"Suzanne'in küçük yeğenini teselli edişi, tek bir hamleyle çocuğun saçlarını ve incecik boynunu okşayışı Olive'in zihninde yer etmişti. Bir çırpıda tekneden atlayıp ta iskeleye kadar yüzen bir kadını seyretmek gibiydi bu sahne. Kimileri hiçbir şeyi olduramazken kimilerinin her şeyin üstesinden geldiğinin bir göstergesiydi."
Hem konu olarak hem de mekan olarak birbirleriyle alakasız kitaplar olsa da Olive Kitteridge bana Tim Winton 'ın Dönüş kitabını hatırlattı. Aynı karakter veya mekan ekseninde geçen hikayelerdeki bağlılık bir romanda olduğundan daha fazla karakterleri benimsememe sebep oluyor sanki aralarında yaşıyormuşum gibi. Çoğunlukla Olive'in doğup büyüdüğü Crosby kasabasında geçen hikayelerde kendisi, ailesi ve hayatında bağ kurduğu farklı insanların hikayelerini okuyoruz. Olive bazı hikayelerde ana veya yan karakter bazılarında ise sadece adı geçen biri olarak karşımıza çıkıyor. Kasaba sakinleri keşkeleri ve pişmanlıklarıyla kendilerine ve ailelerine rağmen yaşamlarına devam etmeye ve çoğunlukla da yalnızlıkla mücadele etmeye çalışıyorlar. Bu hayatlara tanıklık ederken de yer yer açık sözlü ve karakterli biri olarak yer yer de inatçı, kaba ve bencil bir karakter olarak Olive'i görüyoruz. Olumlu ve olumsuz özellikleri ve hayatına dokunduğu insanlar ve ailesi üzerindeki etkisi onu gözümüzde büyütmemize de ondan nefret etmemize de neden olmuyor sadece hataları ve eksiklikleriyle bir insanın portresiyle karşılaşıyoruz. Kitapta birçok farklı karakter ve arka planda geçen hikaye var ama içlerinde ne kadar önemsiz görünenleri olsa da tek birinin bile kitaptan çıkarılabileceğini düşünemiyorum. Özellikle aile kavramı ve yalnızlık üzerine yeniden düşünmeme sebep oldu ve bu kitabı okuduktan sonra insanlar hakkında eskisi kadar kolay yargıya varabileceğimi zannetmiyorum. Güzel bir okuma deneyimiydi. Tavsiye ediyorum.