Dünyadan dışlanmış kişiler için zaman farklı biçimde akar. Günün belli saatlerindeki trafik gibi akıp gider ya da toprağın üzerinde santim santim ilerleyen bir gölge gibi hareket eder veya canının çektiği şeyler konusunda size sinyaller gönderen bedeniniz gibi işler. Sanki yanınızdan yavaşça geçip gidiyor gibidir ama aslında günler hızla geçmektedir ve çok geçmeden yüzünüz değişecek, başka birinin yüzü haline gelecektir. Aslında belki de eskisinden daha çok size benzeyecektir, o da mümkün.
Doğadan çıkar, kültüre doğru yükseliriz ama tünediğimiz o yüksek yeri korumak için savaşmamız gerekir çünkü aksi takdirde doğa bizi yeniden aşağıya çekecektir.
Bir aile romanı olan Vaat, Damon Galgut'un okuduğum ilk romanı. 1986 yılında Swart ailesinin annesinin cenazesiyle başlayan kitap her bölümde yapılan zaman sıçramalarıyla 2010'lu yılların sonlarına kadar uzanıyor. Bir ailenin ve ülkenin neredeyse otuz yıllık bir süre içinde yaşadığı çatışmaları ve değişimleri izliyoruz. Roman boyunca arka planda Güney Afrika'da apartheid dönemini ve Nelson Mandela'nın seçilmesiyle başlayan demokratikleşme sürecini takip ediyor ve Swart ailesi üzerinden erkek egemen bir toplumda yetişen kadınlara, bir baba-oğul çatışmasına ve beyaz karakterlerin gözünden ancak parça parça şahit olduğumuz ırkçılığa, eşitsizliğe ve hayatları kendilerine çok geç geri verilen siyahilere karşı tutulamayan vaatlere tanık oluyoruz. Bilinç akışına benzer bir şekilde yazılan romanda karakter perspektifi sürekli değişmesine rağmen kitap akıcı bir şekilde bağlanmış. Özellikle karakterlerin yıllar içinde aldıkları kararlar ve yaşadıkları hayal kırıklıkları çok başarılı bir şekilde aktarılmış. Bir aileyi ve bir ülkeyi bir arada tutan bağlar hakkında bir roman okumak isteyen herkese tavsiye ederim.