• en iyi yayınevlerini sıralarken çeviri, fiyat, editörlük, dizgi, baskı, ulaşılabilirlik, kitap seçimi gibi faktörlerden sadece birini alıp "en iyi" sıfatını bunun üzerine kurgulamak haksızlık olur.

    benim naçizane değerlendirmelerim şu şekilde: (sayılar sıralama amacıyla değil okurken kolaylık olsun diye. yanlış anlaşılmasın)


    1- iletişim yayınları

    edebiyat çevirisi konusunda en önemli iki dilde türkiye'nin en iyi çeviri kadrosuna sahip olduklarını düşünüyorum. bunların ilki rusça. ergin altay ağırlıklı olmak üzere mehmet özgül, mazlum beyhan, leyla soykut gibi tümü başarılı çevirmenlerle çalışıyorlar. diğer dil ingilizce'den yaptıkları çevirilerde de murat belge, fatih özgüven, tomris uyar gibi yine hepsi önemli çevirmen/edebiyatçıların imzaları var. çeviri dışında editör/redaktör ekibi de oldukça başarılı, mesela dünya klasikleri serisinin editörlüğünü uzunca bir süre orhan pamuk götürmüştü. zaten yayınevinin başında murat belge gibi türkiye'nin en birikimli edebiyat tarihçilerinden (siyasi görüşünü cartını curtunu bir kenara bırakıyorum) biri var. ayrıca birçok kitabında önemli edebiyat kuramcılarının ve yazarların önsözlerini/sonsözlerini bulmak da mümkün. türk edebiyatında ise oğuz atay, ihsan oktay anar, sevgi soysal, hasan ali toptaş, yakup kadri karaosmanoğlu şeklinde muazzam bir kadroları var, şimdiki gençliğin meraklısı olduğu filinta takımı (afili filintalar) da cabası. siyasi tarih konusunda da çok başarılılılar. zaten bu iki konuda rakipleri can'ı çok geride bırakmış durumdalar.

    kitapların ulaşılabilirlik açısından da pek bir problemi yok. sadece yüksek fiyat politikaları iletişim'in kitaplarının ufak kitapçılara düşmesini biraz engelliyor. gerçekten de fiyatları oldukça yüksek olmasına karşın kitapların sayfa sayısı arttıkça rakipleriyle arasındaki fark kapanıyor, hatta 1000 sayfalık bir kitabı (mesela karamazov kardeşler) can yayınları'ndan daha ucuza sattıklarını görmek mümkün. dizgi kalitesi de son derece başarılı olan bu yayınevinin kapak kalitesi (yazı boyunca kapak kalitesi kriterinden kastım kitabın ciltleme kalitesi olacak, 'ciltli kapak' çağrışımı yapmasın diye ayırıyorum) ise en büyük eksiyi alıyor bana göre. muhteşem çeviriler tamam, muhteşem editörlük tamam ancak 2 okumada haşatı çıkacak bir kapak kalitesi kabul edilebilir gibi değil. "kitap dediğin şey evladiyelik olmalı, torunum bile aynı kitabı okumalı" diye düşünüyorsanız onca artısına rağmen iletişim yayınları size uymayacaktır. baştan söylemiş olayım. bir de stanislaw lem'i lehçe'den filan değil, ingilizce'den çeviriyorlar, gözümden kaçtığını sanmasınlar.


    2- can yayınları

    iletişim ile aşağı yukarı aynı siklette olan bu yayınevi modern dönem (1910 sonrası) ve çağdaş dönem (1960 sonrası) için iletişim'den bence bir tık önde. franz kafka, albert camus, thomas mann, george orwell, gabriel garcia marquez, jose saramago gibi yazarlarıyla yakın tarih için daha çeşitli bir seçki sunuyor gibi. bunun yanında krem renkli ve nispeten daha kalın kapaklı klasikler serisiyle dostoyevski, tolstoy, balzac, hugo, dickens, austen gibi dev isimleri de atlamamış oluyorlar. çeviri konusunda ise rusça ve ingilizce dışında yeterince zengin bir çeşitlilik sunmayan iletişim'i geçmiş durumdalar. rusça çevirilerde iletişim'in çevirmenleri dışında nihal yalaza taluy çevirileri de mevcut. ingilizce'de nihal yeğinobalı, celal üster; fransızca'da tahsin yücel, selahattin hilav; almanca çevirilerde ahmet cemal, kamuran şipal gibi dev isimlerle çalışmışlar vaktiyle. tahsin yücel'i eski türkçe kullandığı için sevmeyenler tabii var ama sen ülkece onun kadar aktif bir fransızca çevirmen çıkartamadıysan, bugün hala onun çevirilerine mahkumsan bunun sorumlusu tahsin yücel değil. bunun yanında ispanyolca, italyanca gibi dillerden de birçok önemli yapıtı başarıyla türkçe'ye çevirmişler.

    editoryal açıdan da iletişim'in pek gerisinde olmayan can yayınları sayfa sayısı az olan kitaplarda iletişim'den daha ucuz bir fiyat skalasına sahipken, sayfa sayısı arttıkça fiyatlar iletişim'i geçmeye başlıyor. fakat benzer materyali kullansalar da iletişim'e nazaran daha iyi kapak kalitesine sahip olduğunu düşünüyorum, yıpranmaya daha dayanıklı kitapları var, dolayısıyla fiyat farkı çok can sıkmıyor. klasikler serisi ise daha kalın kapaklı, ciltli olmasa da ortalamanın biraz üstünde. bir de eski düz beyaz, minimalist tasarımları güzeldi, rafta bir can yayınları kitabı olduğunu uzaktan görüp anlamak kolaydı. oturup kitabı seyretmek için değil, kitapçı rafında fark edebilmek için önemli bu. muhtemelen yeni kapaklardan sonra satışlarında belli bir düşüş olmuştur. yeni tasarımları güzel olsa dahi renkli olduğundan insanlar fark edemeyebiliyor.


    3- yapı kredi yayınları

    benim en sevdiğim yayınevlerinden biri bu. belki de yaşadığım şehirde kendi kitabevi bulunduğu ve her kitabı %20 indirimle alabildiğim içindir. can yayınları'na göre daha seçici davranıyorlar. bu yönüyle insanlarda can ve iletişim'in artıklarını yayınladıkları düşüncesi hasıl olabilir ancak roza hakmen'in çevirdiği kayıp zamanın izinde ve don quijote, nevzat erkmen'in çevirdiği ulysses, ahmet cemal'in çevirdiği niteliksiz adam gibi dev eserlere girişmek herkesin harcı değil. bunlara cesaret edip başarılı olmak bence saygı duyulacak bir iş. kazım taşkent klasikleri dışında türk edebiyatında sait faik abasıyanık, sabahattin ali, yusuf atılgan gibi öykücü/romancıların yanında şiir derlemeleriyle de (başta ikinci yeni) yabana atılamayacak işler yapıyorlar. çeviri konusunda zaten yukarıdaki örnekleri verdim, onun dışında çavdar tarlasında çocuklar'ı can yayınları'nın kötü çevirisinden kurtarmış olmaları bile takdire şayan.

    yıllarca enis batur'un etkisi altındaydılar, eb'den sonra orhan pamuk'u transfer etmiş olmaları editoryal açıdan da bir gelişim sağlayacaktır diye düşünüyorum. iletişim pamuk'u bu yönde kullandıysa, yky de geri kalmayacaktır muhtemelen. kapak kaliteleri iletişim'den de, can'dan da daha iyi çünkü daha sert bir materyal kullanıyorlar, kolay kolay zarar görmüyor kitaplar. bunun yanında kendi ayraçları da var; herhangi bir şeyi ayraç olarak kullanamayan, illa ki hususi ayraç isteyenler için güzel bir çözüm. fiyat politikaları ise bana kalırsa önceki iki yayınevine göre daha anlaşılır seviyelerde. belki indirimin de etkisi vardır bunda, bilemiyorum. ayrıca delta ismiyle çıkardıkları, ciltli kitapları da var. gerçekten çok uçuk fiyatlara satıyor olsalar da tasarımları oldukça güzel. ancak sarı ve yırtılmaya çok müsait yaprakları nedeniyle pek tercih edilesi değiller.


    4- iş bankası yayınları

    birçoklarının en favori yayınevi. nasıl olmasın ki; hem müthiş bir klasikler koleksiyonu var, hem çeviriler güzel, hem ciltli kapak seçeneği var, hem de fiyatlar ucuz. üstelik kendi kitabevinden alırsanız daha da ucuz oluyor. hasan ali yücel klasikler serisinden çıkardıkları kitaplar gerçek anlamda klasik eserlerden oluşuyor; romanın yanında deneme, oyun, şiir klasiklerini de bünyesinde barındırıyor. fakat modern ve çağdaş edebiyat alanında rakiplerinin çok gerisinde kalmaları büyük bir dezavantaj. modern klasikler serisi henüz çok dar, pek fazla gelişecek gibi de durmuyor açıkçası. zaten gelişmesin de, iki üç yazar transfer edecekler diye fiyat politikalarının değişmesini istemeyiz, ben istemem en azından. editoryal anlamda diğer rakiplerinin "ünlüler kadrosu"na pek yanaşamamış olmaları dışında çeviri alanında da başarılı bir yayınevi olduğunu düşünüyorum.

    rusça çevirilerde iletişim ve can ile hemen hemen aynı kadro var (sadece çehov'u ataol behramoğlu'na çevirtmişler). fransızca, ingilizce çevirilerde sabahattin eyüboğlu ve vedat günyol gibi isimlerin egemenliği hakim. karton kapakları yky ile aşağı yukarı aynı, ancak ciltliler gerçekten iki-üç nesil kullanılabilecek kalitede. üstelik ciltliler internet alımlarında ya da kendi kitabevinden indirimli alımlarda can ve iletişim'in klasikleri ile aynı fiyata geliyor. yalnız kapak tasarımı/görselliği konusuna takıntılıysanız (neden olasınız, orasını bilmiyorum) iş bankası yayınları tümü aynı tasarımlarıyla sizleri tatmin etmeyecektir, söyleyeyim. kapağın görünüşüne bakarak kitap seçiyorsanız içimden "beter olun" demek geliyor ama gördüğünüz gibi demiyorum. ehe.


    5- ayrıntı yayınları

    onlarla ilgili tanımım ismiyle çağrışımlı olacak, "ayrıksı yayınevi" kendileri. gidip öyle herkesin sevebileceği kitapları basmazlar, nerede bir kült kitap var hep bunların çatısının altından çıkar. yeraltı edebiyatı, lacivert kitaplar, felsefe/sosyoloji seçkileriyle ve felsefi içerikli romanlarıyla kendine özgü, sadık okur kitlesi yaratabilen ender yayınevlerindendir. ancak, bütün bu hoşluklarına rağmen kendileriyle bir hayli sıkıntılarım da var. öncelikle en önemli işlerden birini, çeviriyi pek sallamıyorlar. orijinali ingilizce, fransızca olmayan bir kitabı kendi dilinden çevirdikleri pek görülmüş şey değil. gerçi en azından hangi çevirinin esas alındığını yazıyorlar, bunu bilip alıyorsunuz, zira onu yapmayan da var. (oda yayınları diyeyim ama benden duymuş olmayın) çevirinin bu kadar önemli bir iş olduğunu belirtmişken bu kabul edilebilir bir şey olmasa da, özgün editoryal çalışmaları, seçkileriyle türkiye yayıncılığında önemli bir boşluğu doldurduklarını düşünüyorum. kapak kalitesi nispeten iyi olan bu yayınevinin eski kitaplarında saman kağıt kullandığını görebilirsiniz. kapak görselliği, ayraç haricinde saman kağıdı kokusu fetişiniz de varsa bu yayınevi de tam size göre. yalnız fiyatları bana biraz tuzlu geliyor. bir de dizgisi bazı kitaplarda gerçekten kötü olabiliyor, bir istikrar yok o konuda.


    6- metis yayıncılık

    ayrıntı ile aşağı yukarı benzer bir yayın politikasına sahip yayınevi. felsefe/sosyoloji yayınlarında önemli eserler çıkarmış durumdalar. bunun yanında ursula k le guin'in kitaplarını, tolkien'den yüzüklerin efendisi'ni filan basıyorlar. elif şafak zamanlarında fiyatları biraz yukarı çekmişlerdi diye hatırlıyorum, şimdilerde tekrar mantıklı sulardalar. editoryal açıdan ve kitap seçimi konularında sol görüşe biraz yatkın olduklarını düşünüyorum, sel yayıncılık kadar olmasalar da. kapakları kaliteli, tasarımları da güzel.


    7- sel yayıncılık

    hazır adı geçti, öne çekelim bu yayınevini de. sol görüşe yatkın dedim, belki alakası bile yoktur ama genel itibariyle kitap seçkileri ve fiyat politikaları bana öyle oldukları izlenimini veriyor. küçük iskender, ah muhsin ünlü gibi şairleriyle, john steinbeck, truman capote gibi romancılarıyla, alain de botton serisiyle, ayrıntı'dan arta kalan yeraltı edebiyatı kitaplarıyla farklı dallardan ortaya karışık bir şey yapıyorlar gibi ama fiyatları gerçekten uygun olabiliyor. tek tük, arada kalmış kitapları da basarak onların da bir eksiği doldurduklarını düşünüyorum, "bunu biz daha iyi yaparız" diyerek anlamsızca boylarından büyük işlere (bkz, bir sonraki yayınevi) soyunmuyorlar.


    8- ithaki yayınları

    ben bunları yayıncılığın pegasus'u (pegasus airlines) olarak görüyorum. kitapları tek tek, içerik olarak ele aldığınızda oldukça başarısız, özensiz çalıştıklarını söylemek uygun olur. fakat o kadar hızla büyümeye çalışıyorlar, o kadar çok konuya el atıyorlar ki kayıtsız kalmak mümkün değil. bolca fantastik/bilimkurgu, distopya, edgar allan poe, biraz boris vian, biraz althusser, biraz jules verne klasikleri, biraz da kemal tahir derken abandone oluyorsunuz. arada garnitür niyetine kafka, varlık ve hiçlik, komünist manifesto da çıkartıyorlar. yani ne yapmaya çalıştıklarını anlamak mümkün değil. fakat özellikle edgar allan poe öykülerinin çevirisinden aldıkları eleştiriler, boris vian kitaplarında her yönden yarattıkları fiyasko, fantastik/bilimkurgu başta olmak üzere dizgi konusundaki rezillikler bu yayınevini benim nazarımda çöp statüsüne sokuyor. fantazi/bilimkurgu meraklılarını memnun etmeleri de benim için hiçbir şeyi değiştirmiyor. gerekirse 2 tane kitap basarsın ama yaptığın işin başarısına/özenine herkes saygı duyar. bin tane kitabı özensizce ortaya dökünce başarılı olunmuyor.


    9- cem yayınevi

    en köklü yayınevlerinden biri. zamanında klasikler denince akla ilk gelen yayınevi buymuş. hatta klasikleri ciltlere bölerek yayınlamışlar. fakat birçoğu orijinal dilinden çevrilmemiş, anlaşılır bir türkçe de pek kullanılmamış, haliyle cem'in eski basım klasikleri bugün sahaflarda oldukça düşük fiyatlara gidiyor. çok fazla haşır neşir olduğum bir yayınevi olduğunu söyleyemeyeceğim ancak kafka okunacaksa, kafka'yı türkçe'ye en iyi çevirenlerden (ahmet cemal'den daha iyi olmamakla birlikte) birinin, kamuran şipal'ın kafka çevirileri buradan çıkar. aynı zamanda rainer maria rilke'yi de çevirmiştir şipal, onun da külliyatı cem'dedir. bu ikisinin (kafka ve rilke) de bütün öykülerini güzelce ciltleyip tek birer kitapta satma şıklığını da gösterirler ayrıca. bir de siyasi ve felsefi klasikleri de hala basıyorlar, yanılmıyorsam saman kağıdına üstelik. fetişlerine duyurulur.


    10- remzi kitabevi

    kendi yayınlarını satan (bildiğim kadarıyla indirim filan yapmıyorlar) kitabevi zinciri olan bu yayınevi ecnebilerin "non-fiction" dedikleri kurgusal olmayan her tür yayında önemli bir ekole sahiptir; siyasi-felsefi-sosyolojik-deneme yayınları çevirisinden ve özellikle de editörlüğünden şüphe duymadan alınılabilir. kurgusal konularda artık fazla öne çıkan bir kitabevi olmamasından mütevellit okuyucu kitlesi de diğer yayınevlerine göre biraz farklıdır. bir tek john steinbeck'i görebildim ben romancı olarak. bir de yerlilerden ayşe kulin, zülfü livaneli filan var sanırım.


    11- altıkırkbeş

    tümüyle ayrıksı, hatta çoğunluğa marjinal gelen metinlere ağırlık vermeleri çok hoş olsa da bunları düzgün bir çeviriyle birleştiremedikten sonra bir kıymeti kalmıyor. elimde sadece uçan spagetti canavarı'nın kutsal kitabı çevirileri var, dürüst olayım onda bir problem göremedim. fakat bunun dışında tasarımlarıyla dikkatimi çekip açıp incelememe vesile olan kitaplarında redaksiyon hatalarından, düşük cümlelerden göz gözü görmüyordu. bazı kitaplarında gerçekten ucuz fiyatlar oluyor ama bunun açıklamasının çeviriyi üç kuruşa ona buna yaptırmaları olduğunu düşününce yine bir anlamı yok. incecik bazı kitapları ise anlamsızca kırmızı ciltlere basıyorlar, parayı oradan kırmaya çalışıyorlar. bu yönüyle özgünlüğü başarıyla birleştirmekten çok uzaklar.


    12- kırmızı kedi yayınları

    aynı remzi gibi birkaç yerde kendi kitaplarını da sattıkları mağazaları var. remzi'nin aksine kendi kitapları indirimli, %20 gibi bir şey olması lazım. virginia woolf, sylvia plath, inci aral gibi feminist yazarlar ve jose saramago dışında dikkatimi çeken bir yayınları olmadı. kapaklarda kullandıkları materyal kendilerine özgü, tırtıklı karton gibi bir şey kullanıyorlar. woolf'ta iletişim gibi bir rakipleri var ancak fiyatların daha ucuz olması avantajları. yalnız iletişim'de woolf'u tomris uyar çevirirken, kırmızı kedi'de genellikle ilknur özdemir çeviriyor. cv'si güçlü ancak tartışmalı bir çevirmen. ulusalcı kanattan gazetecilerin kitaplarını da basan bir yayınevi aynı zamanda.


    bundan sonrakileri ancak birkaç kelimeyle özetleyebilirim, yoksa bitmez bu entry
    agora kitaplığı: özellikle sinema kitaplığı ve emile ajar (romain gary) kitaplarıyla saygın bir iş yapıyorlar.

    say yayınları: felsefe/sosyoloji yayınlarında öne çıkan bir yayınevi. fakat bastıkları hemen her kitabı daha iyi basan (çeviren, edite/redakte eden) başka yayınevleri var. nietzsche külliyatı düşünce itibariyle parmak ısırtsa da aynı şey onun çevirileri için de geçerli.

    oğlak yayınları: aklıma direkt rekin teksoy'u getiren yayınevi. orijinalinden ve kesip/biçilmeden çevirilen decameron, ilahi komedya gibi klasiklerin yanında marquis de sade ve birkaç fransız klasiğini de başarıyla türkçe'ye kazandırmaları takdire şayan.

    payel yayınevi: sadece elias canetti çevirileri bile yeter ama yetmemiş sigmund freud'u da çevirmiş adamlar. eli öpülecek insanlar.

    kırmızı yayınları: özellikle şiir seçkilerinde belki de en başarılı yayınevi. sadece kitaplarının ele, çantaya, rafa uymayan tasarımlarından, manasızca beyaz kağıda basmalarından ve uçuk fiyatlarından şikayetçiyim. yoksa bilirler, severiz.

    mitos boyut: tragedya diyorum, komedya diyorum, tiyatro diyorum, olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu diyorum. başka da bir şey demiyorum zaten.

    dost kitabevi yayınları: dost kitabevi'ni severim, sayarım ama hemen hiçbir kitabının baskısının bulunamamasına ne gibi bir açıklama getiriyorlar onu bilmiyorum. mesela kurt vonnegut kitaplarının telifini alıp basmamak gibi bir stratejileri var. gerçi cep boyutundaki tematik kitapları güzel, hemen şeyetmeyelim. (kurt vonnegut şu sıralar can ve april yayınları tarafından basılmakta)

    kabalcı yayınevi: en sevdiğim yayınevlerinden biri ama daha fazla çevirisini görmek istiyor insan. felsefe ve siyaset tarihi kitaplarını çok iyi çevirilerle ancak pahalı satıyorlar (çünkü yanında orijinal metni de tutuyorlar genellikle). bir de otostopçunun galaksi rehberi var tabii. kitaplarının kenarındaki k sembolünü yidiğim.

    tübitak yayınları: kurum olarak tübitak eleştirilse de halen bilim tarihine dair önemli kitapları basıyorlar, buna evrim kitapları da dahil. devlet destekli olmasının da etkisiyle fiyatları uygun, ciltli üretimleri bile son derece makul.

    everest yayınları: bu yayınevinde benim dikkatimi çeken üstat ile margarita çevirisi olmuştu. yeni nesil rus dili çevirmenlerinden sabri gürses'e yanılmıyorsam ödül kazandırmış bu çeviri. ayrıca muhteşem gatsby çevirileri de beklediğimden çok daha iyi çıkmıştı. görünen o ki türk edebiyatında da bayağı iddialılar, en azından işin satış boyutunda.

    doğan kitap: hala türkçe'ye çevrilememiş şeytan ayetleri'ni bile çevirip bassalar benim gözümde kıymetleri yok. o fiyatlarla olmaz çünkü.

    e yayınları: iki çevirisini okudum bu yayınevinin. ilki günlerin köpüğü'ydü, keyif aldım. diğeri boyalı kuş'tu, pek sevemedim. (çevirileri kastediyorum) kitaplarının dizgileri genel olarak kötü, bence biraz düzeltmeliler.

    altın kitaplar: eskiden klasikleri güzelce üstelik ciltli basan bir yayıneviyken bugünlerde stephen king, agatha christie, dan brown ile işi götürüyorlar gördüğüm kadarıyla. mangırların tadı tatlı geldi herhalde.

    Ekşi şeyler den alıntıdır.

    https://seyler.eksisozluk.com/...n-en-iyi-yayinevleri
  • 651 syf.
    ·8 günde·Beğendi·8/10
    Kitapta geçen anahtar kelimeleri isimleri aşağıya sıraladım. Bunlar son yüzde 40’lık bölümünde kendi kurgusunun aşırı kurgusallığının altında çatırdayıp yan yatan bu fantazi hakkında fikir verecektir:
    Nesne, durum, olgu, olay: yaş 15; otobüs yolculuğu; İkinci Dünya Savaşı zamanı; B-29 bombardıman uçağı; UFO; on altı çocuk; bilinç kaybı; hafıza kaybı; toplu uyku vakası; gizemli olay; kır gezisi; mantar toplamak; askerî tahkikat raporu; tren yolculuğu; yılan balığı; şamisen (çalgı); adet kanaması; kimlik karmaşası; mastürbasyon; vicdan azabı; hemofili; Naziler; Yahudi soykırımı; aşk acısı; piyano; öğrenci hareketleri; giriş taşı; cinayet; cinsiyet ayrımcılığı; otoban; balık yağmuru; sülük yağmuru; felsefe; Yunan tragedyaları; plaklar; hayalet; piyano; gitar; ensest ilişki; penis; yıldırım çarpması; asker; savaş karşıtlığı; süngü; Çuniçi Dragons takımının şapkası
    Tarih: 1944; 1946; 1969; 1970; 1972
    Yer İsimleri: Tokyo; Nakano; Şikoku; Takamatsu; Koçi; Hiroşima; Nagoya; Kobe; Fucikava mola yeri; Devonshire (İngiltere); Adelaide (Avustralya); Hindistan; Filipinler; Tastepe
    Mekanlar: kütüphane; spor salonu; otel; lokanta; orman; dağ; ıssızdaki kulübe; tren istasyonu;
    Marka: Revo; Rolex; Casio; Virginia Slim; Pepsi; BMW 530; Mazda Roadstar; Jack Nicklaus (golf giysisi); Mc Donald’s; Family Mart; Lawson; Yoşino-ya; Volkswagen Golf; IBM; Nike; Asics; Boeing; Hiace; Sansui; Kentucky Fried Chicken; Marlboro; Ray-Ban; North Face; Armani; Convers; Toyota Tercel; Mont Blanc; Marlboro; Datsun
    Eserler (gerçek): kitap (Şato; Dava; Dönüşüm; Ceza Sömürgesi; Bin Bir Gece Masalları; Madenci; Gelincik; Macbeth; Elektra; Oidipus; Genci Öyküsü; Ay Işığı ve Yağmur Öyküleri); müzik (Do Majör Piyano Sonatı; Sergeant Pepper’s Lonely Hearts Club Band; As Time Goes By; Little Red Corvette; Arşidük Üçlüsü; Posthorn Serenadı; Kid A; My Favourite Things; Edelweis); film (Casablanca; 400 Darbe; Piyanisti Vurun; Neşeli Günler; Jurassic Park)
    Kişi (gerçek): Duke Ellington; The Beatles; Led Zeppelin; Prince; Franz Kafka; Beach Boys; Rolling Stones; Soseki Natsume; Schubert; Robert Schumann; Brendel; Ashkenazy; Adolf Eichman; Shakespeare; Aisiklos; Sophokles; T. S. Eliot; Aristotales; Freud; C. G. Jung; T. E. Edison; Bob Dylan; Otis Redding; Stan Getz; Akinari Ueda; Henri Bergson; Hegel; Haydn; Lorca; Hemingway; Jean-Jacques Rousseau; Jackie Chan; François Truffaut; Pierre Fournier; Beethoven; Haydn; Rubinstein - Heifetz - Rubinstein Üçlüsü; Mozart; Bach; Radiohead; John Coltrane; McCoy Tyner; Napolyon
    Kişi: Kafka Tamura; Karga adındaki delikanlı; Sakura; Komura Ailesi; Oşima; Saeki Hanım; Nakata; Teğmen O’Connor; Johnnie Walker; Albay Sanders; Tageguciçi; Hagita; Hoşino; Sada; Otsuka (kara kedi); Kavamura (kahverengi çizgili kedi); Mimi (siyam kedisi); Okava (kulağı kesik siyah-beyaz kedi); Susam (kayıp kedi); Tonton (kara kedi); ilkokul öğretmeni; abla (kayıp); anne (kayıp); Koiçi Tamura (baba); Vali Bey
  • 128 syf.
    ·3 günde·8/10
    "Bu kitap beni neden bu kadar rahatsız etti?" sorusunun cevabı : https://youtu.be/danHMzhKVrY

    Oedipus kompleksi : Erkek çocuğun annesine duyduğu aşırı sevgi sonucunda babasının yerine geçme isteğinin saplantı hali.

    Nekrofili : Canlılar yerine ölülere yönelik bir cinsel istek duyma hali.

    Zoofili : İnsan ve hayvan arası cinsel eylemi ya da şiddeti tanımlamak için kullanılan bir terim.

    Gizli eşcinsellik : Kadının çekicilik yönü kuvvetli olduğunda erkekte oluşan şiddetli kıskanma durumlarında oluşabilecek klinik bir vaka.

    Adım Zebercet.

    Ne ölüyüm, ne sağım. Bilinçaltım dipsiz bir kuyu. Bir otel işletirim. Tavanarası katına bilinçsel olarak ulaşamayacağımı bilsem bile cinsel isteklerim Oedipus kompleksinin oluşmasını sağladı. Böylece Freud buna id adını koydu. id sensin ulan
    id babandır ulan anandır ulan
    karındır
    karım değil bir kadın
    adım zebercet
    bir otel işletirim
    babamdan kalma
    babamın adıyla kendimi tanıttığım olmuştur
    doğuştan bir yeteneğim var
    bilinçaltlarını görmek
    niye verdiğim para üstlerini almıyorsunuz
    insanlar alsanıza verdiğim üstleri
    kalmasın size ait bende bir şey
    illa etrafımdakileri eksiltmem mi gerek
    bir daha sizi içeri alan id olsun

    Otelimize hoşgeldiniz, buyrun. Boş odamız yok. Şu an ego katı üzerinde bulunuyorsunuz. Ne kadar da normal görünüyorum değil mi? Sanki hiç id ve süperegoya sahip değilmişim gibi duruyor. Yalan yahu, külliyen yalan. Hayır, size dememiştim. Ben bu kattan yönetiyorum bütün bu oteli. Bir kadın vardı, o gittikten sonra 1 numaralı odayı kimseye vermedim. Zaten kimse hak etmedi ondan başka. Karakterim bana insanların kapılarını dinleyip onların cinsel olarak haz alışlarını duymamı emrediyor. Ama ya 1 numaralı odadaki çatışmalarım? Ya idin haberi olursa bundan, ne yaparım sonra ben? Hemen tavanarasına çıkmalıyım
    her ne kadar süperegodan geçmek zorunda olsam da
    idimi unutamıyorum
    o yukarıda
    o her yerde
    bir kedi var
    zoofilik biri miyim ben
    hakkımda tek bildiğim şey adımın zebercet olduğu
    gerisi bilinçaltım
    madem annem benim hayallerimi süslüyor
    o zaman babam olmalıyım
    otoritenin ta kendisi
    öldürmek
    sokmak
    gizli eşcinsellik
    nekrofili
    sabah kalktığımda beni ilk karşılayan sarı donum

    İyi de, ben neden bu oteldeyim? Ben hazlarımdan ibaretim. İnsanlar yoksun hissederse ben yoksun hissederim. Anne, babamla vakit geçirebilirsin ama olmaz ki
    ben ne olacağım
    benliğim ne olacak
    otelim ne olacak
    bu otel neye yarıyor ulan o zaman
    bütün katlarını ben tasarladım
    bu otelin mimarı siz değilsiniz
    anne beni iste
    babamı değil
    yetersiz hissettirme beni kendime
    yok olun
    elimin değdiği insan yok olsun
    mezarlıkta görmek istiyorum sizi
    bu otele ayak basan bir kadın daha olursa
    kendisini hayat boyu bir penisten yoksun hissetsin
    karşılayamıyorum isteklerinizi
    oteldeki bütün odalar boş
    ama oteldeki bütün odalar dolu
    yukarıdan geldi emir
    esas bakmam gereken katlar aşağıki katlar
    ruj sür kadınıma
    temizlik yapıp durma sadece
    bıyığım var mıydı
    iyi de askerde değilim ki
    anne babamla mısın
    yukarılar beni sürüklüyor
    sürükl

    Zebercet soyutlanmadır. toplumdaki bireysizleştirilmenin vücut bulmuş halidir. Canlılardan bulamadığını ölülerden, kadınlardan bulamadığını erkeklerden bulmak isteyen bir bilinçaltı virüsüdür. Bulaşıcıdır. Sanki herkes Anayurt Oteli'ne gelmek ister. Görünmezlik kremini getirin insanlar, ama bu bilince sürülür mü? Gelmeyecek mi? Hiç mi gelmez? Bütün kapılar kapalı otelde. Mahremiyet dağıtır isteyenlere. İstemezler miydi? Canları cehenneme... Alsalardı para üstlerini onlar da. Rahat bıraksalardı onu. Sonra yukarı çıktı.

    Adım Zebercet.

    https://www.youtube.com/watch?v=ifDpYPtf51Y

    *Daha detaylı bir makale için bakabilirsiniz : https://www.researchgate.net/...ak-C-ve-Zebercet.pdf
  • 512 syf.
    ·9 günde·Beğendi·7/10
    Sonunda kitabı bitirmek için bu kadar uğraşacığımı tahmin edemezdim.Ha bitti ha bitecek...Sıkıldım ya...Hele sonu kamu spotu gibiydi.
    Bir eser bu kadar güzel başlayıp bu kadar olduk olmadık yerlere gidebilir:)Neyse bu kadar çıkıştan sonra yavaş yavaş daha dingin bir biçimde incelememe geçecek olursam.
    Önce kapaktan başlamak gerekirse çok sıradan ve geçiştirme bir kapak var karşımızda daha yaratıcı kesinlikle olabilirdi...Ekmek bıçağının şahı yarması nedir ya!!Zaten önyargılarım burada gün yüzüne hemen çıkmaya başlamıştı.Daha sonra esere kendimi vermeye başladıkça
    Ya Hamit bu kadar saldırmana gerek yokmuş kapaktan falan...Gayet keyifli keyifli okuyorsun bak demeye başladım.Yazarımız İtalyan iklimini yansıtmıyor da değildi hani lakin 350'li sayfalara kadar Freud temelli bir kedi fare kovalamacası içinde kendimi bulduğum esnalarda ki tahmin edilebilirliği karakterler ortada gezinse de ve siz bunu farketseniz de keyifle okumaya devam ederken pat.....
    Olayın seyri değişiyor tamam iyi hoş diyorum şimdi yeni bir soluk oluştu.Ancak sona doğru ortaya güzel bir bilmece çıkarayım derken yazarımız tutmuş zorlamanın zorlaması bir konu bularak kitabın sonlarını yavanlaştırmış bir de okuyucuyu scooby doo seyircisi yerine sokmaya kalkmış bu şundandı şu bundadı diye açıklamaya başlamış iyi mi!!Hele o son 20 sayfa...
    Okunur mu?
    Evet okunur.
    Okunması gerek mi?
    Okumazsanız da çok bir şey kaybedilmez.
    Bu incelemede konudan bilerek bahsetmekten kaçınıp sadece düşüncelerime yer verdim çünkü kanaati baştan sona kendiniz oluşturmalısınız bu daha sağlıklı olacaktır tahminim.(tabi okursanız:))
    Ancak beklentilerin yüksek tutulmamasını baştan öneririm.
    Keyifli okumalar dilerim....
  • 168 syf.
    ·1 günde·10/10
    Zeynep Sayın'ın ölümleri siyasallaştırdığımız için uzun zamandır unuttuğumuz dediği Ölüm Ahlakı. Bunun için kaleme aldığı Ölüm Terbiyesi kitabını okurken Şahsiyet dizisindeki bir kare geldi aklıma.

    Agah Beyin alzheimer olmasıyla beraber özel mamasını ve suyunu vermeyi unuttuğu için ölen kedisi. Kedi için yapılan bir mezar. Bir hatırayı devam ettiren küçük levhada yaşamaya devam eden imge: Münir Bey, Canım Kedim.
    (https://pbs.twimg.com/media/Da2j38bXkAcorN7.jpg)

    Unuttuğumuz bir ahlak: Ölüm Ahlakı. Ölümlere, ölülere ne olursa olsun, bir canın yitimi olarak saygı duyabilme ahlakı.

    Bir cenazeyi düzenin dışında, simgeselin dışında kimliklendirilemez olduğu için linç eden, yerlerde sürüyen bir vicdansızlık yerine, Yahudi cenazesi geçerken ayağa kalkan bir peygamberin hatırası: Ölüm Ahlakı.

    Kimi sayfaları neredeyse tekrar tekrar okumak zorunda kalmış olsamda okuması zevk ve felsefi anlamda vecd veren bir kitap oldu.

    Zira kitabı anlayabilmek -kimi pasajları- ciddi anlamda bir psikanaliz (Freud-Lacan) bilgisi gerektiriyor. Zira bir sanat kuramcının yanında bir yazınbilimcinin kimi yerleri oldukça girift bir kitabıyla karşıya karşıyasınız.

    Ölüm ahlakını unutan dünyevi bir iktidar arzusunun pençesinde inşaatlar yapan, ihaleden ihaleye koşan yeni Osmanlıcı İslamcılar için ayağı yere basan oldukça ağır eleştiriler var.

    Ölüm ahlakının temelleri için bin yıllar öncesine gidiyor Sayın Şamanizme kadar uzanan oradan Yesevilik, Bektaşilik, Melamilik, Kalenderilik yoluyla Anadoluya ulaşan baş/sız, hüküm/süz ve hükümran/sız bir sarsılmaya bir esrikliğe teslim olanların oluşturduğu bir mitos.

    Gezi direnişini Kalenderi, Melami, heretik öncülleriyle inceliyor Zeynep Sayın. Devlet tasavvufunun dışında şekillenen ve devlet tarafından sürekli kovuşturulmaya ve takibata uğrayan bir marjinal tasavvuf anlayışının bugün Alevilik fikrinin temellerini oluşturan bir izleğin ve geleneğin devamını olarak incelemiş gezi direnişini.

    Simgesel düzenin yani iktidar tarafından oluşturulmuş söylencelerin dışında bir gerçek olanın ahlakı mümkün mü?

    "Gerçek olan ahlakına sahip bir İslam'ın kurabileceği yegane cemaat ölüm cemaatidir; insana ait yegane aşkınlığın ölümün taavvursuzluğu olduğunu teslim eden, ölümü siyasallaştırmayan bir cemaattir." (s,156)

    Kendisini yaşadığı ülkeden sorumlu hisseden bütün herkesin okuması gereken bir eser.
  • Freud yaşamımızın ilk travmasının doğumda kesilen göbek bağından kaynaklandığını belirtir. Annemizle aramızdaki sabit sevgi bağı o noktada fiziksel olarak edebiyen kesilmiş olur. Sonrasında arkadaşlıkta, aşkta başkaları üzerinden yeniden kurmaya çalıştığımız sevgi bağıdır bu. Girdigimiz her ilişki türünde o sevgi kaynağını ararız.
  • Kedilerin, kadınların ve büyük suçluların ortak noktası şudur: onlar ulaşılmaz bir ideali ve kendini sevme yeteneğini temsil ederler ve bu da onları bizim gözümüzde çekici kılar.
    Sigmund Freud