayacağını tahmin etmiyordum. Bu eser, yazarın alıştığımız macera ve bilimkurgu yönünden çok, tarihî olaylara odaklanan farklı bir çalışması olmuş. Kitap, Fransız Devrimi sonrasında yaşanan karışıklıkları, savaşları ve insanların bu süreçte verdiği yaşam mücadelesini anlatıyor. Verne, dönemin atmosferini oldukça başarılı yansıtmış. Özellikle savaşın insanlar üzerinde bıraktığı izleri, ailelerin parçalanmasını, ayrılıkları ve yaşanan acıları okurken dönemin zorlu şartlarını hissetmemek mümkün değil. Tarihî olaylar sadece bir arka plan olarak kullanılmamış; karakterlerin hayatlarını şekillendiren güçlü bir unsur hâline gelmiş. Bunun yanında kitapta etkileyici bir aşk hikâyesi de yer alıyor. Savaşın ve kaosun ortasında filizlenen duygular, hikâyeye duygusal bir derinlik katmış. Aşk, sadakat ve umut temaları, karanlık dönemlerin içinde bile insanı ayakta tutan değerler olarak öne çıkıyor. Eserde en sevdiğim noktalardan biri, Jules Verne'in olayları tarafsız bir gözle anlatmaya çalışması oldu. Tarihî süreçleri aktarırken yalnızca savaşları değil, bu savaşların insanların hayatlarında açtığı yaraları da göstermesi kitabı daha etkileyici kılıyor. Bazı bölümlerde olay örgüsü ağır ilerlese de dönemin tarihine ilgi duyan okurlar için oldukça değerli bilgiler içeriyor. Sonuç olarak Chanteleine Kontu, Jules Verne'in farklı yönünü görmek isteyenler için güzel bir tercih. Bilimkurgu beklentisiyle okunursa şaşırtabilir ancak tarihî roman sevenler için savaşın yıkıcılığını, ayrılıkları, fedakârlığı ve aşkı bir arada sunan etkileyici bir eser. Ben kitabı okurken hem dönemin Fransa'sına kısa bir
Chanteleine KontuJules Verne · Alfa Yayınları · 202061 okunma
Reklam
Julien Sorel'e Kızdım ama Hak da Verdim
10/10
·604 syf.··
2026 53. kitabı
Kütüphanede rastladım bu kitaba. Helikopter Yayınları'nın yeni baskısıydı ve ilk dikkatimi çeken şey de baskısının güzelliği oldu. Açıkçası okumaya başladıkça da kitabın neden dünya klasikleri arasında sayıldığını daha iyi anladım. Bende yer yer Dostoyevski ve Tolstoy romanlarının bıraktığı tadı bıraktı. Stendhal (asıl adı Marie-Henri Beyle), romanı Napolyon sonrası Fransa'nın oldukça çalkantılı ve karanlık bir döneminde yazmış. O yıllarda insanın ne kadar zeki ya da çalışkan olduğundan çok hangi aileden geldiği ve hangi çevreye ait olduğu önemli. Julien Sorel de tam böyle bir ortamın içinde yükselmeye çalışan genç bir adam. Zeki, hırslı, gururlu ve yer yer insanı sinirlendiren biri. Ama bir yandan da onu anlamaya çalışıyorsunuz. Kitabın adındaki kırmızı ve siyah da aslında çok anlamlı. Kırmızı; Napolyon'u, askerliği, cesareti temsil ediyor. Siyah; kiliseyi, makamı, kuralları. Julien'in hayatı da bu iki renk arasında sıkışıp kalıyor. Belediye başkanının çocuklarına ders vermeye başlamasıyla gelişen olaylar ve başkanın karısıyla yaşadığı ilişki hikâyeyi bambaşka bir yere taşıyor. Julien çok hesapçı, kibirli biri aslında. Romanı okurken sık sık "hırs insanı nereye kadar götürür?" sorusunu düşündüm. Julien'in yükselme isteği ona bazı kapıları açıyor ama aynı zamanda felaketini de hazırlıyor. "Keskin sirke küpüne zarar" sözünü hatırlatan bir hikâye. Sonlara doğru yaşananlar da bunun en büyük göstergesi. Kitap sadece bir aşk hikâyesi değil; sınıf atlama arzusu, ikiyüzlülük, güç, hırs ve insanın kendi içindeki çatışmaları üzerine de düşündürüyor. Ben okurken yer yer Julien'e kızdım, yer yer hak verdim ama hiçbir zaman kayıtsız kalamadım. Özellikle genç yaşlarda hayatı, başarıyı ve yükselmeyi çok fazla düşünen okurların bu kitaptan alacağı şeyler
Edebiyat
Kırmızı ve SiyahStendhal · Helikopter Yayınları · 201312,6bin okunma
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 143. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 00:00
"BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ" Gece vagonun içi karanlık. Annemin anlattığına göre kadının biri bana, 'Hadi Vartan bir şarkı söyle de biraz şenlenelim,' demiş. Ben de şöyle bir şarkı tutturmuşum: 'Elinde bir deste gül Gülistan'dan geliyor, Yavuklusu yanında Al yanaktan öpüyor.' Vartan İhmalyan, 1913’te Konya’da doğdu. 1944’te Robert Kolej’in mühendislik bölümünden mezun oldu. Ardından Fransa, Macaristan, Polonya ve Çin derken 1961’de Moskova’ya yerleşti ve 1987’deki ölümüne kadar orada yaşadı. Bir mühendis, bir göçmen, bir dil sever. Ve Türkiye’yle bağı hiç kopmayan bir yürek. Edebiyatımızda “İhmal Amca” olarak tanınan, çocuklara armağan ettiği masallarla hafızalara kazınan Vartan İhmalyan’ın Bir Yaşam Öyküsü, 20. yüzyılın çalkantılı coğrafyasında bir Ermeni, bir Türkçe sever, bir komünist ve bir entelektüel olarak var olma mücadelesinin belgeseli. Kitap, onun “Benim iki anadilimden ilki Türkçe’dir” sözünü edebi bir kimlik tanımı olmaktan çıkarıp derin bir tarihsel ve siyasi bağlama oturtuyor. Eserin, Vedat Türkali ve Mete Tunçay’ın değerlendirme yazılarıyla birlikte sunulması bakımından da kıymetli; çünkü bu isimler hem İhmalyan’ın tanığı olduğu dönemin hem de Türkiye sol hareketinin önemli aktörleri. Peki, bu anı kitabını diğerlerinden ayıran şey ne? Neden hâlâ okunmayı hak ediyor? İhmalyan anılarına 1915’e, Konya’dan kalkan bir trenle başlıyor. Henüz iki yaşında olmasına rağmen aile büyüklerinden dinlediği bu travmayı şöyle aktarır: “Derken, günün birinde katar katar hayvan vagonlarına binmiş, Doğu’ya gidiyoruz. Bende bir sevinç, bir sevinç ki trene binmişim diye. Oysa sürgüne gidiyormuşuz.” Bu masum bakış açısıyla söylenen söz, Ermeni tehciri gibi bir kırılma anını edebiyata taşırken, aynı zamanda ailesinin nasıl kıl payı kurtulduğunu (Ereğli’de ambar müdürü olan bir
Edebiyat
Bir Yaşam ÖyküsüVartan İhmalyan · Cem Yayınevi · 201210 okunma
Puan vermedi·352 syf.·
2026 424. kitabı
Yahudiler ;1376'da Macaristan'dan, 1394'te Fransa'dan, 1420'de Venedik'ten ve 1470'te Bavyera'dan kovuldular, her defasında çözümü Osmanlı'ya sığınmakta buldular." Atakan Büyükdağ Tarih severler,yine Almanya Hitler ve onun doneminden yansıyanlari okuduk Kavgamız Avrupa’dan göçen Yahudi bilimadamlarının Amerika’yı tercih etmesinin ardında yatan asıl sebep neydi? Almanya’nın tarihi hiperenflasyon döneminde neler yaşandı, Hitler bu dönemi nasıl avantaja dönüştürdü? Yahudiler neden bir anda istenmeyen ırk haline geldiler? I. Dünya Savaşı’ndan sonra Macaristan’da yaşanan kızıl terörle Yahudilerin nasıl bir bağlantısı vardı? Almanya’da Hitler’i başa getiren iç karışıklıklara kimler, nasıl sebep oldular? Hitler’den önceki geçiş kabineleri nasıl engellendi? Albert Einstein’ı Almanya’dan kaçmaya zorlayan nedenler nelerdi? Einstein nasıl bir anda kendisini antisemitizmin hedefinde buldu? II. Dünya Savaşı süresince Hitler’i yenilmez kılan etkenler nelerdi, Hitler II. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında nasıl bu kadar hızlı ilerledi? Atom bombası adım adım nasıl ve neden keşfedildi? Yahudi bilimadamları Hitler’den intikam almak için neleri göze alabileceklerdi? Albert Einstein’ın Türkiye’ye göndermek istediği 40 Yahudi bilimadamının amacı neydi, İsmet İnönü Einstein’ın bu teklifini neden reddetti? • Türkiye’deki eğitim reformu nasıl gelişti? Atatürk, II. Abdülhamit’in yeniden açtığı Darülfünun’u neden kapattı ve İstanbul Üniversitesi neden kuruldu? Kimileri bu kavganın sonunu bilerek şeytanla anlaşma imzaladı, kimileri ise can havliyle sığındığı limanda kendisini azgın dalgalara teslim etti. Birçoğu daha sonradan pişmanlık duyacaktı ama iş işten çoktan geçmiş, koca bir millet can vermiş olacaktı. Kavgamız
Araştırma-İnceleme Siyaset-Politika Tarih
KavgamızAtakan Büyükdağ · Destek Yayınları · 2017790 okunma
Hannah Arend/ Kötülüğün sıradanlığı
Puan vermedi·320 syf.··
2026 29. kitabı
Hannah Arend/ Kötülüğün sıradanlığı Nazi Almanyasında Yahudilerin toplama kamplarına ve gettolara naklinden sorumlu Otto Adolf Eichmann 11 Mayıs 1960’ta Buenos Airesin kenarı mahallelerinden birinde yakalandı ve İsrail’e getirildi 11 Nisan 1961’de Kudüs bölge Mahkemesi’ne çıkarıldı ve 15 ayrı iddia ile suçlandı başkalarıyla birlikte nazi rejiminin başından sonuna kadar özellikle ikinci Dünya Savaşı sırasında Yahudi halkına karşı suçlar insanlar karşı suçlar işemişti Türkiye’de totalizm üzerine çalışmalar ile tanınan ünlü siyaset bilimci Hannah Arend bu kitabında nazi Almanyası döneminde milyonlarca Yahudilerin toplama kamplarında önüme gönderilmesinden sorumlu SS yetkilisi Otto Adolf Eichmann Kudüs’teki yargılama sürecini ele alıyor Yahudi soykırımının mimari olarak sunulan Adolf Eichmann sadist bir canavardan ziyade hatta korkutucu derecede normal bir insan olduğunu dikkat çeken Arend özellikle düşünme ve muhakeme iletişimin kaybolması ile birlikte kötülüğün nasıl sıradanlaştığını vurguluyor. Arend ,Adolf Eichmann'ın davasını The New Yorker dergisi için takip ederken geliştirdi ve daha sonra bunu Eichmann Kudüs'te adlı kitabında derinleştirdi. Arendt davanın başına gittiğinde, milyonlarca Yahudinin toplama kamplarına gönderilmesini (lojistiğini) organize eden Eichmann'ın "sadist bir canavar" ya da "psikopat bir nefret figürü" olmasını bekliyordu. Ancak mahkeme salonunda karşılaştığı figür tamamen farklıydı. Kitap , Soykırım sürecini de başlık başlık ele almış özellikler3-13 arasın bölümler Soykırım’ın nasıl planlandı nerede ne şekilde hayata geçirildiği konusunda net bilgiler sunmaktadır örneğin İlk çözüm olarak Yahudiler sürgün etmek düşünürken ikinci çözüm olarak Yahudiler bir merkezli toplamak ve nihai çözüm olarak da öldürmeyi planlıyorlar Soykırım sadece
Kötülüğün SıradanlığıHannah Arendt · Metis Yayınları · 2022990 okunma
Reklam
Reklam