Puan vermedi·280 syf.··
2026 27. kitabı
Kitabın baş qəhrəmanları narkotik asıllığından əziyyət çəkən gənc bir cütlükdür. Kitabda bir növ onların gündəliyi kimi yazılıb. Kitabın 3 əsas başlığı var, “O və Həvva” , “Həvva və O” və “Həvva və qızı”. Başlıqların ilki oğlanın gözündən, ikincisi qızın, yəni Həvvanın gözündən, üçüncüsü isə adından məlum olduğu Həvva və qızının gözündən yazılıb. Biz kitab boyu oğlanın adını öyrənmirik. Yalnızca Həvvanı və onun ətrafındaki insanları tanıyırıq. Hekayə xarici ölkədə keçdiyi üçün digər obrazların adları da xarici adlardır. Mənim üçün isə bu obrazlar arasından ən yadda qalanı Leo oldu. Leo istər dünyaya baxışı, istər dünyagörüşü, istərsə də fəlsəfə biliyi ilə məni özünə çəkməyi bacardı. Çox təəssüf ki biz kitab boyu onu çox az görürük. Kitabın qısaca çatdırmaq istədiyi mesaj isə, narkotikin nə qədər pis bir şey olduğudur. Lakin klassik mətnlərdən fərqli olaraq, 47-ci xromosom kitabında, yazıçı bizi narkotik aludəçiləri ilə güclü şəkildə empatiya qurmağa sövq etdirir. Həmçinin yazıçı Bizlərə “onlar asıllıdır, onlardan uzaq durmalıyıq” fikrinin əvəzinə “onlarda insandır, onlara əlimizi uzatmalı və onlara yardım etməliyik” firkini aşılamağa çalışır. Mən əsəri bəyəndim, xüsusən ilk səhifələri özünü oxutdururdu. Yeri gəlmişkən, bu roman yazıçının 4-cü romanıdır. O bundan başqa, “Mənim lənətlənmiş dünyam”, “Onu sevməyə məhkumam” və “Qullar” adlı romanlarında müəllifidir. Həmçinin bu kitabı xüsusi qılan bir digər xüsusiyyətdə, kitabın özünə xas musiqi playlisti olmasıdır. Siz onu oxuyarkən, kitabda keçən musiqiləri dinləyə bilərsiz. Kitabın içinə bu musiqilər aiddir: Hi Profile - Harmony Hi Profile - Dead or alive Hi Profile - Mediterranean Hilight Tribe - Free Tibet Relativ - Gayatri Fable - Temple of Light Technical Hitch - Mama İndia Technical Hitch - Reborn Shanti People
47-ci XromosomZiya Səfərbəyov · Əli və Nino Kitab · 201911 okunma
Puan vermedi·424 syf.··
2022 44. kitabı
Gurur ve Önyargı (Pride and Prejudice), Jane Austen’in 1813 yılında yayımlanan en ünlü ve en sevilen romanıdır. Austen’in eserleri arasında hem en popüler olanı hem de edebiyat tarihinin en önemli klasiklerinden biridir. Roman, 19. yüzyıl başı İngiltere’sinin taşra sosyetesinde geçer. Beş kız kardeşten oluşan Bennet ailesinin en büyük sorunu, mal varlıklarının (entail yüzünden) erkek varise kalmasıdır. Bu yüzden kızların “iyi bir evlilik” yapması hayati önem taşır. Hikâye, zeki, canlı, ironik ve güçlü karakteri Elizabeth Bennet ile zengin, gururlu ve görünüşte soğuk Mr. Fitzwilliam Darcy’nin ilişkisi etrafında döner. Başlıkta belirtilen “gurur” ve “önyargı”, sadece Darcy ve Elizabeth’in kişisel kusurları değil, dönemin hemen hemen tüm karakterlerini etkileyen toplumsal ve psikolojik engellerdir. Temalar Evlenme ve Maddi Güvence: Austen, dönemin kadınlarının en önemli “mesleğinin” evlilik olduğunu acımasız bir gerçekçilikle gösterir. Charlotte Lucas’un evliliği ile Lydia Bennet’in evliliği, bu konunun iki farklı ucunu temsil eder. Sınıf ve Statü: Austen, aristokrasi ile alt-orta sınıf arasındaki gerilimi ustaca işler. Darcy’nin ilk teklifi, sınıf farkının yarattığı önyargıyı çarpıcı biçimde ortaya koyar. Gurur ve Önyargı: Romanın asıl derinliği buradadır. Darcy’nin gururu (kibir), Elizabeth’in önyargısı (yanlış ilk izlenim) ve ikisinin de zamanla bunları aşma süreci, romanın duygusal ve entelektüel omurgasını oluşturur. Kadın Aklı ve Bağımsızlık: Elizabeth Bennet, Austen’in yarattığı en unutulmaz kadın karakterlerden biridir. Evlilik tekliflerini maddi nedenlerle reddedebilen, zekâsıyla ve ahlaki duruşuyla var olan bir kadındır. Bu açıdan 19. yüzyıl edebiyatında devrimci bir figürdür. Karakter Analizi Elizabeth Bennet: Zeki, esprili, dürüst, bazen fazla keskin dilli.
Gurur ve ÖnyargıJane Austen · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202598bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Alın, okuyun ve okutturun
10/10
·847 syf.··
2026 5. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2026 03:30
Genel yorumum: Bugün, size George R. R. Martin'in yazdığı ve uzun yıllardır hâlen devam etmekte olan Buz ve Ateşin şarkısı serisinin ilk kitabını, yani Taht Oyunları'ndan bahsedeceğim. Dizisini bilmeyen yoktur diye düşünüyorum. Yaklaşık olarak final sezonuna kadar adından ve başarısından söz ettiren dizinin finali tartışmalı bir şekilde biten bu serinin aslı 1996 yılında çıkan orijinal ismiyle A Game of Thrones kitabıdır. Öncelikle bu kadar popüler bir seri olmasının hakkını sonuna kadar veriyor diyebilirim. İlk sayfasından son sayfasına kadar okuduğum ve uzun zamandır fantezi eserleri arasından beni bu kadar içine kaptıran bir kitap olmamıştı. Karakterleri, atmosferi, olayları falan okurken akıp gidiyor resmen satırlar arasında. Kitabın konusuna gelecek olursam eğer kitabımız; Bran isminde Stark hanedanlığına mensup bir çocuğun gözünden başlıyor. Kuzeyde yaşayan starklar onurlu, güvenilir insanlarıyla ve soğuk iklimleriyle bilinen insanlar. Kışyarında mutlu, mesut, herşeyin eğlencesinde doyasıya yaşayan starklar, birgün krallığın daha doğrusu direk kralın baş yardımcısı, kral eli Jon Aryn’ın ölümü haberiyle birlikte bizzat sarsılıyorlar. Bunun üzerine kral Robert Baratheon, çok yakın arkadaşı olan ve kışyarının lordu olan Eddard Stark’ı yeni kral eli olması için ziyarete geliyor ve olaylar bu noktada baş göstermeye başlıyor. Ve hikaye genel olarak olarak Stark, Baratheon, Lannister ve Targaryen gibi hanedanlıkları ele alıyor daha çok. Çok fazla konusundan da bahsetmek istemiyorum aslında, tavsiyem çok fazla bilgi edinmeden, spoiler yemeden okumanızdan yanadır. Stark ailesinin yanı sıra kitabın her bölümünde farklı bir karakteri okuyor, farklı bir hanedanın gözünden olayları değerlendirme fırsatı buluyoruz. Ayrıca hikayenin çeşitliği açısından da çok hoş bir yazım tarzı kullanılmış bence. Ve
Edebiyat
Taht OyunlarıGeorge R. R. Martin · Epsilon Yayınları · 201310,9bin okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2026 61. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 22:51
Benim de daha önce çok severek okuduğum “Kuzeyin Derinliklerine Giden Dar Yol” ile 2014’te Man Booker Ödülü’ne layık görülen Richard Flanagan’ın 2024 yılında kurgu dışı kategorisinde Baillie Gifford Ödülü kazananı “Soru 7” adlı eseri Ayşenur Bilgen çevirisiyle yayımlandı. Richard Flanagan eseri on bölüm ve her bir bölümün altında alt bölümlerden oluşuyor. Eleştirmenler tarih, bilim, anı ve otobiyografik kurguyu harmanlayan yazarın eserini her hangi bir türe sokamamışlar; gerçekten de okuduğum en enteresan kitaplardan biri oldu. 2012 yılında Flanagan, II. Dünya Savaşı sırasında Japonlara esir düşen ve bir kömür madeninde köle olarak çalışmak zorunda kalan babasının tutulduğu Japonya’daki Ohama Kampını ziyaret eder. Bir dönem orada çalışmış gardiyanlarla yan yana gelmek rahatsız edicidir. 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya atılan ve saniyeler içinde onbinlerce kişinin ölümüne neden olan atom bombası sayesinde kurtulan babası Tazmanya’ya geri dönmüştür. Başkalarının yıkımı olan atom bombası bazılarının da kurtuluşu olmuştur. H.G. Wells’in Rebecca West ile ilişkisine değinen Flanagan, atom bombasının fikir babası Leo Szilard’ın Wells’in The World Set Free romanından etkilenerek nükleer zincir reaksiyonu kavramını geliştirdiğini ve sonrasında çok pişman olduğunu yazar. Ailesi ile ilişkileri, çocukluk anıları, yazmaya nasıl başladığı, belgesel çekimi için Rosebery’e dönmesi, kano kazası gibi pek çok otobiyografik konunun yanı sıra Leo Szilard’a ait bölümler, İngilizlerin Tazmanya yerli halkına uyguladığı soykırım, atom bombasının atılması ile değişen Dünya düzeni gibi tarihsel ve bilimsel bölümler kitabın ne kadar zengin olduğunu gösteriyor. “Trajedinin komediyi dokunaklı, komedinin de trajediyi dayanılabilir kıldığı bir trajikomediydi dünya.”
Soru 7Richard Flanagan · Sia Kitap · 20268 okunma
İki Salgın: Koronavirüs ve Irkçılık
Puan vermedi·88 syf.··
2026 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2026 08:03
Yapacak Bir Şey Zadie Smith Kitabın pandemiye odaklanan kısımları, aslında hepimizin yaşadığı o tuhaf "zaman girdabını" mercek altına alıyor. Smith, metropol insanının trajedisini tek bir tespitle özetliyor: Bizler, saniyelerin hesabını yaptığımız o koşturmaca dolu hayatları yönetmekte ustaydık ama "geniş zamanın" boşluğu önümüze serilince hepimiz afalladık. Altı farklı denemeden oluşan kitapta Smith, sistemi eleştirirken asla bağırıp çağırmıyor; aksine son derece objektif ve dozunda bir üslupla, sıradan olayların bile psikolojimizi nasıl darmadağın ettiğini anlatıyor. Zamanın bazen sığınılacak bir liman, bazen de kaçılması gereken bir düşman olduğunu onun satırlarında iliklerimize kadar hissediyoruz. İki Salgın: Koronavirüs ve Irkçılık Belki de kitabın en sarsıcı bölümü, biyolojik bir virüsle toplumsal bir virüsün kıyaslandığı yer. Smith, George Floyd’un katledilmesi üzerinden yüzyıllardır iyileşmeyen bir yaraya neşter vuruyor. Yazara göre ırkçılık, koronavirüsten çok daha eski, çok daha bulaşıcı ve çok daha ölümcül bir "ruh hastalığı". Kölelik yasalarla kağıt üzerinde kaldırılmış olabilir, ancak Smith’in de vurguladığı gibi; bu sömürgeci ruhun zihinlerden temizlenmesi için çok daha derin bir "cerrahi girişime" ihtiyaç var. Bu faşist tavrın insanlık tarihindeki bilançosu, herhangi bir salgından çok daha ağır. Sonuç Olarak Zadie Smith’in bu kitabı , orijinal ismi olan Feel Free (Özgür Hisset) ifadesinin hakkını sonuna kadar veriyor. Bizi hem bir düşünce fırtınasına davet ediyor hem de sistemin dayatmalarına karşı bir meydan okuma sunuyor. Eğer modern dünyayı, zamanın ruhunu ve içimizdeki o sönmeyen "hakikat" arayışını bir de Smith’in penceresinden görmek isterseniz, bu derleme size çok iyi gelecektir. Şunu da eklemeden geçmeyelim; konuların derinliği ve işleyiş şekli çok
Edebiyat
Yapacak Bir ŞeyZadie Smith · Everest Yayınları · 202163 okunma
9/10
·174 syf.··
2026 768. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2026 22:05
Bilim kurgu tarihinin kenarında kalmış gibi görünen; ama aslında modern zihin dünyamızın tam merkezine çok önceden yerleşmiş metinlerden biri. Roman bugün eski bir fikrin nostaljik çekiciliğini değil, tersine, rahatsız edici bir güncelliği yansıtıyor. Çünkü bu kitap, gerçekliğin hakikatini, benliğin güvenilirliği ve insan bilincinin özgünlüğü gibi soruları, dijital çağın kelime dağarcığı henüz oluşmadan önce sormayı başarmış bir roman. Bu nedenle Simülakron-3 yalnızca erken dönemin bir bilim kurgu örneği değil; bugünün simülasyon estetiğini, kimlik krizlerini ve ontolojik paranoyasını önceden haber veren karanlık bir kehanet gibi okunmalı. Romanın asıl başarısı, “ya bu dünya gerçek değilse?” gibi artık popüler kültürün tekrar ettiği bir soruyu sormasında değil, o soruya verdiği atmosferik cevapta saklı. Galouye, meseleyi sırf zekice bir kurgu numarası olarak kullanmıyor; aksine, karakterin zihninde ve okurun sinir sisteminde yavaş yavaş yayılan bir güvensizlik alanı da oluşturuyor. Bu yüzden Simülakron-3, sonradan gelen birçok simülasyon anlatısından daha yalın, daha soğuk ve bir bakıma daha da acımasız. Burada düzen bozulduğunda yalnızca olay örgüsü sarsılmıyor; “ben” dediğimiz şeyin dayandığı zemin de çöküyor. Romanın dehşeti tam burada başlıyor: Kişi yalnızca kandırıldığını değil, belki de en başından beri bağımsız bir varlık olmadığını fark etmek zorunda kalıyor. Bu yönüyle kitap, doğrudan Descartes’ın gölgesinde dolaşıyor. “Düşünüyorum, öyleyse varım!” önermesi, felsefe tarihinde kuşkunun içinden kurtarılan son sığınak gibidir; oysa Simülakron-3, bu sığınağın duvarlarını sessizce aşındırır. Evet, düşünüyor olabilirsiniz; ama düşünmeniz, gerçekten özgür, biricik ve “ilk elden” gerçek olduğunuzu kanıtlamaya yetiyor mu dersiniz? Ya düşüncenin kendisi, daha üst
Simülakron-3Daniel F. Galouye · Yapı Kredi Yayınları · 202472 okunma