Türkiye'nin elinde deprem sonrası müthiş fırsat vardı, yeşil ve akıllı şehirler yaratmak için. Ankara'dakiler inat ve cehaletle aynı yapılaşmayı tekrarladılar, Kötü örnekler ortadayken bizi sadece doğaya değil, birbirimize düşmanlaştıracak şehirlerde, apartmanlarda ısrar edildi! Fransa'da, İngiltere'de yüzlerce daireli binalar mecburen bırakılmıştı, yaşayanlar mekânlara tahammül edemeyip zarar vermeye başlayınca.
Sayfa 162·Kitabı okuyor
Dinden bağımsız da ahlak olur
Türkiye’de kimse, ahlakın dinin tekelinde olmadığını bilmez. Çünkü çocukluktan itibaren, din ve ahlak konuları, okuldaki derslerde dahil olmak üzere, paralel öğretilir! Adı üstünde: “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi. Sanki ahlak kavramı tektanrıcı dinlerle birlikte ortaya çıkmış gibi uydurma bir ahlak tarihi anlatılır çocuklara. Oysa ahlak, yazılı kaynaklara göre, tektanrıcı dinlerin ortaya çıkmasından binlerce yıl önce, yazılı kaynakların ötesine de geçecek olursak, muhtemelen on binlerce yıl önce zaten vardı. Sadece genel olarak ahlak değil, tektanrıcı dinlerin bazı ahlaki değerleri de bu dinler ortaya çıkmadan önce zaten vardı. Daha yakın bir geçmişe bakacak olsak bile, MÖ 5 ve 4. yüzyılda, yaklaşık 2400 yıl önce yaşamış olan Platon, Aristoteles ve Epikuros gibi Antik Yunan filozofları, tektanrıcılıktan tamamıyla bağımsız olarak, adalet üzerine, ahlak üzerine, iyilik üzerine, erdem üzerine, dostluk üzerine yüzlerce sayfalık kitaplar yazmışlardı. Bu dönemde Musevilik Ortadoğu’da ufak bir coğrafya ile sınırlı bir azınlık diniydi ve Antik Yunan’daki egemen din değildi; çoğu filozofun bu dinden haberi bile yoktu. Hıristiyanlık ve Müslümanlık ise daha ortaya bile çıkmamıştı; Hıristiyanlık Platon’dan yaklaşık 400 yıl sonra, Müslümanlık da Platon’dan yaklaşık 1000 yıl sonra ortaya çıktı. Platon, Aristoteles, Epikuros gibi filozoflar Musevi, Hıristiyan veya Müslüman değildi; ancak ahlak, adalet, iyilik, erdem, dostluk üzerinden bir yaşam biçimi ortaya koymuşlardı. Tektanrıcı bir kültürde yetişen birçok filozof ve düşünür için de aynı şey geçerlidir. Hume, Marx, Sartre, Russell gibi düşünürler, dindar olmadıkları halde, dinsiz oldukları halde, Tanrı’ya da inanmadıkları halde, adalet üzerine, eşitlik üzerine, ahlak üzerine, iyilik üzerine yıllarca düşünmüşler, bu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Niğbolu Muharebesi
Osmanlının hızlı ilerleyişi Avrupa’daki hıristiyan güçleri telaşlandırdı ve Macaristan kralı Sigismund Türklere karşı bir haçlı seferi çağrısına önderlik etti. Macaristan, Eflak, Almanya, Polonya, İtalya, Fransa, İspanya ve İngiltereden gelen birliklerle yaklaşık 100.000 kişilik bir Hristiyan ordusu Sigismund önderliğinde Temmuz 1396’da Buda’da toplanırken, Ceneviz, Venedik ve Rodos şovalyeleri’nin gemilerinden oluşan bir müttefik filosu da boğazlarda ve Karadeniz kıyılarında devriye geziyordu. Hristiyan ordusu Tuna vadisinden Niğbolu’ya giderek işgal altındaki kaleyi kuşatmaya aldı. Beyazıt onları burada yakaladı ve Hristiyan ordusunu bozguna uğrattı. Bu zafer Beyazıt’ın Güney Tuna topraklarında kontrolünü sağlamlaştırarak, Avrupa üzerinden Kostantinepolise yardım gelmesini engelledi.
Sayfa 155 - Osmanlıların Zaferi
1000Kitap
Falih Rıfkı, Yakup Kadri, Ruşen Eşref ve Halide Edip hakkında
Herkes kelleyi koltuğa almış, hapishanelerde çürürken, İstiklal mahkemeleri cayır cayır işlerken, bunlar rahat bourgois hayatı sürebilsinler. Halbuki hakiki inkılaplar kendi öz evlatlarıyla beslenir. Fransa büyük ihtilali buna en güzel bir misaldir. Yoksa hem ihtilalci ol, hem devrimci ol ve kırk küsur sene, kendine şöyle rahat kapitalist ve burjuva hayatı temin et ve rahat döşeğinde ecelinle öl. Böyle sonunu tatlıya bağlayan bir ihtilal ve devrim, hiçbir memlekette gösterilemez. Kelleyi koltuğa almadan da, ne hakiki ihtilalci ne devrimci hiç kimse olamaz.
Sayfa 86 - Timaş·Kitabı okuyor
Tarih
1484’te Kristof Kolomb, batıya doğru seyahat ederek Doğu Asya’ya giden yeni bir ticaret yolu bulacağını umarak filosunu finanse etmesi için Portekiz kralına başvurdu. Bu tür keşifler çok masraflı ve riskliydi. Gemileri inşa etmek, ikmal malzemesi depolamak, denizcilere ve askerlere ödeme yapmak için çok para gerekiyordu ve yatırımın geri dönüşünün olacağı da garanti değildi. Portekiz kralı teklifi reddetti. Kolomb tıpkı günümüz girişimcileri gibi davrandı ve pes etmedi. Fikrini İtalya, Fransa, İngiltere ve hatta tekrar Portekiz’deki başka potansiyel yatırımcılara götürdü. Her seferinde reddedildi. Daha sonra, yeni birleşmiş İspanya’nın yöneticileri olan Ferdinand ve Isabella’yla şansını denedi. Yanına deneyimli lobiciler de almıştı ve onların da yardımıyla Kraliçe Isabella’yı bu sefere yatırım yapması için ikna etmeyi başardı; Isabella turnayı gözünden vurmuştu. Kolomb’un keşifleri İspanyolların Amerika’yı fethetmesini sağladı. İspanyollar da orada kralı, bankerleri ve tüccarları hayal bile edemeyecekleri kadar zenginleştiren altın ve gümüş madenleri, şeker ve tütün çiftlikleri kurdular.
Sayfa 315·Kitabı okuyor
Soylular Fransa da hâlâ istediklerini yapabilme hakkına sahip.